İstanbul’un en büyük sırrı, Adalar olabilir mi? Dokunabileceğimiz kadar yakın olmalarına rağmen Adalar’ı bu kadar az tanımamız başka nasıl açıklanabilir?

Adalar, İstanbul’un üvey evladı gibi... Hafta sonu ve bayram tatillerinde, ama mutlaka güzel havalarda 'günü-birlikçi'lerin hücumuna uğrarlar. Sabahtan öğlene kadar hınca hınç dolan şehir hatları vapurlarından boşalan insan bedenleri, aynı telaşla akşam vapur-larına doluşarak ortadan toz olur. İşte ondan sonra ada mey-danlarında biz bize kalmışlık hali başlar.
Bayram tatilini fırsat bilerek ve bayram kalabalığına rağmen iki günümü, İstanbul’un ikinci büyük adasında geçirdim. İlk dikkatimi çeken, sokak isimleri oldu.
Ana caddelere Refah Şehitleri, Lozan Zaferi gibi isimler verilmiş. Ara sokaklarda şehit, orgeneral isimleri göze çarpıyor. Oysa burada ne bir muhabere yaşanmış, ne de kahramanlık destanı yazılmış... Doğu’da değiştirilen köy ve ilçe isimlerini tartışıyoruz ya... En azından Heybeli’de yüzyıllar boyu kullanılan sokak isimlerini bilmeyi, öyküsünü dinlemeyi isterdim.

Heybeliada sokaklarıHeybeliada’dan notlar
* Heybeli’nin orijinal ismi Halki. Rumcada ‘bakır’ demek. Eskiden adanın arkasında bakır işletmeleri varmış.
* Nedense Adalar’la ilgili internette doğru dürüst tarihi bilgiye rastlamak mümkün değil. Varsa yoksa pansiyonlar, vapur seferleri, tarihiyle ilgili üç beş beylik laf...
* Adalar, şehrin kalbinde nasıl olduysa bir sır gibi saklanmayı bilir. Herkes bu sırrı az ya da çok bildiğini sanır. Yalan! İskeleye adım attığı anda nereye gideceğini bilmeyen yüzlerce insandan birisiniz işte. 'Adalı' ve yabancı net bir çizgiyle birbirinden ayrılır.
* Heybeliada’yla ilgili yazılı kaynak az. Nejat Gülen’in 'Heybeliada Coğrafyası, Tarihi, Yaşamı' ve Akilas Milas’ın 'Oğlunuz Er Yorgo Savaşırken Öldü' kitaplarını bulabildim.
* Adayı yürüyerek tam 1 saat 45 dakikada turlayabiliyorsunuz. Bazen yokuşları nefes kesiyor, bazen farklı noktalardan manzarası... Ada mimarisine sadık kalınan güzel yapılar çoğunlukta. Ama ek kat çıkmalar, ahşap binaya dandik kapı çakmalar da yok değil.
* Ruhban Okulu, pazar günleri ziyarete açık. Ama pazar giderseniz de salı diyorlarmış. Heybeliada’nın en tartışmalı ve en tanınan binasına girmek için Patrikhane’den izin almakta fayda var. Yoksa o yokuşu tırmandığınız gibi inersiniz aşağıya...
* Adanın arkasında kalan Çam Limanı, Türkiye’nin sayılı koyların- dan. Öyle güzel ve doğal bir koy ki İstanbul’la hiçbir şekilde alaka kuramazsınız.
* Heybeliada, ‘Türkan’ dizisinin çekimiyle az da olsa hareketlenmiş. Buna rağmen Heybeliadalılar hep Büyükada’nın gölgesinde kaldıklarından şikayetçi. Kıymeti bilinse değil Türkiye için, dünyanın en sık ziyaret edilen yerlerinden olacağı açık.
* Heybeliada’da gayrımüslim nüfus, diğer adalar göre daha az. Ordu-Mesudiyeliler, Vanlılar, Malatyalılar, adanın yeni sakinleri.
* Tatillerde kalabalıkların istilasına uğrayan Heybeliada’da her daim sakin, huzurlu bir köşe bulmak mümkün. Ayrıca dünyanın en besili sokak kedileri burada yaşıyor! Huzurun göstergesi budur...

ADANIN KEYiF NOKTALARI
* Yeme içme faslı, iskelenin karşısında sıralanan meyhane, kafe ve restoranlarda. 12 yıllık geçmişi olan Mavi’den özellikle bahsetmeli: Doğma büyüme Adalı üç kardeşin işlettiği bu sempatik restoranda kendi yaptıkları mezeler şahane. Midye salma ve karidesli börek tam puan alır. Salatalar bile özenle, Nigar Hanım’ın tabiriyle 'kendi çocuğuna yapar gibi' hazırlanıyor. (Tel: 0 216 351 01 28)
* Halki ismini koruyan restoranı meşhur. O da sahilde, iskelenin yanında. Tatil günleri inanılmaz talep var. Akşama kalırsanız sempatik garsonu baştan söylüyor: Hiçbir şey kalmadı! Olsun, ne varsa getir... Dışarıda sobası da var, 'günübirlikçiler' gittikten sonra muhabbet şahane. (Tel: 0 216 351 02 02)
* Türkan dizisinin çekimlerinde kullanılan deniz kenarındaki kulübe, resmen dünyadan elini eteğini küçücük bir koyda. Martılar kayalara tünemiş, karşınızda Burgaz. O gün denizden ya da ormandan ne çıkarsa onu yiyebilirsiniz: İki gün peş peşe mantar sote yedim, deniz ayağımın dibinde... Mekanın adını vermiyorum. Arayan, bulur!