Muhtemelen bu yazıyı okuması gereken ‘gerçek muhatapları’ okumayacak. Oysa tüm yazılar onlar için yazılır... Yoksullar, az eğitimliler, kötü beslenenler, az kazananlar, tipi kayıklar, berbat giyinenler, manikür görmemiş ojeli parmaklı taklit koku kullananlar için...

Taksim’deki ‘başıboş yılbaşı eğlence’sinde söz dönüp dolaşıp bir kez daha onlara geldi. Kadınların taciz edilmeleriyle ilgili haberlerin öznesi yine onlardı; yoksullar...
Suç ve suçlular belliyken, toplumun hızla rahatlatılması için tacizcilerin profili çarçabuk dolaşıma sokuldu.
Şöyleydi... Sadece ikisi üniversite öğrencisi geri kalan büyük çoğunluk ilkokul mezunu... Mesleki profil dizimi ise, tamirci, tekstil işçisi, berber, oto yıkamacı, çiğköfte satıcısı, kasap diye uzayıp gidiyordu.
Bu ayrıştırıcı eğitim ve meslek profili sayesinde kendimizi korumamız gereken ‘ötekilere’ dair zaten var olan fikrimiz daha bir pekişsin isteniyordu! Kimlerden korunmamız, kimlerden sakınmamız gerekiyor? Biz iyi eğitilmişlerin, parası olanların, iyi sağlık hizmeti alabilenlerin sokakta karşısına çıkabilecek ‘potansiyel düşmanlar’ kimlerdir? Bunlar hiç akıldan çıkmasın!..

Holiganizm de böyledir!
Benzer bir dil maça gidenler için de kurulur. Maç öncesi sınırlı sayıda taraftarın çıkardığı ‘arıza’ya yapılan vurgu ‘holiganizmin teşhiri’ adı altında ‘sakınılması gereken insan topluluğu’nu zihinlere kazır. Haliyle bu ‘zorbalar’ için hazırlandığı iddia edilen ve statta nefes bile almayı yasaklayan yasalara kimsenin gıkı çıkamaz.

İLKOKUL MEZUNU TACiZCiLER

Yoksul pusuda bizi bekliyor
Bilerek ya da bilmeyerek kurulan bu dil, insanların bilinçaltında yoksulların, maraza çıkarmak için bir köşede pusuya yatmış insanlar olarak algılanmasına yol açıyor.
Oysa yoksullar, işçiler, çalışanlar, maça gidenler sadece yoksuldur, işçidir, çalışandır, maça gidendir.
Bu ‘hayli bilinçli’ bir süreçtir ve eşitsiz toplumların yüzlerce yıldır oya gibi işleyip geliştirmesiyle ‘mükemmelleşmiştir.’
Yoksullar, kendileri gibi olanların düğünlerindeki eğlenceye mahkûm edilirler. Televizyon ve magazini izleyerek içlerinde oluşan ve hiçbir zaman tatmin edemeyecekleri eğlence açlığı, yılda bir ya da bilemedin iki kere Taksim türü başıboş alanlarda serbest kalır. Parmakla sayılacak kadar az sayıdaki yoksul, bir tür ‘kendinde geçme ayini’ne dönüşen o gecede suç işler.
Ve o suç, suçlunun ait olduğu sınıfı damgalamak üzere deşifre edilir; “Yoksullar tacizcidir.”
‘Yoksul suçlu’nun bu biçimde deşifre edilmesiyle atomize edilen toplum zaten gevşek olan dayanışma duygusunu iyiden iyiye kaybeder. Böylece muhtaç olan, hakkını alamayanlar için iyi bir hayat umut edilmesinin, o ‘herkes için iyi hayat’ ideali uğruna ortak mücadele edilmesinin yolu tıkanır.
Ayrışan toplumda kimin kime hangi mesafede durması gerektiği apaçık ortaya konur.
Sonrası kolaydır... Örneğin, ‘yoksul düşman’ imgesi üzerinden özel güvenlikli, yüzme havuzlu sitedeki bir daire rahatlıkla akıl almaz bir fiyata satılabilir. Çünkü ‘düşmanın’ dışarıda tutulması elzemdir. Öyle ya, yoksul tacizci sokakta kol gezmektedir!
Oysa hepimiz biliriz ki, patolojik karakter içermediği sürece toplumsal suçlar eşitsizlikten doğar. Eğlencenin eşitsiz dağılımı da ister istemez suça yol açar.