Sadece Beşiktaş için değil, Türk futbolunun tümü için de bir veda maçı… Şampiyonlar Ligi’nde hangi takımla ne zaman oynayacağız, artık bilmiyoruz. Böyle bir organizasyonda hiç değilse bir beraberlikle puan almak, yurda prestijli bir dönüş yapmak iyi olurdu… Olmadı.

Hiç de şaşılacak bir sonuç değil… Beşiktaş’ın akıl almaz yenilgilerine, oynamadan teslim olduğu maçlara, oynadığı halde kaybettiği oyunlara alıştık artık.
Alışmadığımız şey, Sergen Yalçın’ın bir gün önce basın toplantısında açıkladığı üzere “rotasyon” yapmasıydı. Öyle bir rotasyondu ki bu, Kayserispor’u Dortmund’dan daha tehlikeli bir rakip kategorisine getiriyordu. O yüzden gönlünde de kafasında da yer vermediği, “zoraki” oynadığı Şampiyonlar Ligi’ni bırakıp Süper Lig’i öncelediğini gördük. Ghezzal, Vida, Rıdvan, Rosier, Atiba kulübede oturuyordu. Daha da dramatik olanı bunca değişiklik içinde Oğuzhan’ın sahada kendine yer bulamayıp oturanlara katılmasıydı. Borussia Dortmund Bundesliga’da Bayern’in en önemli rakibiydi ama, son zamanlarda iyi değildi. Bayern’e kaybettikten sonra Beşiktaş’la oynadı dün. Üstelik C grubundaki hesapları da tutmamıştı… Böyle bir tabloda Dortmund’un sarsılan itibarını bir ölçüde kurtarmak için maça anormal asılacağını herkes biliyordu.

Sahaya öyle bir Beşiktaş çıktı ki, tam da Dortmund’un “damak tadına göre” bir maça tanık olduk. Beşiktaşlı oyuncular, topa da oyuna da sağır kaldılar dün. Üç-dört pas yapamadan, düzenli bir atak ya da savunma planına niyetlenmeden, tıpkı Kasımpaşa maçının ikinci yarısındaki gibi daha baştan anlamsız bir teslimiyet içine girdiler. Kenan, Larin, Batshuayi, Necip, Welinton, Josef, Umut top kaybetmede adeta rekor kırdılar. O nedenle maçın sonlarına doğru hemen hepsi toptan kaçar gibi oynamaya başladı. Bu arada kenarda Kayseri için saklanan oyunculardan bir bölümünün sahaya salındığını gördük. Biraz geç (!) olmadı mı?
Malen’in, Reus’un (2) gollerinden sonra Haaland’ın attıklarına da (2) tanık olduk. Evet, Beşiktaş için bu skor tarihi bir rekor değildi (2007-2008/Liverpool/0-8). Ama transferinden antrenmanına, oyun düzeninden takım karakterine, teknik direktör-oyuncu diyaloguna kadar her şeyin darmadağın olduğu yüz karartıcı bir sonuç olarak kayıtlara geçti.

Bu maçla ilgili en önemli eleştiri dürüst biçimde Sergen Hoca için yapılmalıdır. Bugüne kadar efsane oyunculuğu, taraftarın kalbindeki yeri, yönetimin kendisine tanıdığı kredi, yaşadığı onca yol kazasının da katkısıyla artık sarsılmıştır. Kimsenin söylemek istemediği gerçeğin özeti budur. Kim bilir, belki de şimdi asıl rotasyonun zamanıdır!