'Beni böyle susturamazlar'

Grup toplantısı sonrasında konuştuğumuz CHP lideri Kılıçdaroğlu, ‘Benim konuşmamı istemiyorsanız demokrasiyi süratle getireceksiniz. OHAL’i süratle kaldıracaksınız, adalete erişim hakkını getireceksiniz’ dedi.

Adalet yürüyüşü, içte ve dışta büyük yankı uyandıran CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile dün grup toplantısı sonrasında sohbet ettik. Uzun yürüyüşünün vücudunda yarattığı etkileri anlatırken, performansına kendisi de şaşırmış gibiydi.

“Yürüyüşlere devam ediyor musunuz” diye sorduğumuzda sürpriz bir cevapla karşılaştık. CHP lideri, tahmin edildiği gibi bir parkurda her sabah yürüyüş yaparak kazandığı formu sürdürme
yolunu seçmemiş.

Cevabı, “Evde yürüyorum. Evin uzun bir koridoru var. Telefon görüşmeleri de çok oluyor. Orada yürürken konuşmaya devam ediyorum” oldu. Uzun süre karavanda konaklamanın vücudunda yarattığı etkileri anlatırken, “Vücut iskeleti alışmak zorunda tabii. Karavandan normal yatağa geçince değişiyor haliyle. Ama vücut alışıyor. İnsanoğlunun vücudu enteresan. Her koşula bir şekilde bir süre sonra adapte oluyor” dedi.

‘Ülke monarşiye kayıyor’

CHP lideri, adalet yürüyüşündeki performansı için, “Gerçekten bir mucize” nitelemesinde de bulundu. “Biliyorsunuz aynı yoldan bu kez karayolu ile döndüm. ‘Ben burayı nasıl yürüdüm’ diye hayret ettim. Yürümüşüz. Düşünsel olarak insanlar kendisini hazırlayınca vücut talimatını alıyor ve o şekilde gidiyor” ifadelerini kullandı.

Beni böyle  susturamazlar

Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

- EVDE Mİ KONUŞACAĞIM?: (‘Sokak eylemlerine devam edeceğiz’ açıklaması konusunda) Bundan sonra eylem yapılacak mı; elbette. Eğer parlamentoda sizin konuşmanıza imkan verilmez, söz hakkınız kısıtlanırsa bunu kullanacağınız bir yer lazım. Nerede yapacağım konuşmaları ben; evde konuşmayacağım herhalde. Bir yerde konuşmam, anlatmam lazım. O nedenle içtüzük çalışmasını, muhalefetin söz hakkının kısıtlanmasını doğru bulmuyorum.

- SABAH GİDELİM, EYLEM YAPALIM YOK: Yapacağınız eylemin toplumsal destek bulması gerekiyor. Dolayısıyla bizim de yapacağımız bir eylem olursa toplumsal desteğinin olup olmayacağına bakacağız, ondan sonra hayata geçireceğiz. Yoksa ‘sabah gidelim eylem yapalım’ yok. Yine CHP’nin demokrasiye, düşünce özgürlüğüne, medya özgürlüğüne, hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını her ortamda savunuyoruz. Ama Türkiye süratle bir monarşiye doğru kayıyor. Ne Meclis Başkanı’nın ne Başbakan’ın ne de başka birinin herhangi bir iradesi yok.

- BENİ SUSTURMANIN YOLU: (‘Sizi kriminal hale getirme çabası var mı?’ sorusu üzerine) Onu görüyorum. Havuz medyasını izlediğiniz zaman belli bir merkezden talimatlarla bazı meselelerin yazıldığını biliyoruz. O beni susturmanın yolu olarak görülüyor iktidar tarafından. Uyarmak isterim; bu yol benim susturulacağım bir yol değil. Benim konuşmamı istemiyorsanız demokrasiyi süratle getireceksiniz. OHAL’i süratle kaldıracaksınız, adalete erişim hakkını getireceksiniz. O zaman ben de ‘haklılar, doğru şeyleri yapıyorlar’ derim.

‘Hesabını verdiniz mi?’

- FETÖ’YE HER DÖNEM KARŞI ÇIKTIM: (‘17/25 Aralık sonrası sizin FETÖ ile aynı noktaya geldiğiniz ve aynı söylemini kullanmaya başladığınız ileri sürülüyor’ ifadesi üzerine) Hayatta FETÖ ile bırakın fiziken bir araya gelmeyi düşünsel olarak da biraraya gelmedim. Her dönem karşı çıktım. Biz o zaman F tipi yapılanma diyorduk. Bütün bunları devletin içine yerleştirdiler. Şimdi bizi suçlamaya çalışıyorlar. Kozmik oda, yani devletin harem-i ismetini FETÖ’ye açacaksın sonra dönüp beni suçlayacaksın. Akıl mantık alacak şey değil. Onun hesabını verdiniz mi siz; hayır. Mayıs 2016’da MİT kamuoyuna yaptığı açıklamada diyor ki, ‘Biz Bylock kullananların listelerini eş zamanlı olarak şuna, şuna gönderdik.’ FETÖ’nün bütün kurmay ekibi yurt dışına çıktıktan sonra operasyon yapıyorlar. Niye FETÖ’nün kurmay ekibinin yurt dışına çıkmasına göz yumdular? Hepsi o tarihte Türkiye’deydi.

- BAŞBAKAN KAYGILARIMI TAŞIYOR: (Kontrollü darbe söylemi konusunda) Kontrollü darbe sözünü referandumdan çok önce kullandım. Üstelik bizim bastığımız bir broşürde de geçiyor. O zaman hiç kimse itiraz etmemişti. Bu benim düşüncem. Çağrımı yaptım. Gelsinler, buyursunlar oturalım konuşalım. (Başbakan Binali Yıldırım’ın, ‘Bilgiler ne bana ne de Cumhurbaşkanı’na itikal etmedi. MİT Müsteşarı da o anda darbeyle ilgili bir şey söylemedi’ ifadesi konusunda) Bir ülkenin Başbakanı’nı da benim taşıdığım kaygıları taşır noktaya gelmişse orada bir sorun var demektir. Çok karanlık noktalar var, aydınlatılmasını bilinçli olarak istemiyorlar, biz de aydınlatılmasını istiyoruz.

‘Oturup konuşalım’

- BİNALİ BEY’E HAKSIZLIK OLUR: Ben, ‘Binali Bey öfkeli konuşuyor’ dersem haksızlık yapmış olurum Binali Bey’e. Eğri oturup, doğru konuşmak lazım. Aynı şey bakanlar için de öyle. Ben eleştiririm onlar da beni eleştirir. Ama bir kişi Türkiye’ye öfke kusuyor. Gerginlikten nemalanmak istiyor. Ama artık yeter yahu. O yüzden meydan okuyorum. Televizyonda gel kardeşim oturalım, iki medeni insan olarak konuşalım. Ben mi doğruyu söylüyorum sen mi söylüyorsun. Devletin bütün bilgileri senin elinde gel, oturalım konuşalım. Bu gerginlikten de millet kurtulmuş olsun. Memleketin huzura ihtiyacı var mı var; sağlayacak kişi kim? Herhalde anamuhalefet değil, yönetenler.

- YENİKAPI’YA BEN TERS DÜŞMEDİM: (‘Yeniden Yenikapı ruhunun oluşmasını gerekmez mi?’ sorusu üzerine) Benden ne bekliyorlarsa söylesinler. Ben ‘yargı bağımsız ve tarafsız olsun’ dedim, bağımlı hale geldi. ‘Medya özgürlüğü olsun’ dedim bağımlı hale geldi. ‘Hapiste gazeteci olmasın’ dedim. Sözcü’nün iki muhabiri, Cumhuriyet yazarlarının FETÖ ile ne ilgisi var? Dosyada delil yok ama mahkumiyet kararı veriyorsun. ‘Yargıya müdahale olmasın’ dedik. FETÖ’nün iddianamesini yazan savcıyı niye görevden alıyorsunuz? Çünkü birilerinin ifadesini alacaktı. Bunları söyledim diye Yenikapı ruhuna ben ters düşmedim. Yenikapı’da ne söylediysem aynı şey bugün için de geçerli. ‘Camiye, kışlaya, adliyeye siyaset girmesin, devlette liyakat sistemi olsun’ dedim.

Yine aynı şeyi söylüyorum. ‘Bütün bu olaylar aydınlansın’ diyorum; aydınlanmıyor, tam tersine bilinçli bir şekilde kapatılıyor. Niye kapatılıyor onu anlamıyorum.

OHAL üç aydan az sürecekti 1 yıl oldu

(OHAL’in yeniden uzatılması konusunda) OHAL’i üç aydan bile az bir süre uygulanacağını söylemişlerdi bana. Şimdi bir yılını doldurdu. Bir hükümet verdiği sözde durur. Bütün demokratik standartlarda geri gittik. 20 Temmuz’a boşuna sivil darbe demiyorum. 12 Eylül askeri darbesinde ne olduysa daha fazlası 20 Temmuz’dan sonra oldu. Örneğini de verdim. İbrahim Kaboğlu’nun ne günahı var Allah aşkına. Açlık grevini yapan iki öğretmeni terör örgütü üyesi diye hapse atmanın ne alakası var? Bizim Sakarya milletvekilimiz Engin Özkoç ile ilgili olarak 12 delil koymuşlar iddianameye, 12’si de yanlış. İddia edildiği gibi adam o tarihte orada yok, Sakarya’da.

Millet bıktı

(CHP Tunceli İl Başkanı’nın öldürülen öğretmen ile ilgili açıklamaları konusunda) Doğru-sunu yapıyorlar. Öteden beri PKK’ya karşıyız. Millet bıktı, yazık artık, hangi hale geldi.

‘Haktan hukuktan dönen namerttir’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a meydan okuduğunu belirterek, “İstediğin kadar kumpas kur, yolundan dönen namerttir. O’nun sözleriyle söylüyorum. Cesaretin varsa, korkak değilsen, vandal değilsen, ödlek değilsen, senin havuz medyanda senin istediğin saatte gel birlikte 15 Temmuz’u tartışalım” çağrısında bulundu. Kılıçdaroğlu, TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ı da “sarayın emir kulu” olmakla suçladı. Kılıçdaroğlu, dün partisinin grup toplantısında şunları kaydetti:

- BİR ADAM ARADIM: İsrail geçen hafta Mescid-i Aksa’da üç Filistinliyi öldürdü. İşgalden sonra ilk kez Mescid-i Aksa’da cuma namazı kılınmadı, yasaklandı. Bekledim, iktidardan, bir adam aradım. Bir adam çıkmadı, bir tek CHP çıkıyor. Hükümet ses çıkarmadı, ağzına bant çekti. Mavi Marmara’da Türkiye’nin onurunu sattılar, seslerini çıkarmıyorlar. Filistinli kardeşlerim, endişe etmeyin CHP haklarınızı sonuna kadar savunacaktır.

‘O hepimizin gururu’

- TERÖR ÖRGÜTÜ KATLETTİ: Gümüşhane’nin Torul ilçesinin Demirkapı köyünde doğdu, yıl 1993’tü. Babası inşaat işçisiydi. Necmettin Yılmaz, Artvin Üniversitesi’ni kazandı. Demirkapı köyünde doğan kardeşimiz, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinin Çiftçibaşı köyüne öğretmen atandı. Genç bir öğretmendi, uzun ince bir yolun başındaydı. Köye umut götürdü, çocuklarımıza dünyayı anlatmayı hedef edinmiş bir kahramandı. O kahramanımız PKK tarafından katledildi. Teröre, terörü yapanlara, terörü destekleyenlere nasıl lanet okumayız. Babayı aradım. Bu kardeşimiz hepimizin onuru ve gururudur. Terörü kim yaparsa yapsın lanetliyoruz. Teröre kim destek veriyorsa, kim Habur’da çadır mahkemeleri kuruyorsa, kim terör örgütüyle masaya oturuyorsa lanet olsun.

- HUZUR İÇİNDEYİM: Adalet Yürüyüşü ile bir not düştük dünya tarihine. Sadece 80 milyona değil dünyaya adaleti ve adaletin yüceliğini anlatmaya çalıştık. ‘Yürüyümezsiniz’ dediler, yürüdük. 1 kişi diye başladık, milyonlarla bir toplantı gerçekleştirdik. Dünyanın en barışçıl eylemini yaptık. Taş attılar, saldırı düzenlediler. Bu kadar bilinçli, bu kadar vatansever bir eylemi gerçekleştirmenin huzuru ve kıvancı içindeyim.

‘Meydan okuyorum’

- MİLLET ÖĞRENSİN: Şimdi ben sabah konuştuktan sonra bütün konuşmalarını benim üzerime inşa etti. İstediğin kadar kumpas kur, yolundan dönen namerttir, haktan, hukuktan dönen namerttir. Şimdi ben bu zata açıkça meydan okuyorum. Onun sözleriyle söylüyorum. Cesaretin varsa, korkak değilsen, vandal değilsen, ödlek değilsen, senin havuz medyanda gel birlikte 15 Temmuz’u tartışalım. Sana açıkça meydan okuyorum, kim doğruları söylüyor, kim söylemiyor millet öğrensin.

- HAZRET KIZIYOR BANA: Hükümetin gündeminde kim var, yine ben varım.
15 Temmuz darbe girişimi bütün boyutlarıyla aydınlansın, FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıkarılsın diyorum. Bu hazret kızıyor bana, ‘Korkak, ödlek, vandallar, nankör’ diyor. Ben hukuk devletini, o dikta yönetimini savunuyor. Ben mazlumdan yanayım, o zulmedenden yana. Ben İbrahim’den yanayım o Nemrut’tan yana. Onun çok korktuğunu biliyorum. Ben korkmam, verilmeyecek hesabımız yok ki.

‘İki 15 Temmuz var’

- TOPLUMUN AYNASI: Ülkeyi yöneten dedi ki, ‘sokaklarda adalet aranmaz’. Sokaklarda demokrasi aranıyor, 250 şehidimiz var. Neden milyonlarca kişi yürüdü? Geçen gün bir buğday üreticisi telefon açtı, ‘Adalet istiyoruz. Dünyanın en pahalı mazotunu bize satıyorlar, buğday ithalatında gümrüğü sıfırladılar’. Adalet istiyorsan, adalet isteyenlerin saflarına katılacaksın.

- SİVİL DARBE: 15 Temmuz’u kutladık. Kimse unutmasın iki 15 Temmuz var. Bir halkın 15 Temmuz’u bir de sarayın 15 Temmuz’u. 250 şehidimiz başımızın üstüne. Sokağa çıktılar, onlar evladımız, demokrasiye sahip çıktılar. Bir de sarayın 15 Temmuz’u var. Halkın 15 Temmuz’unu fırsat bilip 20 Temmuz’da sivil darbeyi gerçekleştirdiler, kendilerine ikbal hazırladılar, bir sivil darbeyi gerçekleştirdiler. Bir süre sonra FETÖ ile mücadele, iktidara kim muhalifse onlarla mücadeleye dönüştü. İbrahim Kaboğlu’nun, Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerinin FETÖ ile ne ilgisi var?

Davetiyeler 3 kez değişti

O öyle korkuyor ki, şu davetiyeleri bile üç sefer değiştirdiler. ‘Kılıçdaroğlu bizim tabana anlatırsa, ne olacak halimiz’ dediler. TBMM Başkanı tek adamın talimatı üzerine programı değiştirdi. O kişi TBMM’nin başkanı değil, sarayın emir kuludur. Rüzgâr gülü bile bu kadar hızlı dönmez. Meclis’te konuştum, hepsinde şafak attı. Kılıçdaroğlu’nun söylediği şu cümle yanlış diyemiyorlar.