Yöneten demokrasi

Ona göre de etnik ve dini "kimlik" sorunlarının bugünkünden daha yumuşak olacağını düşünebiliriz.Daha önemlisi, önümüzdeki on yıllar: AB süreci çok sancılı, çok gerilimli geçecek... Önümüzdeki yirmi yılda yirmi milyon köylü şehirlere gelecek! Bunun ağır ekonomik ve sosyal sorunları olacağı gibi 'gettolaşma' türü sebeplere bağlı ideolojik gerilimler de olacak.Dünyada ve bölgemizde "kimlik" sorunlarının uluslararası politik satrançta bir aktör haline gelmiş olması da Türkiye için önümüzdeki on yılları daha bir 'kritik' yapıyor. HALUK Özdalga'nın dün bahsettiğim "Kötü Yönetilen Türkiye" adlı kitabı açıkça ortaya koyuyor: 1970-2003 arasında iyi yönetilseydik, bugün ekonomimiz bir misli daha büyük, şahsi gelirimiz bir misli daha yüksek olacaktı. Sorunları çözmek için hükümetlerin elinde 'ekonomik kaynak' olmalıdır; ekonomi iyi yönetilmeli, gereken reformlar, ameliyatlar anında yapılabilmelidir.Hükümetler ekonomik veya duygusal olarak kısa vadede geniş kitlelerin tepkisini çekecek, ama uzun vadede Türkiye için zaruri olan ekonomik, politik ve kültürel kararları alma gücüne sahip olabilmelidir.Şimdi birkaç soru: Koalisyonlarla böyle zor ve uzun vadede sonuç verecek kararlar alınabilir mi?!Tek parti olsa bile, iktidardaki parti kendi içinde çatlayacak veya asker müdahale edecek gibi beklentilerle zaafa uğrayan hükümetler uzun vadeli politikalar uygulayabilir mi?Yine tek parti iktidarda olsa bile, seçmen tabanı çok kaygansa, mesela bizde olduğu gibi seçmenlerin yüzde 70'i 'yüzer gezer' hale gelmişse, demokratik iktidarlar zor ve uzun vadeli kararlara imza atabilir mi?! Fransa Üçüncü ve Dördüncü Cumhuriyet dönemlerinde aynen bu "yönetemeyen demokrasi" zaafını yaşadı; batan çıkan küçük partiler elinde krizlerden krizlere savruldu, yenilgilere, işgallere uğradı! Nasıl yöneteceğiz? Türkiye'de biz 1960-2002 arasındaki 42 yılımızın 24 yılını koalisyonlar, 6 yılını cuntalar yönetiminde geçirdik! Tek partinin iktidar olduğu yıl sayısı 12'dir!Netice ortada!Tarihimiz CHP ve Demokrat Parti olmak üzere iki doğal akım ve kurum yaratmıştı. 27 Mayıs darbesi DP'yi kapatmakla doğal gelişimi ve kurumlaşmayı tahrip etti; 12 Eylül tuz biber ekti.İtalyan siyaset bilimci LaPalombara 1962'de "Büyük kitle partileri kökleşip kurumlaşamazsa bölgesel ve dini kimlikler politikleşir" diye yazmıştı! Bizde de böyle oldu!Bu yüzden "kurumsal sadakat" kalmadı, işte seçmenlerin yüzde 70'i sık sık parti değiştiriyor!Diyelim ki, AKP içinden çatladı veya seçmen yine 'kaydı' ve sağda 1990'lardaki gibi birbirine yakın büyüklükte üç dört partinin kavgası başladı! Koalisyonlar, koalisyonlar... Önümüzdeki on yılların ağır sorunlarıyla baş edebilir miyiz?!Siyasi olaylar temenni ile yönlenmez ama bir görüş oluşturmak üzere ifade edeyim: AKP'nin iktidar alternatifi soldan çıkmalı, sosyal demokrat bir kitle partisi yükselmelidir.Türkiye heterojen bir toplumdur. Fransızların 1961'de yaptığı gibi, biz de parçaları birleştirici sistemleri düşünmeliyiz; yani yarı başkanlık sistemi. Geçen kırk yıla dövünüyoruz! Gelecek on yılları iyi 'yönetemezsek' büyük belalarla karşılaşabiliriz! t.akyol@milliyet.com.tr Önümüzdeki yıllar?!