Kaotik bir hafta yaşadık. Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz, Teknik Direktör Fatih Terim ve bendeniz.
56 yılı deviren meslek yaşamımda ilk kez tansiyon yükselten, polemikler, tartışmalar ve kırgınlıklar yaratan bir işe imza attım.
Hiç istemediğim, sevmediğim bir durum.
Bazı meslektaşlarımın huy edindiği ya da stratejik hesaplarla kovalayıp yazmaya bayıldığı olay, benim kucağıma düştü.
Alanya (0-1) maçından sonra Galatasaray Başkanı Sayın Mustafa Cengiz’in ağzından çıkan sözleri bir şekilde duydum. Geçen hafta Çarşamba günü TRİBÜN, çerçeveli köşe formunda değil, haber kalıbına döktüğüm biçimde “Başkanın Öfkesi” başlığıyla yayınlandı.
Ertesi gün kıyamet koptu. Başkan aradı, “ Ben böyle demeç vermem. Abartılar, eksikler, yanlışlar var” dedi. Yazının en önemli özelliği doğrudan verilmiş bir demeç olmamasıydı. Ama Başkan’ın tepkileri de yorumları da gerçeği yansıtıyordu. Bunların hiç biri yalan ve uydurma değildi.
Cengiz’den özür diledim. Çok üzüldüm. Üzdüğüm için… Zor durumda bıraktığım için, kısa bir özür yazısı yazdım. İnsani nedenlerle çok sevdiğim, spor yazarı olarak takdir ettiğim, sağlığıyla ilgili en zor süreçlerden birini yaşamasına rağmen hayran olunacak özveriyle çalışmasına ve başarısına tanık olduğum değerli Başkan, Galatasaray’ın hallerini öfkeyle, kırgınlıkla dile getirmişti. Bunları yazmamak için çok direndim. Sonunda kendime döndüm ve yazmaya karar verdim. Doğrudan demeç olmayan, ama yaşanan bir gerçekliği yansıtan, küçük söylemler, kısa tepkilerle özetlenen bir yazıydı bu. Evet içinde abartı vardı, ufak tefek eksikler vardı. Başkan’a göre yanlışlar da vardı. Ama bunlar “hakikat”i bozacak şeyler değildi.
Gazetede yazdığım özürün yanı sıra Başkan’a da bir mesaj attım. Bu endirekt iletişim tercihimden dolayı özür dileyip tekrarının olmayacağını ifade ettim. Şunu da belirttim: Kamuoyunda tartışma ve polemik konusu yaratacak perde arkası haberler, daha sonra farklı mecralarda da değerlendirilerek gündem oluştururdu. Başkan’ın aktardığım düşünceleri ve sözleri böyle bir durum da yaratıyordu. İçinde tepki de vardı, durum tesbiti ve eleştiri de!
Ne oldu? Başkan Mustafa Cengiz’le Teknik Direktör Fatih Terim karşı karşıya getirildi. Gece yarısı yuvarlama haberlerle yönetimin, Hoca’nın işine son verme kararı aldığı filan yazıldı. Sonunda akıl devreye girdi. Polemiklere, sansasyona, tartışmalara nokta koyacak “Her şey yolunda” aşamasına gelindi. Birlik ve beraberlik tekrarlandı. Başkan ve yardımcılarıyla Hoca, sorumlu ve saygılı bir duruş sergilediler. Taraftara “birlik- beraberlik” duruşu sundular. Evet, artık “Her şey Yolunda”! Yönetim ve taraftarın ittifak ettiği çimento mesaj da şuydu: “Fatih Terim kırmızı çizgimizdir!”
Başkan’ın Öfkesi, kuşkusuz Teknik Direktör Fatih Terim’i de şaşırtmıştı. Sevgili Hocamız, yazdığımın yüzde yüz doğru olduğuna inandığını, referans aldığını söylemiş yakın çevresine. Özür dilediğimde bunu bana hiç yakıştıramamış. Çalışma arkadaşlarımdan biriyle dertleşirken, sitemini dile getirmiş. Keşke doğrudan bana söyleseydi. Bu yaşta velisine şikayet edilen ilkokul öğrencisi (!) gibi hissettim..
Öte yandan Sayın Başkan Mustafa Cengiz, bir konuşmasında “Atilla Gökçe aman diledi. Mesaj attı, telefon etti” demiş. Konuyu kapattığını beyan etmiş. O beyanın kapsamında “ Ben Fatih Terim’in ne zaman çağrılsa geldiğini söyledim. İki dakikada demedim” biçiminde konuşmuş.. Böylece hem sözlerini teyit ediyor, hem de küçük yanlışımızı düzeltiyor. Hepsi tamam da, bu “aman dilemek” benim hak etmediğim bir durum. Elbette özür dilemeyi bilirim. Hainlik, kötülük, bilerek yanlış yapmadım. Kesinlikle “aman” dilemem!.
Son söz: Herkese saygılıyım. Dostlarımı, insanları, spor yöneticilerini, teknik adamları, sporcuları kırmak, onlara yanlış yapmaktan sakınırım.
Elbet benim de kırmızı çizgim var: Gazetecilik. Mesleğime duyarlılıkla, sadakatle, onurumla bağlıyım. İşime ihanet etmem.
Sonuçta işimi yaptım işte . Hepsi bu!

Liyakat… Sergen Yalçın, Beşiktaş

TRT Stadyum’da beğenerek izleyip dinlediğim Tümer Metin, Beşiktaş’ın 3-0’dan 3-2’ye dönüşen ve güç halle tamamlanan Denizlispor maçından sonra özetle şunları söylemiş: “ Sergen Yalçın Beşiktaş’ın efsanesi olduğu için orada. Beşiktaş’ta liyakat yok!.”
Şaşırdığım bir yorum… Beşiktaş’ta birlikte şampiyonluk onurunu paylaşmış iki arkadaş. Biri teknik direktörlük, öteki yorumculuk yapıyor. Sergen Yalçın’ın taraftar kredisiyle, şöhreti ve karizmasıyla göreve geldiğini ima etmiş Tümer. İşi liyakat boyutuna kadar taşımış. Fatih Terim, Galatasaray’a geldiğinde 42 yaşındaydı. Kariyerinde Ankaragücü, Göztepe, Ümit Milli Takımı, A Milli Takım antrenörlüğü (Piontek’in yardımcısı) ve Teknik Direktörlüğü vardı. Kuşkusuz başarılıydı. Galatasaray’a geldiğinde beklenmedik işler yaptı, mucize başarılara imza attı.
Sergen Yalçın 48 yaşında. Gaziantep, Sivasspor, Alanya ve Malatyaspor’da zorluklarla mücadele etti. Çalıştırdığı takımlara Avrupa maçları oynattı. Ozan Tufan’ın kariyerine dokundu ve ona ikinci bir bahar armağan etti.
3-0’dan 3-2’ye dönen maç için elbette eleştiri yapılır. Ancak bu olmayacak şey değildir. Teknik direktör liyakatını sorgulatacak bir sonuç da değildir. Unutmayalım. Milan da, Liverpool’a 3-0’dan 3-3’e dönüp penaltılarla Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kaybetti. Şenol Güneş’in yönetimindeki Beşiktaş Fenerbahçe’ye 3-0 üstünlük sağladığı maçın ikinci yarısında 3-3’e takılıp kalmadı mı? Futbolda her zaman her türlü sonuç alınır.
Her neyse… Sergen Yalçın başarsa da başaramasa da Beşiktaş teknik direktörlüğünü hak ederek göreve gelmiştir. Liyakat sorunu yoktu!

Analar, babalar, çocuklar… FUTBOL DÜNYANIN SONU DEĞİL

Manchester City Akademi takımında dört yıl süreyle eğitilen 17 yaşındaki futbolcu, kulübü tarafından serbest bırakılınca intihar etmiş. Jeremy Wisten’ın profesyonel kariyer hayalinin sona ermesiyle ailesi müthiş ekonomik sıkıntıya düşmüş. Ölümünden sonra Wisten’ın ailesine bağış kampanyası düzenlenmiş. Kulüp de aileye yardım edileceğini duyurmuş. Bizim ülkemizde de binlerce aile, bir gelecek umuduyla oğullarının futbolcu olmasını istiyor. Birlikte hayalleri paylaşıyorlar. Aman dikkat… Hayat büyülü bir masal değil. Başarının yanında hayal kırıklıkları da var. Futbolda gelecek yoksa, mutlak başka bir yol da vardır. Eğitim, öğrenim, meslek edinmek gibi. Deneyin çocuklar.. Asla vaz geçmeyin!

FETHİ DEMİRCAN

Anadolu Kaplanları sayfamızda Kocaelispor kulübünün macerasını anlatırken önemli bir paragrafı unutmuşuz. Kocaelispor, 1979-80’de namağlup grup şampiyonu olarak Süper Lig’e yükselmişti. Genç takımda oynayan Yusuf Altıntaş’la Metin Tekin, daha sonra A takımına yükselip Galatasaray ve Beşiktaş’a geçtiler. Milli Takım’da oynadılar. Bu başarılara imza atan Fethi Demircan Hocamıza selam olsun!