Bülent Ersoy, yılbaşı gecesi sahneye çıkmadan önce 10 tane, İspanya, Marbella ıstakozu istemiş.
Banu Alkan, “Istakozu ona ben öğrettim” diyor, bilmiyorum o kısmını ama kim öğrettiyse, doğru öğretememiş. Dünya üzerinde en çok tercih edilen ıstakoz, aslında ABD kıyılarında yakalanan Maine ıstakozudur.
Çeşitli gurme dergilerini okudum, genel olarak tüm uzmanlar, soğuk su ıstakozlarının Marbella gibi sıcak su ıstakozlarına göre daha
lezzetli olduğunu söylüyorlar.
Lezzeti belirleyen bir diğer unsur, ıstakozun dondurulmuş olarak mı, canlı olarak mı servise hazır hale getirildiği...
Diva duymasın ama ıstakoz uzun yılar boyunca ‘fakir adamın tavuğu’ olarak tanımlanan bir gıdaydı.
Hatta ABD’nin sömürge yıllarında domuz ve keçileri beslemekte kullanıldığı da
geçmiş kayıtlara.
Madem konusu açıldı, tencereye atıldığında ıstakozların çığlık attığı iddiasını da yazmak lazım.
Akciğeri ve ses telleri yoktur ıstakozların, o yüzden çığlık atamazlar.
“Istakozlar, Omega 3 ve protein açısından oldukça değerli ancak tereyağda pişirilmemesi gerek” diyor uzmanlar.
Hayvanların tüy dökmesine benzer şekilde ıstakozlar da kabuk döküyor, bu sayede önemli bir protein kaynağı olarak kalabiliyorlar.
Aynı zamanda yamyam özelliği gösterir ıstakoz, besin bulamadıklarında büyük olan küçük olanı yiyiyor, midelerinde de dişleri var üstelik.
Istakoz yakalama işini çok ciddiye alıyor Amerikalılar, mesela ruhsat almadan önce en az iki yıl ıstakoz avı teknesinde çalışmanız gerekiyor.
Ama ruhsat almak yetmiyor, kendi teknenizde çalışmak için, çalışan teknelerden birinin emekli olmasını beklemeniz de gerekiyor.
Tüm bunları Ersoy’un kuliste ıstakoz yeme sevdası sayesinde öğrendik ama bu meseleden asıl çıkarmamız gereken ders başka.
İnsan, parasını başkasının ödediği durumlarda, isteklerini ne kadar makul seviyede tutarsa o kadar
değerli olur, olmalı.
Sonuçta Ersoy yedikleriyle değil; yorumuyla değer bulmuş biri, yediklerini, yorumunun önüne çıkarak kendisine de haksızlık etmiş...

AMAN DİYEYİM ALEYNA!

Türkiye’de, üzerine en çok gidilen isimlerden biri Aleyna Tilki. Üstelik sadece medya değil, okuduğu kolej de gitti onun üzerine...
Küçük yaşta, aile desteğini tam hissetmediği bir pozisyonda uğraştı bunlarla Aleyna.
Sonra bir noktaya geldi. ABD’ye eğitim almayagitti diye biliyorduk, sık sık Türkiye’de, tahminen kapattı o defteri. Son olarak havalimanı tartışmasının haberleri çıktı, abartı payı olabilir diye bekledim.
Ancak Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığı’nın soruşturma dosyasındaki bir ifadeyi görünce, yazmadan edemedim.
Tartıştığı yolcuya söylediği, “Aldırırım seni buradan” lafı, tam bir mafya ağzı...
Türkiye’de futbol kulübü yöneticileri hatta bazı futbolcular bu ağzı kullandı, şimdi ortada yoklar ve yok oldular.
Bu ağız, söyleyenin başını, söyletenden daha fazla belaya sokar.
Olayda haklı olmak, haksız olmak falan değil konu, kullandığın dil.
Aman Aleyna, kendine daha fazla zarar verme, bırak o mafya ağzına yakışacak cümleleri...

Tatilde minik oyalamak

Anne ve babaların en büyük derdi, tatilde çocukları nasıl oyalayacakları olmuş.
Bir arkadaşım “Tabletlerin şarjlarını kontrol edin, boş kalmasın” dedi, herkes de güldü
bu espriye.
İlla bir kayak merkezine götürmeye gerek yok çocukları.
Her belediye ücretsiz etkinlikler, oyunlar ve çocuk tiyatroları hazırladı bu tatil için.
Biraz zahmet etmek, araştırmak, sonra da zaman ayırmak yeterli olacaktır.
Tabletlere dadı muamelesinde bulunarak, kendi çocuklarımıza kötülük yaptığımızı ne zaman fark edeceğiz acaba?

Ellerini kırma çocukların Demet!

Demet Akalın, Bülent Ersoy ile İzzet Yıldızhan’ın birlikte sunduğu programa, Yıldızhan var diye konuk gitmek istememiş yıllar önce.
Belli ki dert olmuş bu Yıldızhan’a yıllar sonra çıkıp, anlatmış, “Hain Demet” diye...
Bir gariplik yok bu durumda, insan konuk olarak davet edildiği bir programı kim sunuyor ya da diğer konuklar kim diye bakma ve kendisi için iyi olmayacağını düşünüyorsa, gitmeme hakkına sahiptir.
Bu meseleyi yazmayı düşünürken Uludağ’dan bir mesaj düştü telefonuma...
Pazartesi günü, Uludağ’da bir otelde, açık büfe önünde Akalın ile altı yaşındaki bir çocuk arasında geçen diyaloğu anlatıyordu mesaj.
Çocuğa açık büfede, “Bir daha diğer çocuklara vurursan, ellerini kırarım” demiş şarkıcı. Çocuk, izah etmeye çalışmış, “Ebelemece oynuyorduk, ben kimseye vurmadım vs.” diye, ailesi müdahale etmiş, “Şaka yapıyor abla” diye.
Akalın da “Yoo, şaka değil, ellerini kırarım” demiş, ailenin “Çocukla böyle konuşulmaz sözleri” üzerine de “Eeee,” diyerek arkasını dönmüş ve giderek cevap vermiş.
Aile çocuğun yemek boyunca “Ben bir şey yapmadım, kameralara bakın” dediğini ve çok üzüldüğünü yazmış.
Bir an için, altı yaşındaki çocuğun, diğer miniklere gerçekten vurduğunu varsayalım.
Yanına gidip, “Çocukla böyle oyun olmaz” demek de mümkün, ailesinin yanına gidip
ona dair uyarıda bulunmak da...
En son bile değil hiç yapılmayacak tek şey, bir çocuğu tehdit etmektir.
İnsan kendi evladına söylenmesini istemeyeceği bir şeyi, başkasının çocuklarına söylememeli...