Bir maçı 70 dakika önde götürüp iki dakikada geriye düşerseniz bunun adı ne olabilir? Adını siz koyun. Görünmez kaza, felaket, akıl tutulması... Her neyse!

Lyon’daki maçın yarım saatten daha fazla bir gecikmeyle başlaması değişik sorulara yol açtı. Acaba bir kumpasa gelip 24 saatlik ertelemeyle Dortmund gibi ayarı mı bozulacaktı Beşiktaş’ın? Güney tribünündeki kanı kaynayan Lyon taraftarlarının sahaya inmesi, sanki şampiyonluk kutlaması yapar gibi şenliği (!) erken başlatmaları bir provokasyon muydu? Neyse ki stat görevlileri de, güvenlik güçleri de soğukkanlı davranıp taşkınları tribüne döndürmeyi başardı. Ne var ki o sakinleşmeye rağmen maç çok geç başladı. Sahayı sulayadursunlar, o kadar beklemek de can sıkıcıydı.
Beşiktaş, kura çekiminden beri Lyon üzerine yoğunlaşan “abartma” yorumlardan hiç etkilenmemişti. Çok golcü bir rakiple karşılaşacaklarını hesaplayan (!) Şenol Güneş, savunma tedbirlerini “sıkı”laştırmış, bu arada Quaresma’nın yokluğunda en akılcı alternatifleri devreye sokmuştu. Mitroviç stopere, Tosiç sol beke, Adriano sol öne, Babel de sağa... Bu zincirleme önlem en azından ilk yarıda çok işe yaradı. Quaresma’nın vekili Babel golünü çakıverdi. Ama hakça söyleyelim, o golün asisti de Talisca’dan geldi. Talisca’nın varlığı Beşiktaş için hem avantaj hem de rizikoluydu. Genç Brezilyalı rakiplerinin sertçe müdahaleleriyle bol bol faul atışı kazandı. Bu atışları çok akıllıca kullandı. Buna karşılık ayağında gereğinden fazla top tutması, gereksiz çalım tercihleri de Beşiktaş’a geri dönen ters hamlelere yol açtı.
Beşiktaş takımca yardımlaşmanın ve dayanışmanın en iyi örneklerini verdi bu maçta. Savunma her zamankinden daha dikkatli ve çabuktu. Gökhan, Marcelo ve Mitroviç adeta dükkanı kapatmışlardı. Tosiç zaman zaman kademe hataları yapmasına rağmen hücuma da katılarak Lyon üzerindeki baskıyı arttırdı.
Beşiktaş’ın asıl başarısı, topu rakip yarı alana taşıyıp hücum eden taraf olarak oyuna ağırlığını koymasıydı. Bu nedenle özellikle ilk yarıda Lyon savunma pozisyonunda kaldı.
İkinci yarıda Lyon biraz daha baskın oynamaya çalıştı. Lacasette, Fekir, Valbuena ısrarla golü aradılar. İlk yarıda topu direği sıyıran Fekir, Lacasette, Ghezeal, Tolisso’nun pek de şanslı günleri değildi açıkçası. Yürek hoplatan, penaltı korkusu yaratan ataklarda rakip oyuncular sürekli ofsayta düşüp Beşiktaş’ı rahatlattılar.
Ama tatlı başlayan rüya 83 ve 85’de kâbusa dönüştü... Önce bir duran top, Necip ve Tosiç’in ağır kaldığı an Tolisso darbeyi indirdi. İki dakika sonra topu oyuna sokarken çalım sevdasına kapılan Fabri’nin akıl almaz hatasını gördük. Morel o topu çalıp galibiyet golünü atıverdi.
İstanbul’da kazanacaksa dünkü skor hiç de önemli değil... Ama çark öyle tersine döndü ki şimdi her türlü beraberlik Fransızlardan yana...
Çok talihsiz bir gece ya şadık. Şenol Hoca’nın taktiğine de çocukların enerjisine de yazık oldu.