Dokunulmazlıklar ve kriterler

Ankara’da siyaset, Güneydoğu operasyonları, yeni anayasa tartışmaları ve dokunulmazlıkların kaldırılması başlıklarına odaklanmış durumda.
Yeni anayasayla ilgili senaryolar artık daha net.
CHP’nin mevcut koşullarla masaya dönmediği, MHP ve HDP’nin CHP’siz formüllere yanaşmadığı, Ak Parti’nin ikili ya da üçlü formüllerle yola devam edilemezse kendi teklifini masaya getireceği denklem ortada.
Dokunulmazlıklar konusunda ise tartışma biraz daha katmanlı.

Ak Parti tam destek istiyor
Ak Parti içinde dokunulmazlıkların kaldırılmasının HDP’yi mağdur göstereceği, operasyonlara destek vermeyen bölge halkını olumsuz etkileyeceği, dokunulmazlıklar kalksa bile gözaltı ya da tutuklama tedbirlerine başvurulmaması gerektiği ve nihayet dokunulmazlıkların mutlaka kaldırılması gerektiği gibi farklı görüşler dillendiriliyor.
Ortaklaşılan görüş, canlı bomba saldırısını yapan teröristin cenazesine katılma, operasyon bölgelerinde şüphe götürmez faaliyetlerde bulunma gibi eylemleri yapanlar açısından bunların bir bedelinin olması gerektiği.
Konunun hukuki ve siyasi yönleri var.
Her iki açıdan doğurabilecekleri olası sonuçlar...
Hükümet, bu konuda atacağı adımın CHP ve MHP tarafından da desteklenmesi gerektiğini düşünüyor.
MHP, HDP’liler konusunda net.
CHP ise kürsü dokunulmazlığı dışındaki tüm dokunulmazlıkların kaldırılması gerektiğini dillendiriyor.
Alınacak tutumlar, siyasi açıdan getirisi ve götürüsüyle birlikte değerlendiriliyor.
Hukuki açıdan da durum karmaşık.

Batasuna kararı
Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı açıklamalar ve Ak Parti cephesinden gelen haberler, kamuoyunda büyük tepki çeken eylemlere imza atmış birkaç HDP’linin dokunulmazlığının öncelikle konu edileceği yönünde.
Topyekün, bütün HDP’lilerin ya da HDP eşbaşkanlarının dokunulmazlığının birdenbire kaldırılması gibi bir yöntemin düşünülmediği kesin.
Hemen belirtmek gerekir ki sözü edilen olaylara ilişkin fezlekeler henüz Meclis’e gelmedi.
Ancak Ak Parti’de dokunulmazlıklar kaldırılacaksa bu konuda bir kriter belirlenmesi gerektiği düşüncesi de hâkim.
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop, geçtiğimiz günlerde konulacak kriter konusunda, Batasuna davasını örnek gösterdi.
Şentop, “AİHM’nin kabul ettiği çok temel bir kriter var, Batasuna kararı. Batasuna kararında, AİHM, “Terörü bir yöntem olarak kullanmak, teröre çağrı yapma söz konusu olduğunda siyasi faaliyetlerin koruma göremeyeceği, İspanya’da Batasuna ile ilgili kapatma kararının doğru olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla, teröre çağrı, terörü yöntem olarak önerme, seçme, kullanma gibi durumlar söz konusu olduğunda dokunulmazlık kaldırılabilir. Bu kriterden hareket edebiliriz. Doğru bir ayrım olarak bunu koyabiliriz. Bana göre adi suçlar açısından dokunulmazlığın kaldırılması doğru değil” ifadeleri kullandı.
Akıllarda buna benzer bir kriter koymak var.
Ancak bir de hafıza söz konusu.
Anayasa Mahkemesi, HDP çizgisindeki partilerden DTP’yi kapatırken, İspanya’da silahlı ETA örgütüyle bağlantılı olduğu gerekçesiyle kapatılan Batasuna kararına atıf yapmıştı.
Ancak AİHM, Türkiye’yi DTP’nin kapatılması nedeniyle mahkum etti.
Yine HADEP’in kapatılması konusunda da Türkiye, iddiayla eylemler arasında bağ kuramadığı için mahkum oldu.

Nesnel kriterler
AİHM, 2009’da ise dokunulmazlığının kaldırılması için başvuran eski CHP milletvekili Atilla Kart’ın başvurusunu reddederken Türkiye’deki dokunulmazlık sınırının genişliğine dikkati çekti. Kararda, dokunulmazlıkların kaldırılmamasının hem iktidar hem de muhalefet milletvekilleri için geçerli olduğu, dolayısıyla bir ayrımcılık ya da keyfiliğin bulunmadığının altı çizildi.
O dönem TBMM’nin Kart’ın dokunulmazlığını kaldırmamasının adalete müdahale anlamına gelmediği, vekilliği bittiğinde yargılanabileceğine işaret etti.
Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen’in konuyla ilgili yazılarından görüyoruz ki Venedik Komisyonu da 1996’da yayımladığı raporunda, “Parlamenterlerin işledikleri suçlardan dolayı cezalandırılmamaları parlamenter demokrasinin ilkeleriyle bağdaşmamakta. Böyle bir bağışıklık adaletin işlemesini engellememeli” diyor.
Bir anlamda dokunulmazlıkların kaldırılmasının önemine işaret ediliyor.
Ancak aynı raporda, Venedik Komisyonu, dokunulmazlığın kaldırılmasının nesnel ölçütlere bağlanmasının, hukuk devleti ve temel haklara ilişkin ilkelerin bir gereği olduğunu belirtiyor.
Düğüm burada.
Belirlenecek ölçütlerin nesnelliği, Türkiye açısından hem siyasi hem hukuki sonuçlar doğuracak.
Atılacak ya da atılmayacak adımların her birinin maliyeti var.
O maliyet bugün olmazsa yarın hukuki ve siyasi olarak ortaya çıkıyor.
Bir tarafta infial uyandıran eylemler, diğer tarafta nesnel ölçülere göre belirlenmesi gereken kriterler söz konusu.