Savaşa ve silahlı mücadeleye karşıyım. Günümüz koşullarında toplumlar arasında gerçek mücadele zaten ekonomik ve teknolojik. Gerisi yalan.
Parası, gücü, sağlam müttefikleri ve teknolojiye erişimi daha iyi olan her daim kazanıyor.
Özgürlükmüş, dinmiş, toprakmış bunlar adına mücadele ettiğini düşünen bütün unsurlar, bilerek ya da bilmeyerek elinde teknoloji ve para olanın taşeronu oluyor…
Doğal olarak da hep parayı veren, düdüğü çalıyor.
İnsanın canilik kapasitesiyle ilgili artık hiçbir şey beni şaşırtamaz derken büyük konuşmuşum...
Pakistan Taliban’ı Peşaver’deki okula dalıp intikam adına 140’tan fazla öğrenciyi katletti. Bu zihniyetin yeri geldiğinde kendi çocuklarını bile canlı kalkan olarak kullandığına aşinayız. Ama böyle göz göre göre bir okula dalıp ufacık çocukların canını almak? Bunu da marifet gibi savunmaya kalkmak?
Yıllardır söyleye söyleye dilimizde tüy bitse de devam... İslam dünyasının bu teröristlere karşı ivedilikle elle tutulur tavır göstermesi, kararlı ve gerçek bir karşı duruş sergilemesi gerekiyor.
Müslüman nüfusunun yoğun olduğu ülkelerde birçok nedenden ötürü ‘kınama’ dışında bir ortak hareket zemini olamıyor. O kınamayı Afgan Taliban’ı bile yapıyor gerçi. Şaka değil... “Masum çocukları öldürmek prensiplerimize aykırı” diyerek Afgan Taliban’ı Pakistan Talibanı’nı kınadı!
Bizim dinimiz barış ve hoşgörü dini, tamam da...
İslam’la terörist kelimesi yanyana gelmemeli, ona da tamam...
Ama geliyor işte...
Ve insanlıktan nasibini alamamış bu canavarlar güç uğruna, para uğruna, ya da sadece kan dökme ihtiyaçlarını giderme uğruna İslam dinini kullanarak, Allah’ın adıyla vahşet işliyorlar. Daha da çok işlerler…
Biz de izler izler, kınarız.

MUTLULUK ÖĞRETİLEBİLİR

Günümüzün sıkıntısı. Tatminsizlik had safhada. Yaş kaç olursa olsun, çoğumuzda bir sıkıntı, bir mutlu olamama hali.
Hele küçüklerde...
Sanırım seçenek çok, ondan bocalıyorlar. Benim çocukluğumda ne ipad vardı, ne cep telefonu. Bu gibi teknoloji araçlar ve internet hayatımıza öyle yerleşti ki, aslında ne yeni olduklarını zor hatırlıyoruz.
Ben çocukken sokakta ya da evde kardeş ve kuzenlerimle oyun oynardım. Ya da kitap okurdum deli gibi...
Ama mutluydum.
Küçük dünyamda büyük büyük hayaller kurardım. Anneler babalar ne uygun görürse tatiller ve kutlamalar için, o yapılırdı. Bize de fikrimiz sorulurdu elbet ama karar verici değildik.
Annemin yaptığı keklerin kokusu, lastik atlama yarışında kardeşimle kırak kırana mücadele, kitap okurken paket paket yediğim ay çekirdeği, babamın plaklarından her daim yayılan müzik beni mutlu etmeye yeter de artardı bile.
Şimdinin çocuklarını memnun etmek daha zor sanki. Küçük şeylerden mutlu olmayı onlara öğretmezsek, büyüdüklerinde de bu hal değişmeyecek.
Belki seçenek fazlalığı, ya da zahmetsiz erişilen imkanlar, belki de yokluktan doğan karamsarlık... Nedeni her ne olursa olsun, o anda olduğu yerde ve sahip olduğu imkanlarla mutlu olmayı beceremeyen, dünyaları verseniz de bir türlü tatmin olmuyor.
Yetişkinler için de geçerli değil mi bu?
Gelin bizi mutlu eden küçük şeylerin listesini hazırlayalım...
Sizden çok yaratıcı öneriler geliyor, o nedenle beklentim büyük. Hayal kırıklığına uğramayacağımdan eminim.
Pazartesi yayınlar, haftaya güzel başlarız.