Geri Dön

“Bize kimse doğarken her şey adil olacak demedi”

Yiğit Kirazcı: “Herkes sabırsız, herkes bir şeyler çabuk olsun istiyor. Ben de öyle olsun istedim gençken. Ünlü olayım istedim, dizilerde başrol oynayayım istedim. Denedim olmadı. Bize hiç kimse doğarken her şey adil olacak demedi. Doğada da adalet yok ki zaten”

“Bize kimse doğarken her şey adil olacak demedi”
BUKET AYDIN

Yiğit Kirazcı son dönem yıldızı parlayan isimlerden. İlki büyük ses getiren “Aşk Tesadüfleri Sever” filminin ikincisinde boy gösterdi; çok beğenildi. Bir internet platformunda yayınlanacak dizisinin çekimleri sürüyor. Ve en önemlisi Kanal D’nin ilk bölümü dün yayınlanan “Hizmetçiler” dizisinde önemli karakterlerden birini canlandırıyor. Biz de bu vesile ile bir araya geldik. Sadece iş değil hayatı da konuştuk. Kendisini çok geliştirmiş;  felsefeye, sosyolojiye, kişisel gelişime meraklı; zeki entelektüel ve hoş sohbet biri. İki cümleyi doğru düzgün bir araya getireni zor bulduğumuz bu dönemde yeni nesil kaliteli bir oyuncu ile tanıştım. Sizi de tanıştırmak istedim. Keyifli pazarlar...

Dün Kanal D’de başlayan “Hizmetçiler” nasıl bir dizi?

“Hizmetçiler” bildiğimiz bir dram işi. Olaylar zengin birkaç aile ve hizmetçiler çerçevesinde gelişiyor ama hikaye çift perspektiften gösteriliyor. Yaşamın kendisi ve olay kurgusu bir hizmetçiler gözünden bir de zengin aile gözünden anlatıyor.

Siz oradaki varlıklı ailelerden birisiniz değil mi?

Dizideki ana ailenin üvey oğluyum ben. Babamız ölmüş bir üvey abim ve kız kardeşim var bir de onların annesi. Bütün servet onlarda. Benim Eskişehir’de bir çiftliğim var, çiftliğimin satılacağını duyunca hikayeye dahil oluyorum.

Dizi uyarlama mı?

Meksika’da yapıldı önce, sonra Amerika’da da yapıldı. Şimdi de Türkiye’ye geliyor.

Meksika dizileri bizde seviliyordu eskiden.

Maria Mercedes, Kerester… ( Kahkahalar)

“Hizmetçiler çok dişi bir senaryo”

Bu dizi neden sevilir?

Var olan birçok senaryodan müthiş farkları var diyemem ama işleniş şekli, hikayeyi anlatış şekli çok özel bence. Sahnelerin sonu hep bir beklenti ve sürpriz yaratıyor.

Son dönemde Türkiye’nin en iyi isimlerini de koysanız senaryo sevilmezse diziler tutmuyor. Bu iş de çok başrollü değil mi?

Kesinlikle herkesin bir hikayesi var. Çok dişi bir text.

Şu anda artık hikaye daha önemli hale mi geldi?

Bunun bir cevabı olduğunu düşünmüyorum. Trendler var. Belli bir dönem daha ataerkil işler gidiyor, belli bir dönem üniformalı işler.

Siz canlandırdığınız karakterde kendinizden bir şey buldunuz mu? Sevdiniz mi rolünüzü?

Sevdim. Kendimden bir şey buldum mu onu tam olarak bilemem ama daha önceki rollerime göre farklı. Buradaki adam mecburen fedakâr olmuş ve kabullenmek zorunda kalmış biri. Yoksa nasıl yaşayacak?

Neden?

Yalnız bir adam, toprağa bakıyor sadece. Aile kavramı mesela çöplük onun için, toplumsal olarak kodları oluşmamış. Psikiyatrist Dr. Agâh Aydın “Kötülük anneye saygı duymayan babadır, insanın ilk öğrendiği kötülük odur” der. Daha fazla detaya girmeyeyim. Sevdim yani rolümü.

Sizin bir de dijital platforma yaptığınız diziniz var değil mi? Zor olmuyor mu?

Çok eğlenceli bir şey. Yorucu ama çok eğlenceli.

Son dönemde birçok oyuncu dijital platformlara yönelmeye başladı.

Teknoloji nereye doğru götürüyorsa, oraya doğru gideceğiz. Bu ileride neye dönüşür bilmiyorum. Şimdi baktığınızda 15 saniyelik videolar çekiyoruz. İnsanlar bir şeylerin uzamasından gitgide sıkılmaya başladı. Yeni nesil geldikçe zamanlar kısalacak ve içerikleri dolu ama tüketilmesi kolay şeyler olacak. Hıza doğru gidiyor her şey.

Televizyon da buna evrilir mi sizce?

Televizyon çok geleneksel geliyor bana kendi devrinin ilki olduğu için, hayatlarımıza büyük etkisi var. Hangimiz televizyonsuz büyüdük ki? Neslin değişmesi lazım herhalde televizyonun etkisini yitirmesi için. 

“Herkes kendine değerli diğerleri değersiz”

En son “Aşk Tesadüfleri Sever 2”de rol aldınız. Nasıl bir deneyimdi?

Bir tarafta 1962’nin naifliği var, birinin elini tutmak için 2 ay bekliyor, çocukla not gönderiyor, notun cevabını bekliyor, bir tarafta da barda gördüğü kızı sosyal medyadan eklediğinin ertesi günü ilişkinin başladığı günümüz var. 60’ların dokunulmazlığı günümüzün popcorn, hemen tükenen ilişkileri paralel kurgu gidiyor. Bireycilikle bireysellik birbirine karıştığı için denizde balık çok günümüzde, “Seni mi çekeceğim?” hikayesi var. Herkes kendine değerli tabii ki, diğerleri değersiz nedense?

Günümüzde oyuncular star havasından çok kendi halindeler. Yeni nesil oyunculuk diyebilir miyiz buna? Siz de yeni nesil oyunculardan mısınız?

Benim kendi rutinlerim var, spor koşu… “Kungfu” yapıyordum şimdi “kali”ye geçtim. Dolayısıyla kendimi kanalize edeceğim ve içine doğru derinleşebileceğim şeyler var. Bu insanı amaçsızlıktan da kurtarıyor. Ki oyunculuk da zaten böyle bir meslek. Ben oyunculuk okumadım reklam okudum ama üniversiteyi bitirdikten sonra özel bir tiyatroda iki sene ders aldım, sonra orada asistan oldum 4 sene. Tiyatro rejisi yaptım, tiyatro oyununda oynadım. Derken bu işi adamakıllı öğrenmeye çalıştım. Sonra psikanaliz okudum Erich Fromm, Jacques Lacan okudum. Davranış psikolojisi okudum. İnsan niye davranır? Dürtü, motivasyon, aksiyon nedir? Hareketli fiziksel devinim ne demektir? Benim karnımın acıktığında bir şeyler yememle sinirliyken bir şey yemem arasında nasıl dünya kadar fark vardır? Bunlara yanıtlar aradım. Sen nereye dikkatini yöneltip nereye doğru genişlemek istiyorsan hayat sana onu getiriyor zaten. Algıda seçicilik oluyor bir yerden sonra.

Yeni nesil hemen olsun, şimdi olsun, çabuk olsun derdinde. Sosyal medyadan kısa sürede kazanılan bir ün de var. Sosyal medya fenomenlerinden bahsediyorum. Bu ün aslında bu işe emek vermiş kişilerin de üstünde bir ün oluyor. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bize hiç kimse doğarken her şey adil olacak demedi. Doğada da adalet yok ki zaten. Burası çok garip bir nokta; insanlar bir sürü emek veriyor, okullar okunuyor ama alınan sonuç emeği karşılamıyor. Bir tarafta da sabırsızlık var. Çoğunluğun genelinin ne olduğuna bakmak lazım. Herkes sabırsız, herkes bir şeyler çabuk olsun istiyor. Ben de öyle olsun istedim gençken. Ünlü olayım istedim, dizilerde başrol oynayayım istedim. Denedim olmadı. Niye olmuyor diye düşündüm. Diksiyon çalışmam lazım, artikülasyon çalışmam lazım, davranış bilmem lazım, davranış psikolojisini anlamam lazım diye düşündüm. Çok eksiğim olduğunu anladım. Daha çok çalıştıkça da eksiğim giderek artıyor. Bu tandans çok doğal ama kalıcı olmak sürekli çalışmakla oluyor. Güzelsin, ne güzel ama sen güzelliğini hak edecek bir şey yapmadın, sana verilen bir şey güzellik. Dolayısıyla yakışıklı ya da güzel olmak insanların önünde engel. Gülümsemeyi hak etmek var, bir de güzel olduğu için gülümsetmek var. Bu da insanın davranışını, algısını etkiler. Sonra daha büyük hayal kırıklıkları yaşarsın. Çünkü güzelliğin yetmediği yerler var hayatta.

“Bize kimse doğarken her şey adil olacak demedi”

“Ben bildiğiniz erkeklerden değilim”

Kendinizi farkına varma süreciniz nasıl başladı?

İlkokulda özel okula gittim. Lisede Özel Koç Lisesi’nde okudum. 17 yaşına kadar matematik, Türkçe, coğrafya, İngilizce özel dersim vardı, sporum vardı. Şoförüm vardı, para çoktu. Derken babam ben 17 yaşındayken felç geçirdi. Arkadaşlar, yakın çevre yani etrafındaki insanların niye ve nasıl var olduğunu ben o yaşta, o dönemde anladım. Çünkü tokat yedim. Benim rol modelim babam hasta olunca ki babam iyi bir insandır, etrafına da iyidir, iyi sandığım insanlar bir anda yok olmaya başladılar. O üzdü beni. Sonra sisteme çok kızdım. Param varken çok bir şey düşünmeme gerek yoktu; ailem iyi, etrafım iyi, psikolojik ve maddi olarak iyiyim. Babam hastalanınca gördüm ki benim kendimi iyi hissetmeme neden olan doneler aslında gerçek değil. Ve gerçek nedire doğru evrilmeye başladım. Çok sevdiğim bir fotoğrafçı vardır; Murat Kıvrak... Ben modellik yaparken bana hep “Bir şey düşünme, hiçbir şey düşünmemeni istiyorum, hiçliği düşün, potansiyelini öyle çıkar” derdi. Sonra bana Sri Nisargadatta Maharaj’ın kitabı “Ben Oyum”u verdi.

Psikoloji anlamında erkeklerin kendilerini geliştirmeye çalışmaları hele ki Türkiye’de zor ihtimal.

Ben bildiğiniz erkeklerden değilim. (Kahkahalar) Psikolojiye gelince psikanaliz severim. Merak ediyorum. Sorun olan o. Sorun değil de benim olayım o. Uzayı da merak ediyorum, bilinci de.

Kitap size nasıl rehber oldu?

Anda 5 kavram veriyor. Berrak, sessiz, uyanık, bağsız, tarafsız olman gerekiyor ki dışarıyı algılarken herhangi bir ön yargı edinmeden taraf olmadan algılayabil. Dışarıya doğru da iki kavram veriyor samimiyet, ciddiyet. Bu iki parite arasında insanlarla ilişkini doğru kurarsan üzülmezsin. Ne kadar samimi ve ne kadar ciddi olacağını ayarlarsan kendini bilmeyen ya da kendini başka türlü göstermek isteyen insanlara karşı alanını daha kolay koruyabilirsin.

Oyunculukta işinize nasıl yarıyor bu anlattıklarınız?

Karakterin bir derdi var diyelim. O dert üzerinden kendine yalan söylüyor ve o yalanın gerektirdiği hareketleri dışarı yansıtıyor. Şimdi ben bu derdi alıp kendi hayatımın içine ekliyorum. O düşünce yapısıyla yaşamaya başlıyorum. “Hizmetçiler” özelinde gidersem babanın olmayışı, yalnız büyümek, sürekli toprakla haşır neşir olmak gibi… Ve bu düşünceyi kendi kendime büyütüyorum içimde. Hume’ın izlenimler üzerine yazdığı kitapta hayatta insan karakterini belirleyen travmaları öngördüğü izlenimler var. O izlenimler nelerdir onlar üzerinde düşünmeye başladım. Sonra anladım ki; belirli düşüncelere çok odaklanmak senin davranış paternini değiştiriyor. Mülayim bir insan aslında her zaman mülayim olmak zorunda değildir. En mülayim insan aslında birini de öldürebilir şartlar uygun olduğunda. Dolayısıyla karakter diye bir şey olmadığını, karakterin aslında senin “id”inin toplumla buluştuğunda defans mekanizması olduğunu ve anbean değiştiği hikayelerine girdim. Kafamı açtım; doğru ya da yanlış.

“Çok zor insan seçiyorum"

Sizi en çok etkileyen kitaplar hangileri?

Erich Fromm “Sahip Olmak Ya Da Olmak” “Sevginin Ve Şiddetin Kaynağı”, “Psikanaliz ve Din”, Maharaj’ın kitabı “Ben Oyum”. En son Maslow’un “İnsan Olmanın Psikolojisi”ni okudum o da çok iyi. Sartre severim.

Bu kadar çok insan bilincini, psikolojisini irdelemek insanlarla ilişki kurma konusunda sizi zorlamıyor mu? Bir yerden sonra niyet okumaya yol açmaz mı bu durum?

Haşa öyle bir şeyim yok. Niyet de değişken, bilinç akışı da sürekli. İnsanları girdiğin chaptera göre değerlendirmemek lazım. Birini tanıyorsan, sürekli görüyorsan hakkında bir fikrin olabilir o da değişkendir ama genel olarak çok zor insan seçiyorum. Aileni seçemiyorsun ama arkadaşlarımı seçerim. Bana nasıl davrandığına değil de izlenmediği zamanlarda nasıl davrandığına, iyi davranmak zorunda olmadığı kişilere nasıl davrandığına dikkat ederim ben insanın. Çünkü bu noktada aile terbiyesi, vicdan ortaya çıkıyor ve önemli. Ayrıca insanlara karşı empatim de artıyor.

 

 

 

 

İpek Tanrıyar'ın ilginç corona maskesi6 aylık hamile olan eski manken İpek Tanrıyar, erkek iç çamaşırdan maske yaptığı anları sosyal medya hesabından paylaştı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber