Fenerbahçe zirveye yeniden bilet kesti. Saracoğlu’nda garip bir derbi izledik. Doksan dakikalık maçın gergin, sıkılgan ve sorunlu tarafı ev sahibiydi. Beşiktaş önceki derbilerin aksine daha dirençli, daha sakin, daha baskılı bir oyunla rakibine meydan okudu. Ne var ki Demba Ba, Oğuzhan, Olcay ve Sosa’nın kaçırdığı yüzde yüz gol fırsatları Beşiktaş’a pahalıya mal oldu. Umumi arzu üzerine oyuna alınan Moussa Sow, hem takım arkadaşlarını, hem antrenörünü, hem de Başkan ve yönetimi kurtaran adam oldu!

Saracoğlu’ndaki maçın en garip yanı, hakem Fırat Aydınus’un kartlarla ilgili tutumuydu. Kaçırdığı inanılmaz gollerden sonra tribünler Emenike’yi protesto edip Sow’un oyuna girmesi için tezahürat yapıyordu ki, Nijeryalı oyunun durduğu 32. dakikada formasını çıkarıp sahayı terk etmek istedi. İsmail Kartal’ın müdahalesiyle itile kakıla oyun alanına sokuldu. Fırat Aydınus, hadi oyun durduğu için izinsiz sahayı terketme eylemine kart göstermedi diyelim... Peki forma çıkarmak sarı karta tabi değil mi? Ardından Emre ile Bilic diyaloğunu da hiç değerlendirmedi Aydınus. Hemen söyleyelim... Oyunun skorunu etkileyen bir yanlışı yoktu ama, üzülerek izledik. Aydınus, ciddi bir güven kaybına uğramış... Zor maçın altından kalkamadı, zorlandı.

Beşiktaş yenilmesin rağmen Fenerbahçe’nin 1 puan önünde, evine döndü. Ancak liderliği Galatasaray’a kaptırarak muhteşem maceraya yeni bir katkı(!) sundu. Fenerbahçe ile Beşiktaş’ı bu maç için kıyaslarsak, ev sahibinde Emre gibi bir “lider” vardı. Emre ve Mehmet Topal’ın Bekir’i hazırlayan İsmail Kartal’a Diego telkini dikkat çekiciydi. Beşiktaş’ın lider oyuncusu yoktu. Buna karşılık Sosa, Demba Ba, Veli ve Motta, verimsiz ve etkisizdiler. Beşiktaş’a maçı kaybettiren en önemli talihsizlik 72’de Tolgay’ın yerini Oğuzhan’a bırakmasıydı. Tolgay, oynadığı sürede top çaldı, hücum organizasyonu yaptı ve Gökhan Töre’nin üstlendiği atak rollerine yardımcı oldu. Fenerbahçe’ye maçı kazandıran en önemli etken, taş gibi sağlam savunmasıydı. Gökhan’ın son anda yerini Mehmet Topuz’a bırakmasına rağmen, Egemen ve Alves, Beşiktaş’ın gol pozisyonlarının hemen hepsinde adeta duvar oldular.

Beşiktaş’ın onca direnişine, isteğine ve enerjisine rağmen maçı kaybetmesi, şans ve kaderle mi açıklanır, yoksa Bilic’in hatalarıyla mı? Hırvat Hoca’nın her derbiden sonra dile getirdiği “Dissapointment/Hayal kırıklığı” kavramını bırakıp biraz “otokritik/özeleştiri” yapmasının zamanı gelmedi mi?