Devrim ve darbe

28 Şubat’ı alkışlayanların sesi artık o kadar gür çıkmıyor; hatta biraz mahcuplar galiba...
Çünkü... Darbe ve müdahalelerin daima kötü sonuçlar verdiği tecrübelerle görüldü. Merhum Ecevit’in 27 Mayıs’ı “devrim” diye alkışlayan 1960’lardaki yazılarıyla, sonradan, “darbe” diye eleştiren yazıları siyasi kültürümüzdeki değişimin tipik göstergelerinden biridir.
Anayasa Mahkemesi bile darbeyi devrim diye alkışlayan kararlar vermişti.
Artık Türkiye kapalı bir köylü toplumu değil. Türkiye bir hayli dışa açılmış, toplumsal olarak çeşitlenmiş, fikren de çoğulculaşmış bir toplumdur.
Tank sesini “Devrimci Ordunun Sesi” diye alkışlayan başyazılar geçmişte kaldı.
Kurumsal ordu da darbe niyetinden uzaktır.
Darbecilik marjinal grupların eksantrik özlemleridir artık.

27 Mayıs, 28 Şubat
Bakın, “postmodern darbe” hakkında belgeler açıklanıyor, 28 Şubat’ın emekli komutanları bile suskun, savunamıyorlar.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Karadayı’nın olgun ve sakin duruşuna bakarak, onun aşırılıkları önleyen bir denge unsuru olduğunu zannederdim. Meğer resmen de, fiilen de 28 Şubat’ın başkumandanı Karadayı Paşa’ymış.
O zaman Org. Çevik Bir, gazete sahiplerini Ankara’ya çağırıp “Şu yazarları atacaksınız!” diye emir verirken bu tebligatı “komutan adına” yaptığını söylemişti, doğruymuş!
Buna medyada bir tek Aydın Doğan boyun eğmemiş, Doğan Grubu’nda herkes bildiğini yazma özgürlüğünü sürdürebilmişti.
Karadayı’nın telefon konuşmalarında 28 Şubat’ın başbakanlarına bile nasıl emir verdiği görülüyor. Askerlik elbette emir-komuta mesleğidir ama sivillere emir verme güdüsünü yaratan faktör, ideolojiktir; 27 Mayıs’tan beri bu şekilde vatanı bir şeylerden kurtardıklarını zannederler.
Sayın Karadayı bu ideolojik sürekliliği çok iyi simgeliyor. Yassıada’da Adnan Menderes’i savunan Av. Burhan Apaydın’a demiş ki:
- Ben 27 Mayıs’ın bizzat içindeydim. Yassıada’da sizin seyrederken çok sinir oluyorduk ama cesaretinizi takdir ediyorduk!
Eli kolu bağlı Menderes’i, Zorlu’yu, Tevfik İleri’yi döven yüzbaşılar, Kars ve Ardahan’ı Ruslara satan hainleri, ülkeyi soyan hırsızları cezalandırdıklarını sanıyorlardı!
Darbelerin, cuntaların, silahlı örgütlenmelerin ardında bu ideoloji vardır. Son örnek Ergenekon...

Devrim tarihi
Biliyorum, Ergenekon deyince köpürenler oluyor. Ama, eski Genelkurmay Adli Müşaviri, emekli Tümgeneral Erdal Şenel bakın ne diyor:
“Ergenekon’un ne olduğunu bilmiyordum. Emniyette bana gösterilen belgelerden Ergenekon’un çok ciddi ve derin bir yapılanma olduğunu anladım. Ergenekon terör örgütünü belgelerden fark ettim ve ürperdim...”
Artık darbe devri geçti, söz hukukun, demokrasinin.
Atatürk devrimlerinin nihai amacı da Batı modelinde demokratik ve sanayileşmiş bir toplum yaratmak değil miydi?
Piyasa ekonomisi, eğitim, şehirleşme gibi dinamiklerle sosyal ve entelektüel olarak çoğulcu hale gelmekte olan Türkiye artık tek fikirli olamaz.
Jakoben Fransız Devrimi’nin zamanla liberalleşmesi de böyle olmuştu.
Bizde de devrim tarihini böyle bir süreç açısından yazmanın zamanı geldi; kimsenin darbeyi devrim sanmaması için...
AKP’nin otoriterleşmesi mi? Onun da çaresi liberal demokrasidir; darbecilik değil.