Lou Burns, Londra’da lüks bir otelde beş çayı keyfi yaparken 12 haftalık bebeğini emzirmeye kalkıyor. Ve otel görevlileri onu uyarıyor.
Diğer misafirleri ‘rencide ettiği’ gerekçesiyle memesini kapatması için bir kumaş veriyorlar.
Ünlü bir kadın olan Burns, bu resmi sosyal medyada paylaşmış, otel görevlilerinin kendisini çok utandırdığını ve oraya bir daha asla gitmeyeceğini söylemiş.
Kadınların toplum içinde bebek emzirmesi konusu, tüm dünyada insanları ikiye bölen bir konu.
Bir araştırmaya göre bizim ülkemizde toplum içinde emzirmeyi ayıp bulanların oranı yüzde 20’ymiş.
Ben küçük kızımı 2.5 yıl emzirdim.
TOPLUM iÇiNDE EMZiRMEKElbette toplum içinde emzirmek kaçınılmaz oluyor, çünkü böyle beslenmeye alışmış bebeğin ne zaman nerede acıkacağı belli olmuyor.
Üstelik bebekler memeyi sadece karın doyurmak için değil, duygusal anlamda sakinleşmek için de arıyor. Korktuğu, yorulduğu zaman mesela... Benim bebeğim de en olmadık yeri ve zamanları seçerdi. Hiç unutmuyorum bir kez denizin ortasında kıyamet koparmış, kıyıya çıkmamızı dahi bekleyememişti.
Kız arkadaşlarım etrafımda duvar örmüş, küçük hanımefendinin istediğini yerine getirmiştik.
Ben bebeğim her istediğinde hazır oldum ama yanımda kamuflaj için örtülerimle... Ya da gider en ücra köşede herkese sırtımızı dönerdik. Dışardan bakan uyuttuğumu zannederdi. Kanımca bir anne, çocuğunu toplum
içinde hem emzirebilir, hem de kendini hiç göstermeyebilir.
Bazı anneler, bunun en doğal görev olduğunu düşünüp bebeğinin acıktığı her yerde rahatça göğüslerini açmayı bir hak olarak görüyor. Azımsanmayacak sayıda insan, esas emziren kadının göğüslerine ‘başka türlü’ bakmanın ayıp olduğunu düşünüyor.
Neticede annelik
kutsal, o memeler de seks objesi değil!
Öyle mi?
Bu konuda konuştuğum erkeklerin -çoğunluğu aile üyeleri- hepsi kadının emzirirken memesinin görünmesine karşı. “Meme, seksüel organdır. Sosyal kuralların bu bölgelerin örtünmesini gerekli kıldığı bir toplumda süt veriyor diye ben bir kadının memesini niye görmek zorunda olayım?” diyorlar.
“E bakmasan?”
“Mümkün değil ki... Hem bunu kapatarak yapmak mümkünse, niye açılmasına izin veriyorlar?”
Kadın, erkek, sizin
düşünceniz ne?

DURMAK İYİDİR...

Geçen günkü ‘düştükten sonra ayağa kalkmak’ konulu yazıma sizden çok email geldi. Aynı bir önceki hafta yazdığım ‘İşten atıldıysanız’ başlıklı yazıma olduğu gibi...
O zaman…
Bağlantılı bir başka konuyu da gündeme getirelim. Bakarsınız bu satırlara ihtiyacı olan birileri vardır bugün de...
Bir zamanlar çok aktifken, duraklama dönemi yaşayanlar mesela...
Nasıl gündüz bitiyor, gece başlıyor.
Nasıl yaz bitiyor, sonbahar geliyor, sonra kış.
Aynen böyle, hayatımızın da ‘sezonları’ var.
O gece olmasa ihtiyacımız olan uykuyu nasıl alacağız?
O sonbahar olmasa eski yapraklarımızı nasıl döküp de bedenen, ruhen yenileneceğiz?
Hayatımız ve kendimiz hakkında karar vermek için nasıl zaman bulacağız?
Duraklama dönemleriyle barışmanın tam zamanı! Hatta tadını çıkarmanın...
Pilav gibi, piştikten sonra gerçek tadımıza eriştiğimiz ‘demlenme’ süreleri bunlar.
Duralım ki kendi içimize dönelim, gücümüzü geri kazanalım.
Duralım ki yeni yapraklarımızı filizleyelim, yaratıcılığımız canlansın. Rutin, ayaklarımızı sürüyerek zorla gittiğimiz iş devam ederken, olmaz ki bu işler zaten.
Son söz kendi kurduğu şirketten atıldıktan sonra geri dönüp aynı şirketi efsane yapan Steve Jobs’ın:
“Başlarda göremedim ama Apple’dan kovulmak başıma gelebilecek en iyi şeylerden biriydi. Başarılı olmanın ağırlığı bir anda hiçbir şeyden emin olmayan, yeniden başlayan biri olmanın hafifliğini getirdi. Bu benim hayatımın en yaratıcı dönemine özgür olarak girmemi sağladı.”