Asker ve siyaset

ESKİ TBMM Başkanı Bülent Arınç ile Genelkurmay arasında bir tartışma yaşandı ve sanıyorum devam etmeyecek, etmemeli de.
Ama konu önemli... AKP’li Arınç, Ergenekon soruşturmasında telefon konuşmaları ortaya çıkan bazı generalleri hatırlatarak şunları söylemişti:
“Allah’a çok şükür ediyorum ki Türkiye bunların zamanında bir savaşa girmemiş. Yoksa bunların savaşacak halleri yok. Askerlikten başka her şeyi yapmışlar.”
Buna karşılık Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, “Söz konusu kişinin Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili görüşleri bellidir. Önyargılı ve saptırıcı bu sözlerin üzerinde durmaya bile gerek yok” diyerek tepki gösterdi.
Arınç’ın eleştirisinin özünü haklı ama üslubunu yanlış buluyorum. Siyasete karışan askerleri, böyle örnekler gündeme geldiğinde eleştirmeli ama üsluba dikkat etmeliyiz. Orduların asli özelliği olan savunma gücü hakkında tereddütler yaratabilecek üsluplardan sakınmalıyız.

Müdahale neye yarar?
Evvela şunu hepimiz görmeliyiz: Ordu ne zaman siyasete müdahale etmişse daima “vatanı, cumhuriyeti korumak, kollamak” duygusuyla davranmıştır ama daima zararlı sonuçlar ortaya çıkmıştır!
Çünkü belirleyici olan, sübjektif niyetler değil, yapılan ‘iş’in yanlışlığıdır.
Müdahaleler daima siyasi çalkantılara, istikrarsızlıklara, toplumda büyük gerilimlere sebep oldu. Orduda da sarsıntılar yarattı, cuntalara, “zinde kuvvetler, genç subaylar” türü kışkırtmalara, askeri disiplinin bozulmasına da yol açtı.
Ergenekon iddianamesine de nihayet giren ünlü “Darbe Günlükleri” müdahale fikrinin ordu içinde ne kadar gerilim yarattığının taze bir kanıtıdır.
Bugün yaşamakta olduğumuz gerilimli tartışmalar da 28 Şubat müdahalesinin yol açtığı sarsıntılar olarak görülmelidir.
Arınç’ın tepkisini çeken telefon konuşmalarında, zamanın generallerinin cumhurbaşkanlığı seçimine nasıl müdahale ettiklerini, liderlere küfürlü sözler söylediklerini görüyoruz! Elbette eleştirilmeli...
Bağımsız olması gereken mahkemelere talimat verildiğini, Meclis’e baskı yapıldığını, provokatif “andıçlar” düzenlendiğini de artık bilmeyen kalmadı!

Ordunun eğilimi
Derin bir gelenektir; 1876’daki Hüseyin Avni Paşa darbesinden İttihatçılara, Halaskâr Zabitan’a, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’a, “Darbe Günlükleri”ne uzanan bir gelenek.
Atatürkçü tarihçi Hikmet Bayur’un Türk İnkılabı Tarihi adlı dev eserinden öğreniyoruz ki, 1912’de Balkan devletlerinin Türkiye’ye saldırmasında onları cesaretlendiren en önemli etkenlerden biri “Türk ordusunun siyasete dalmış” olduğunu bilmeleriydi! Ordudan gelme Sadrazam Mahmut Şevket Paşa bile siyasetin ordudaki sarsıntılarını gideremeyecek, Bulgarlar İstanbul kapılarına dayanacaktı!
“Koruma kollama” gibi bir niyetle de olsa siyasete karışmak orduların savunma, savaşma gücünü mahveder!
Sadece böyle tarihi tecrübeler değil... Yakında yaşadığımız “Ayışığı” ve “Sarıkız” gibi girişimlerin yarattığı sorunlar da müdahale fikrinin zararlarını gösteriyor. Bu derslerle, orduda siyasete karışmama fikri bilhassa Org. Hilmi Özkök’ten itibaren gittikçe güçleniyor. Bugün hukuki soruşturmaların önünü Genelkurmay açıyor.
Bunu teşvik etmek ve orduyu ‘kurumsal onur’u savunma refleksiyle siyasi konulu açıklamalar yapmaya itecek tavırlardan sakınmak gerekir.