MHK’nin suyu ısınmadı, fokurdadı!

Futbol Federasyonu Başkanlığı’na seçildikten sonra Mahmut Özgener’e şöyle demiştim;
“Seni vezir ya da rezil edecek iki kurul var. Biri MHK, diğeri Disiplin Kurulu. Bunlar objektif davranamazlarsa, ağızınla kuş tutsan kimseye yaranamazsın.”
Tablo ortada.
Berbat geçen ilk yarının ardından gözler Özgener’in üzerindeydi.
Herkes “MHK’de bir operasyon yapacak mı?” sorusuna yanıt arıyordu.
Yapmadı Özgener. Hasan ağabeyinin emanetine (!) kıyamadı.
Hakem hatalarının faturasının siyaseten atanan kurula değil, doğrudan kendine kesileceğini bile bile frene bastı.
Sonrası malum; hakem yanlış penaltı verdi, suçlu federasyon oldu.MHK’nin suyu ısınmadı, fokurdadı
Kırmızı kartı doğru değildi, faulü görmedi, hedefe federasyon kondu.
Akıl almaz atamaların mantığını, camianın nasıl parçalara bölündüğünü, MHK’nin dernek seçimleriyle ne alakası olabileceğini,  tartışılan bir hakemin tepki aldığı takımın maçına neden verildiğini, bir hakem ve kurul üyesinin olaylı maç sonrası odaya kapanıp nasıl rapor yazabildiğini sorgulamak dururken, Özgener’e kuruluna sahip çıkmak düştü.
“Fatura” derken bunu anlatmaya çalışıyorduk Sayın Özgener’e.
Temiz futbolun, güven ortamının vitrini MHK olduğu için uyarmak gereği hissediyorduk kendisini. Kötülüğünü istediğimizden değil!
İstediğiniz kadar çalışın, kulüplere eşit mesafede durmaya özen gösterin, proje üretin, kurumsallaşın, futbolun gelirlerini artırın...

Böyle başa böyle traş
Hepsi bir kurulun icraatlarının gölgesinde kalıyor maalesef.
Soruyorum; kimin haberi var Osman Avcı’nın intikam hesaplarından?
Kim biliyor Yüksel Okçuoğlu’nun kabadayı söylemleriyle hakemleri sindirmeye çalıştığından?
Adnan Şeker’in, Galip Bitigen’in, Osman Erdal Fırat’ın “sırf onlardan olduğu için” kurula girdiğinden?
Zihni Aksoy’un “Abdurrahman Çelebi” örneği listeye alındığından?
Turgay Güdü’nün Karadeniz’de bir bölen olduğundan?
Ve Oğuz Sarvan’ın sadece “dürüst insan” sıfatıyla MHK başkanlığına atandığından?
“Hakemler neden kötü, niçin sürekli gündemde kalıyorlar?” sorusunun yanıtını uzaklarda aramaya gerek yok!
Böyle başa, böyle traş.

Son şans!
Özgener’in son bir şansı daha var.
Yeni futbol yasası yürürlüğe girdikten sonra, başta MHK olmak üzere, kurullarını yenileme fırsatı olacak.
Eğer bu kez duygusal davranmaz, mantığı ile hareket ederse, ciddi bir temizlik yapabilir, çalışacağı insanları kendi seçebilir!
Galatasaray, Beşiktaş ya da Trabzonspor istediği için değil.
Futbolun geleceği ve barış ortamı adına düşünmelidir bu operasyonu.
Aksi takdirde mi?
Bazı kulüplerin açtığı isyan bayrağının altında toplanmak için el ovuşturanlara gün doğar ki; bu sadece MHK’nin değil, federasyonun da sonu olur!
Futbolun çözüm bekleyen onca sıkıntısı varken, kör göze parmak sokmaya devam etmenin anlamı ne?



61. dakikaya alışacaksınız beyler
MHK’nin suyu ısınmadı, fokurdadıTrabzonspor’un maçları, yıllardır televizyonda canlı yayında.
61. dakika şovu da öyle.
Avni Aker’de on binler, deplasmanlarda bir avuç taraftar, 61. dakika şovunu severek, keyifle sürdürüyor.
Takımları yenik durumda da olsa, futbola renk katan gösterilerinden vazgeçmiyor.
Belli ki bazı insanlar Trabzonspor müsabakalarını laf olsun diye izliyor.
Tribünü bilmiyor, o coşkuyu anlayamıyor. Ya da içten içe kıskançlık duyuyor.
Efendim, Galatasaray maçının 61. dakikasında yaşananlar futbol adına rezaletmiş!
Balonlar, konfetiler maçın durmasına yol açtığı için bu şov yasaklanmalı imiş!
Futbolcuların konsantrasyonu bozuluyormuş!
Sanırım bu iddiada bulunanların gözüne o maçta perde indi.
İkinci yarı ile birlikte başlayan sağanak yağmur havaya bırakılan balonların uçmasını engelledi.
Balonların bir kısmı sahaya girdi. Oyun durdu, temizlik yapıldı ve tekrar başladı. Belki de ilk kez yaşandı böyle bir şey.
Ancak bu görüntü bazı yorumcuları rahatsız etmeye yetti.
Oysa Trabzonspor tribünleri bu sezonki kadar centilmen, renkli ve keyifli olmamıştı.
Şovu alkışlamak yerine bozmaya çalışanlara bir çift sözüm var;
Kolbastı’yı nasıl tanıdınız ve sevdi iseniz, 61. dakikaya da alışacak ve alkışlayacaksınız beyler.


Bu kafayla Asya Oyunları’na
Ha asil olmuşsun, ha vekil...
Türk sporunu yönetecek vizyonun, birikimin ve deneyimin yoksa, gaf üstüne gaf yapar, kaş yapayım derken göz çıkarır, sonra da komik durumlara düşersin.
Eskiler boşuna dememiş; “Gelen gideni aratır” diye.
Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay’ın istifasının üzerinden tam 4 ay geçti.
Atalay gitti, yerine vekaleten ve mecburiyetten (!) yardımcısı Yunus Akgül geldi.
Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu, Akgül’ün asaletini bir türlü vermiyor.
Kulislerde Atalay’ın hâlâ işlerin içinde olduğu ve geri dönebileceği, Bakan Başesgioğlu’nun kaderinin ise Başbakan’a bağlı olduğu konuşuluyor.
Başbakan, olimpiyat sonrası yeniden yapılanmadan söz ederken, sporun “emaneten” yönetilmesi, yerel seçim sonrası kopacak fırtınaya bağlanıyor.
Teşkilattaki bazı işgüzarlar ise, Akgül’ün üçlü kararname ile alamadığı asaleti, kelime oyunlarıyla vermeye çalışıyor. Tabii Akgül’ün bilgisi dahilinde.
GSGM’nin tüm açıklamalarında Akgül’ün unvanı “genel müdür” olarak kullanılıyor.
Cumhurbaşkanı’nın huzuruna “genel müdür” olarak çıkıyor, açılışlarda “genel müdür” olarak takdim ediliyor.
Tıpkı yıllarca asalet bekleyen selefi gibi, birileri onu rolüne ısındırmaya çalışıyor.
İyi de dört ay değil, 4 sene beklese ne olur?
Federasyonlar siyasetin kucağına oturmuş, teşkilatın karar organları yandaşlara teslim edilmiş, İl müdürlükleri parti organı gibi çalışır olmuş.
Akgül’ün asaleti verilse ne değişir, vekaleten “genel müdürlüğe” devam etse ne düzelir?
Bu zihniyetle olimpiyata değil, ancak Asya Oyunları’na gideriz.
Tabii, sadece erkek takım ve sporcularıyla!