FF Milli Takımlar Sorumlusu Hamit Altıntop’un bulduğu formül ve adam, en azından 2022 Dünya Kupası elemeleri için doğrudur.
Stefan Kuntz, antrenörlük kariyerinin “emek yoğun” sürecini yaşıyor. Alman U21 Takımı’nda hem yarışmacılık hem de yetiştiricilik görevini yürütmek farklı bir çalışma ve disiplini gerektiriyor. Kuntz bu disiplini gösterdi.

Türkiye açısından bakıldığında bir dönem Beşiktaş’ta forma giyen Kuntz’un bu ülkeyi yeterince tanıdığını biliyoruz. Türkiye’de oynadığı maçlar, takım arkadaşları, deplasman yolculukları, taraftar/seyirci tepkileri... Kısacası, “futbol kültürümüz”, Kuntz’un yabancısı olmadığı konulardır.
Milli Takım görevi için TFF’nin vereceği kararı bilmiyoruz. Kabul görmeyebilir.

Ya da baş tacı edilebilir. Hiç belli olmaz. Kararı Hamit Altıntop’un başkan ve yönetim kuruluna vereceği bilgiler, sorular/yanıtlar belirleyecektir. Kuntz’un daha başlarken, “Size Katar bileti için söz veriyorum. Türkiye, Dünya Kupası’na katılacaktır” demesini bekleyemeyiz. Böyle bir şey yaparsa, popülist davranış örneği sergiler.

Stefan Kuntz, bugüne kadar dürüst, başarılı bir sporcu ve teknik adam portresi sergiledi. Göreve getirilirse, farklı bir portre göreceğimizi sanmıyorum.

Kuntz’dan saha sonuçlarının yanı sıra beklediğimiz şeyler de var. Her şeyden önce bilime Milli Takım’ın kapısını açmalıdır. Biliyorum, daha resmi imza atılmadan yardımcı kadrolar için her yerden kulisler, önermeler, notlar gelecektir. Hiç birini dikkate almadan, gerekirse Almanya’dan getireceği performans uzmanları, istatistikçiler, test ve ölçüm yapacak görevlilerle ekip oluşturmalıdır.
Türkiye’nin uzak kaldığı bilim, Kuntz’la futbola gelebilir. Hoş değil, ama gerçek bu.

Sırası gelmişken… Süresi ne olursa olsun TFF’nin düzenleyeceği sözleşmede ücret ve primleri performansa bağlı kriterlerle imza altına alması gerekiyor. Artık kiminle sözleşme yapılırsa yapılsın, ödenecek ücret baştan ilan edilmeli gereksiz tartışmalar önlenmelidir.

Çılgın bir İzmir gezisi

9 Eylül 2021, İzmir’in Kurtuluşu’nun 99. yıldönümü… Doğup büyüdüğüm şehrimin bayramına çok hoş bir davet aldım. Yazar ağabeyim Yalçın Bayer ile iletişim ve medya sektörünün yakışıklı aktörlerinden Adil Yıldız’la birlikte İzmir’e uçtuk. Çılgınlar gibi coştuk, eğlendik, değerli insanlar tanıdık ve ortaklaşa “Üç Delinin Hatıra Defteri” sayılabilecek kıymetli anılarla İstanbul’a döndük.
İzmir’de Vali Yavuz Selim Köşger’in davetlisiydik. Belediye Başkanı Tunç Soyer’in eski havagazı fabrikasında verdiği yemeğe hep birlikte katıldık. Belediye başkanları, muhtarlar, sivil toplum temsilcileri. İBB Spor Kulübü halk oyunları ekibi… Orkestra. Hepsi şiir gibiydi. 300 metrelik bayrakla düzenlenen zafer yürüyüşü ve havadaki solo Türk gösterileri muhteşemdi. Bir de polis helikopterlerinin müzik eşliğinde zeybek oyunu vardı ki anlatamam.

Vilayet ve belediye uyum içinde çalışıyordu. Belediye’nin düzenlediği uluslararası “Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler” toplantısında geleceğin kültürünü oluşturmak ve paylaşmakta çok değerli mesajlar verildi.

Dokuz Eylül Üniversitesi’nde düzenlenen “Adalar Denizi ve Yunanistan ile Komşuluk Sorunları Sempozyumu”nda Mili Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları ile birlikte verdiği mesaj da çok etkileyiciydi: “9 Eylül, Yunan macerasının bittiği gündür. Bu vesileyle bir asır önce girişilen maceranın ne kadar ağır olduğu unutulmamalı, hüsranla sonuçlanacak yeni maceraların peşinde koşulmamalıdır!” Sanırım, anlayana yeter!

Üç Deli diyorum çünkü, her gün 18 saat ayakta, koşuşturmalar ve sohbetlerle fena halde dağıttık. Örneğin Sayın Vali Köşger, İzmir’in en acil sorununun ‘kentsel dönüşüm’ olduğunu söylüyor, bu sosyal projenin acilen hayata geçirilmesini istiyordu. Tunç Soyer, İzmir’in hem kültür, hem de üretim merkezi olması için çalıştıklarını anlatıyordu. Turizm yatırımcısı ve Marriott Oteli’nin sahibi Mustafa Çüngüşlügil, “Akaryakıt istasyonlarımızda ve otelimizde 100’e yakın kadın personel çalıştırıyoruz. Onların başarıları ile gurur duyuyoruz” diyordu.

Basın Konseyi’nin Çeşme’deki toplantısına da katıldım. Maalesef, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını dinleyemedim. Umarım tüm siyasetçileri konseyimizde dinler, aydınlanırız.

Benim kentim güzeldir, özeldir. Teşekkürler İzmir.

Taçlı Kral Metin Oktay

Ahmet Çakır, yine rahat durmamış, “Taçlı Kral Metin Oktay”ı yayınlamış. Daha önceden yazdıklarına derinlik ve yenilik katan bir çabanın ürünü… Özellikle Ali Kırca’nın, “Kral’ın krala taç giydirme” öyküsü ibret alınacak derslerle dolu. Okumanızda yarar var.