Ailede gölgede kalan kardeşlerin olay çıkarması hiç de şaşırılacak bir durum değil.
İngiltere Kraliçesi Elizabeth ile kardeşi Margaret arasındaki bitmeyen kavga mesela...
“Taht kavgası, olur o kadar” demeyin, sebebi para gibi gözüken ama temeli geçmişle hesaplaşma olan başka kavgalar da var.
Zeynep Korel’den söz ediyorum desem, “Kimdi?” diye düşünebilirsiniz bir süre.
Ama bir dönem Tanju Korel’in kızı, şimdi de Bergüzar Korel’in ablası diye haber olan kadın desem, hemen anlayacaksınız.
Köpek dolaştırmasına, evlere temizliğe gitmesine, kendi ayakları üzerinde duran, çalışmaktan utanmayan kadın diye saygı duymuştum ama yanılmışım fena halde.
Hepsi, bitmeyen ve bitmeyecek bir hesaplaşmanın planlı adımlarıymış.
İşin görünen kısmı para-miras olsa bile, annesiyle bitmeyen bir kavgası var bu kadının, içinde barışamayacağı için kardeşini de hedef alıyor.
Bu saatten sonra istediği, hatta istediğinden fazla para verseler de susmayacak.
Zira medya üzerinden annesinin, kardeşinin canını yakabildiğini gördü ve o hırsı belli ki para ihtiyacının önüne geçmiş durumda.
Bu kadın konuşmaya devam edecek, orası çok açık da, biz medya olarak kullanılmaktan ne zaman vazgeçeğiz, orası belli değil.
Kardeş yarası ağır bir yaradır, bir sürü ailede de benzerleri yaşanıyor ama bu kavga çirkinleşme hızı ve potansiyeli açısıdan hakikaten uzak durulması gereken bir dava haline geldi.

Malatya mı, Antalya mı?

Malatya Film Festivali’nde ödüller dağıtıldı.
Daha dokuz yaşında olan bir festivalin ödül töreninde gördüğümüz kılık kıyafet özeninin, bir zamanların marka olmuş Altın Portakal’da olmaması ne acı...
Sinema dünyasının, bu aradaki fark üzerine düşünmesi gerekiyor.
Unutmayalım ki, Cannes Film Festivali’nde foto muhabirlerinin bile smokin giydiği bir ortam yaratıyor insanlar.
Bu sayede tüm yıldızlar son derece şık oluyor, dünyanın moda devleri de, onlar kendi elbiselerini giysinler diye ciddi paralar ödüyor.

Anneler-babalar çöpçatan sitelerine üye olun!

Gencecik bir kadının, hayatına soktuğu bir psikopat tarafından katledilmesini konuşuyoruz hafta başından beri.
Almanya’dan bir arkadaşım aradı dün.
Dedi ki, “Özay lütfen yaz, anne-babalar hemen internetteki ünlü çöpçatan sitelerine üye olsunlar.”
“Saçmalama oğlum, evli barklı insanlar ne yapacaklar çöpçatan sitelerinde?” dedim, komşusundan öğrendiği taktiği anlattı.
Dedi ki, “Komşumun kızı uyuşturucu kullanan bir kızdı, üniversite için İngiltere’ye gitti. Babası ilk başta minimum düzeyde para verip, uyuşturucu kullanmasını engellemeye çalıştı ama işler umduğu gibi gitmedi.
Sonra öğrendi ki, kızı esrar için kullanılan 420 rumuzlu bir profil açmış çöpçatan sitelerine ve oradan uyuşturucu kullanan adamları bulup, onlarla beraber bağımlığına devam etmiş.
Sonra ben de İstanbul’da okuyan oğlumu takip etmek için bir profil açtım, inan durum felaket. ‘Öğrenciyim, paraya ihtiyacım var’ diye bir sürü açılmış profil ve gencecik kızlar gördüm, ardından da seni aradım.”
Söylediğini ispat etmek için de ekran görüntülerini yolladı.
O görüntüleri, çocukların güvenliği açısından kullanamıyorum ama durum gerçekten sıkıntılı.
Anneler-babalar, aman internetin sunduğu ve yüzde 90’ı yalan olan o dünyayı da ihmal etmeyin...

Birinci sınıf öğrencileri ve tatil

Okullarda ara tatil sayısı üçe çıktı ya, özellikle çalışan aileler açısından, çocuklarla tatilde ilgilenecek zaman bulamamak bir dert.
Ama daha büyük bir dert, ilkokul talebeleri için geçerli anladığım kadarıyla.
Tam okul disiplinine giren, kalem tutmayı, alfabeyi öğrenen minikler, tatille birlikte okul düzeni dışına çıktılar.
Üstelik evde tekrar yapmayan çocuğun öğrendiklerini unutma ihtimali, yeniden televizyona ve tablete alışma riski de dert...
Acaba en azından ilkokul birinci sınıf talebeleri bu tatillerden muaf mı tutulsa...

Bir gidelim mi işimize...

Görgüsüzlük sadece başörtülü insanlar tarafından yapıldığında mı ayıplanmalı ya da tartışılmalı diye başlamam lazım yazıya.
İstanbul’un ünlü bir alışveriş merkezinde,
2-3 milyonluk arabasını, görünür yere park etmesi için valeye 100 dolar bahşiş veren adam gördüm
gözlerimle.
Beş yıldızlı otellerdeki kına gecelerine, İstanbul’un merkezden uzak semtlerinde daire alacak kadar para harcayan aileler de gördüm.
Bebek daha doğmadan, dünyaya gelişini kutlamak için düzenlenen Baby-Shower partilerini de es geçmeyelim, altın emzikler falan hediye ediliyor.
Adının baş harflerini taşıyan bir plaka çıkarmanın bedeli 5 bin TL’den başlıyor, çok daha yükseklere kadar çıkıyor.
Görgüsüzlük elbette eleştirilebilir bir durumdur ama insanların yasal yollardan elde edilmiş, vergisi ödenmiş bir parayı nasıl harcayacaklarına da
karışamayız.
Burada işin sırrı olan kelime, yasal yollardan elde edilmiş ve vergisi ödenmiş para meselesi bana göre.
Türkiye’de banka hortumladığı için yurt dışında kaçak olarak yaşayan bir adam var, mesela ayakkabı yaptırmak için çok ünlü bir ustayı Londra’dan özel
uçağıyla getirtip, geri yollar, ayakkabılarını da yine özel uçağıyla aldırtırdı.
Bu adamların üzerinden zaman geçtiği için kamu vicdanında aklanır hale gelmesine, görgüsüzlük örneklerinden daha çok bozuluyorum.