Geri Dön
PazarYol macerasında ilk yarı tamam

Yol macerasında ilk yarı tamam

Planlarım 44 sürüş günüydü. Bugün yolu gün olarak yarıladım. Birecik, Suruç ve Kızıltepe’den sonra Nusaybin’e geldim. Bir sonraki durağım terk edilmiş Süryani köylerine sürdüm Vagabond’u

Yol macerasında ilk yarı tamam

26. günde yine yollardayım. Bugün Morpheus’un kulaklarını çınlattım: “Welcome to the real World”. Sabah Suruç Öğretmenevi’nin bahçesinde gölgede kalmıştı Vagabond. Onu yerleştirip buraların geleneği çorba içtim ve yola çıktım. Tarlaları sulayan fıskiyelerin yer yer balçık yaptığı yoldan hudut karakoluna doğru yanaştım. Sonraki durak Akçakale idi. Orada uzun bir mola verdim ve Merkez Lokantası’nda Urfa kebap yedim. İçeride bir bölme vardı, insanlar yerde yiyorlardı. Bir dükkandan poşu satın aldım. Dükkândaki görevliye bağlama şeklini sordum Türkçe bilmediği için anlamadı. Sonra dışarıda birileri yardım etti. Gösterdiler ve bağladılar. Ama ben nasıl bağlanır unuttum bile. Neyse dönünce YouTube’tan destek alırım. Bu arada bir bilgi paylaşayım, bu insanlar boşuna poşu bağlamıyorlar. Günün devamını buf yerine poşuyla geçirdim ve ciddi rahat ettim acayip sıcağa rağmen oldukça serin tutuyor. Yarın poşuyla devam!

Yol macerasında ilk yarı tamam

Çöl sarhoşu gibi

Yolun sonrası ciddi kâbus gibiydi. 21 gündür motosiklet sürüyorum, ilk defa bugün yorulduğumu düşündüm ya da hissettim... Dümdüz yollar, tek bir ağaç gölgesi bile yok. Bir benzinliğe rastlar da soluklanırım dedim, 130 kilometre benzinci yoktu. Sınır hattı için yoldan çıktım geri geldim, çıktım geri geldim. Köyler, kerpiç evler ama bir tane bile kahvehane yok. Ara yollarda, köylerde köpek bile yok gezinen... Son, son artık; “şu tepeden sonra bir yer bulurum, bu tepeden sonra bir yer bulurum” diye diye çöl sarhoşu gibi oldum. Aktif 44-45 derece ara ara 48 derece sıcak fena. Telefon şarjı kesti, içme suyum kaynama noktasına geldi falan. Bu arada aklınızda bulunsun. Benzincilerde telefonu dondurma dolabına koyuyorum gayet de işe yarıyor!

Ceylanpınar’a girdim çıktım, sonra bir-iki köye daha. En son Şenyurt Sınır Kapısı için Şenyurt’a girdim. Kapı kapalı olduğundan askeriye o kısmın yolunu kapatmış. Döndüm ve saat 18.00 civarı Kızıltepe Öğretmenevi’ne geldim. Vagabond’u içeri bahçeye aldım ve odama yerleştim. Bölge bölge öğretmenevlerinin tarifeleri farklı oluyor, ama şu ana kadar deneyimlediklerimde klima, buzdolabı mevcut. Bu havada daha ne istenir! Halim kalmamış, ıvır zıvır alıp odaya çekildim. Bu arada Kızıltepe; Birecik ve Suruç’tan daha gelişmiş ve modern geldi bana. Yarın Mardin ve Midyat’ı gezeceğim.

Sevgili dostlar, yol hali neler ilave ettirir bilmiyorum ancak planlamam 44 sürüş günüydü. Bugün yolu gün olarak yarıladım. Ve bugün ilk kez planımın dışına çıktım. Şöyle ki, Gaziantep ve Şanlıurfa’yı gezmemiştim. Dolayısıyla bugün Mardin ve Midyat’ı gezmeyerek, onlara ihanet etmedim. Sonuçta her birine hak edeceği gün sayısını ayıramayacağımdan bu kıymetleri başka bir tura bıraktım. Gelelim niye planın dışına çıktığıma…

Yol macerasında ilk yarı tamam

Süryani köylerine doğru

Sabah kahvaltıdan sonra ilk durak Nusaybin’e geldim (sınır hattına en yakın sürdüğüm yollardan ilki). Nusaybin Sınır Kapısı’nda anı fotoğrafımı ancak biraz uzaklaşarak çekmeme izin verdiler. Ardından benzin almak için girdiğim bir istasyonda soluklanırken çay ikramları başladı. Yine 4-5 çaylık bir sohbete koyulduk. Benzincide görevli Kürt kardeşlerle çevre, gezilecek yerler, Süryani köyleri derken, onlara terk edilmiş Süryani köylerini görmek istediğimi söyledim. Haritadan gösterdiler. Saat epey ilerlemiş. Onların önerisiyle ilk önce Beyazsu’ya gittim. Yan yana dizilmiş bir sürü mekân. Neyse birinde tek kişilik bir demlik çay alarak suyun kenarında oturdum. Mekânda bangır bangır kemençeli müzik çalıyor. Çay o kadar iyi geldi ki buradaki süreyi de uzatmışım. Ardından düzlüklerden sonra ilk kez dağlara tırmanmaya başladım. Ama nasıl dağlar biliyor musunuz? Taş, kaya, yeşillik yok; ancak sağında, solunda, tepesinde yamacında ya bir eski taş ev ya da taş evlerden oluşan köyler. Büyüleyici bir manzara eşlik etti bana Botaş sapağına kadar. Benzincideki arkadaşın önerdiği köylere gitmek üzere sapaktan içeri saptım.

Gezdiğim üç köyle ilgili anılarımı bir sonraki yazıma bırakıyorum. Zira o kadar ilginçti ki iki satırla anlatmam mümkün değil.

Yol maceramın detayına Instagram: Oskrom ve Facebook Osman Kromer hesaplarından ulaşabilirsiniz. Üç köyü birlikte gezmek üzere hoşça kalın.

 

bu haberleri kaçırma

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler