Bir sorunumuz var: ÇALHANOĞLU

Milli Takım zor da olsa kazandı. Bilinen ve görünenlerin dışında gölgede kalan sorunlara da değinelim. İşte ilk sorun: Hakan Çalhanoğlu.
Bir zamanlar Nuri Şahin’de yaşadığımız bireysel kalitenin ve performansın Milli Takım’a yansımaması, bugün Hakan Çalhanoğlu ile zihnimizi kurcalıyor.
Hakan Çalhanoğlu’nun dosyasına bakıyorum. Milli formayı 64 kez giymiş. Önemli bir devamlılık örneği. Kalitesini kabul ettirmiş. Zaten öyle bir kulüp kariyeri var ki onu çağırmazsanız, sizi tefe tutarlar. Ancak hücumda yaratıcı zeka ve usta ayaklara sahip bu oyuncumuz, Milli Takım’da sadece 14 gol atmış. Konuştuğum hocalar, bu sayının 20’yi aşması gerektiğini söylüyorlar. Bir de kişisel saptama: Hakan Çalhanoğlu arkadaşlarıyla, arkadaşları da Hakan Çalhanoğlu ile oynamıyor. Biraz soyut bir iddia ama üzerinde düşünmeliyiz. Bu saptama sadece bana ait değil. Medyada bir çok dostum, bazı teknik direktörler, bu kanıyı paylaşıyorlar.
O halde Hakan neden beklediğimiz ölçüde katkı sağlayamıyor? Mehmet Ayan’ın dediği gibi, “Sülale (Mili Takım) gelin hanıma (Hakan) sevgi ve anlayış gösteriyor ama, gelin hanım henüz, güzel bir sofra hazırlamış, köpüklü bir kahve yapmış (Bize güzel bir zafer sunmuş) değil.” Takım ona sevgi ve sempati gösteriyor, Hakan o yaklaşıma uygun oyunları oynamıyor.
Almanya’da teknik direktörlük yapan dostumla bu durumu konuştum. “Hakan’ı oynatmak için çok güvenli bir organizasyon gerekli. Ayrıca o gerçek bir 10 numara değil. 10-6 arası. 8 numara gibi. Yüzü rakip kaleye dönükken topla buluşarak çok ince ve derin paslar atabilir, akla gelmeyen pozisyonlar yaratabilir. Onda bu yetenek, tecrübe ve beceri olduğu için Bayer Leverkusen, Milan gibi kulüplerin formasını giydi. Bugün İnter’de oynuyorsa, kabul edilmiş ve saygı gören kariyeri sayesindedir.”
Bir dönem Bayer Leverkusen’in teknik direktörlüğünü yapan Roger Schmidt ise yıllar önce çok önemli şeyler söylemiş: “Hakan Çalhanoğlu’na çok güvenen bir hoca gerekli. Hakan böyle bir hoca ile çalışır ve güven duyarsa, verimli olabilir. Güvensiz ortamlarda asla verimli olamaz!”
Bu sözler, Stefan Kuntz’a ulaşması gereken bir mesaj gibi… Hamit Altıntop da çok iyi değerlendirmeli. Milli Takım’da iyi bir organizasyon, Kuntz’un başarılı iletişimi, tüm oyuncular için oluşturulacak güven ortamı Hakan Çalhanoğlu’nu yeşertecektir.
Çok zor bir iş mi? Hayır… Adam kaybetmenin çok kolay olduğu bir dünyada, zor da olsa değerli oyuncuları sorunsuz biçimde sahaya çıkarmak sadece Hakan’ı değil, hepimizi mutlu edecek bir başarıdır.
Çalhanoğlu’na ihtiyacımız var. Hepsi bu kadar!

Bu da bir derbi: Trabzonspor-Fenerbahçe
Süper Lig’de milli aradan sonra perde çok önemli bir maçla açılıyor: Trabzonspor-Fenerbahçe. Bu yıl çok iyi transferler yapan, kadro derinliği sağlayan, iyi hazırlık dönemleri geçiren iki başarılı takım karşı karşıya.
Bu maça “derbi” diyenlere hiç itirazım olmaz. Galat-ı meşhur: Kelime ve deyimlerin yanlış biçimde kullanılması ve yaygın biçimde doğru kabul edilmesi.. Her kültürde ve dilde böyle şeyler olur. Bence birden fazla şampiyonluk kazanmış ve aynı hedefe kilitlenmiş takımların arasındaki maçlara ayrı kentlerde olsa bile “derbi” denebilir. Böyle bakarsak, Trabzonspor’un Üç Büyükler’le yaptığı maçlar, Karagümrük’le Üç Büyükler’in yaptığı maçlara göre daha “derbi” sayılır.
Peki maç ne olur? Trabzonspor hücumu, Fenerbahçe savunmayı daha iyi oynuyor. Bence beraberlik… Olmazsa kim kazanır, bilemem. Bildiğim bir şey var: Bu maç golsüz bitmez!

Alkışlar Erden Timur’a
İnşaat sektörünün önemli markalarından NEF, Galatasaray’ın Ali Sami Yen spor kompleksindeki stadına 5+5 yıllık sözleşmeyle toplam 1 milyar liralık isim sponsoru oldu.
NEF Yönetim Kurulu Başkanı Erden Timur, basın toplantısında “Galatasaray’a katkı sunmak gerektiğinde görev almak en büyük hedefim” dedi. Başkan Burak Elmas “Bugün benim oturduğum koltukta umarım onu da görürüz” sözleriyle mesajı tamamladı. Sponsorluk kavramına yeni derinlikler kazandıran ve örnek oluşturan bir anlaşma. Başkan Elmas’ın 10 yıllık sözleşme süresi sona eren Türk Telekom’a teşekkür etmesi de Galatasaray’a yakışan bir incelikti. Yine de stadın uygun bir yerine küçük bir pirinç levha çakarak Telekom’un geçmiş hizmetini kayıt altına alabilirler.

Üç aylığa razı ol, kaybol!
Sağır değilim ama, bu durumu yeni öğrendim. Süper Lig’deki kulüplerimiz antrenörlerle sözleşme imzalarken, ayrılık halinde 3 maaş tazminat maddesi koyuyorlarmış. Normalde 1 yıllık maaşı tamamlamaları gereken kulüpler böylece işi ucuza getiriyorlarmış. Bu durum antrenörün pazarlık gücünü ve şansını azaltıyor. Antrenör kovmayı kolaylaştırıyor. Bir antrenör anlattı: Süper Lig’deki kulüp başkanıyla 3 yıllık bir proje yapmışlar, her konuda anlaşmışlar ama, iş tazminata gelince hocanın önüne komik üç maaş maddesini koymuşlar. Gülünç ve dramatik bir durum: Üç yıllık projeyi emanet ettiğiniz hocayı üç maaşla kovabileceksiniz. Bu haksız ve yakışıksız sözleşme yanlışı önlenmelidir.