ABD Suriye’ye niçin müdahale etmiyor?

Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Davutoğlu, ABD’nin Suriye’ye müdahale etme konusundaki çekingenliğinden memnun değiller. Açıklamalarından bu anlaşılıyor. Bunda aslında bir gariplik de yok değil.
Sonuçta Türkiye’de ABD’nin tekrar bir Müslüman ülkeye müdahale etmesinin hoş karşılanacağını gösteren fazla işaret yok. Buna AKP’nin en sadık tabanını da dahil edebiliriz.
Birkaç yıl önce olsaydı Erdoğan bile, Libya krizinin başında olduğu gibi, “bir Müslüman ülkeye daha müdahale ediliyor” gerekçesiyle buna karşı çıkardı. Bugün ise durumun köklü bir şekilde değiştiğini görüyoruz.

ABD müdahaleye soğuk
Hem Erdoğan, hem Davutoğlu artık, ister BM çatısı altında olsun, ister bir “gönüllü ülkeler koalisyonu”nun başını çekerek olsun, ABD’nin Suriye’ye müdahale etmesini istiyorlar. Ancak bu kez Washington’da bu konuda fazla bir iştahın olmadığı görülüyor.
Başbakan Erdoğan, CNN’in ünlü siması Christiane Amanpour’a geçtiğimiz günlerde verdiği röportajda, ihtiyatlı ifadelerle de olsa, Washington’un bu tutumunu kasım ayında yapılacak Amerikan Başkanlık seçimlerine bağladı.
Ancak, Türkiye’de sık sık telaffuz edilen bu gerekçe gerçek durumu ne kadar yansıtıyor? Dış politika duayenimiz Sami Kohen’in dün belirttiği gibi, ABD’de seçimler olmasaydı, Başkan Obama Suriye konusunda belki daha enerjik hareket edebilirdi. Ama sadece bir yere kadar.
Zira Amerikan kamuoyunda bu konuda hiçbir heves yok. Oysa aynı kamuoyu, 12 Eylül’ün yarattığı hissiyatla, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal edip Saddam’ı devirmesini desteklemişti.
Fakat, Irak’tan ve Afganistan’dan çıkan acı dersler Amerikalıları bu tür müdahalelere karşı soğuttu. İster Obama olsun, ister başkanlık için Cumhuriyetçi rakibi Mitt Romney olsun, hiçbir Amerikalı politikacı bunu göz ardı edemez.
Türkiye’nin de yakından tanıdığı Lehigh Üniversitesi profesörlerinden Henri J. Barkey, Washington Post gazetesinde 23 Ağustos’ta çıkan analizinde, Amerikalıların bu konudaki hislerine tercüman olmuş. ABD’nin Suriye’ye niçin müdahale etmemesi gerektiğini anlatırken şu hususların altını çizmiş:
- Suriye’deki insani kriz inkar edilemez ama buna bir “soykırım” olarak değil, kanlı bir iç savaş olarak bakmak gerekiyor. Başka bir deyişe çatışan iki taraf var. Esad rejimi de istediği kadar lanetlenecek bir rejim olsun, bir azınlıktan geliyor olsa bile arkasında yine de belli bir halk desteği var.
- ABD’nin gerçekleştireceği herhangi bir askeri müdahalede sivil kayıplar da olacak. İslam aleminde ABD’nin Müslümanlara saldırdığı izlenimi tekrar yayılacak. Esad rejimi devrilse bile, iki yıl geçtikten sonra insanlarda sadece bu izlenim kalacak.
- Suriyeli muhalifleri kazanacakları için veya gelecekte yönlendirilebilecekleri inancıyla desteklemek hatalıdır. Suriye’deki kaostan sonra iktidara gelecek kişilerin ABD’nin istekleri doğrultusunda hareket edecekleri kesin değil. Irak’tan çıkan derslerden biri de bu.
- Arap Baharı’nın yaşandığı hiçbir ülkeden bugüne kadar ABD yanlısı bir rejim çıkmadı. Bu nedenle, amaç ne kadar insani ve ulvi görünürse görünsün, hayati ulusal çıkarlar söz konusu olmadıkça ABD herhangi bir Müslüman ülkeye artık bomba yağdırmaktan kaçınmalıdır.

Kinayeli ifadeler
Barkey’in Suriye’ye niçin müdahale edilmemesi gerektiğini anlatırken ortaya koyduğu gerekçeleri bugün Amerika’da çok sayıda yorumcu farklı şekillerde dile getiriyor. “Erdoğan’ın Müslüman Türkiye’si, büyük şeytan ABD’yi Müslüman bir ülkeye karşı müdahaleye teşvik ediyor” diyerek, ortaya çıkan ilginç duruma kinayeli ifadelerle işaret edenler bile var.
Özetle, ABD’nin Suriye’ye müdahale konusundaki çekingenliğini sadece o ülkedeki başkanlık seçimlerine bağlamak hatalı. ABD’deki başkanlık seçimlerinden sonra bu durumun birden değişeceğine inanan varsa, korkarız Suriye konusunda tekrar hatalı bir değerlendirme içindeler.
Sonuçta, Barkey’in yazısından da anlaşılacağı gibi, Suriye’de Türkiye’nin ulusal çıkarlarını etkileyen bir durum ortaya çıkmış olsa da, Washington açısından henüz kendi “hayati ulusal çıkarlarını” ilgilendiren bir durum yok.