Cemal Ersen

Cemal Ersen

cersen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Üç gün arayla iki önemli final maçı izledik.
Biri Antalya’da, diğeri Milano’da.
Ortak özellikleri vardı ikisinin de.
Galatasaray ve Fenerbahçe aynı kentin takımı ve ezeli rakiptiler. Tıpkı Real Madrid ve Atletico Madrid gibi.
Ziraat Türkiye Kupası finali İstanbul’dan 750, Şampiyonlar Ligi finali Madrid’den bin 500 kilometre uzakta oynandı.
İki takım taraftarı da kupa coşkusunu yaşamak için koşa koşa maça gitti.
Bizimkiler Süper Lig’de hüsran yaşamış, La Liga’da Real Madrid 1 puan farkla şampiyonluğu Barcelona’ya kaptırmıştı.
Final oynayan 4 takımın hedefi; anlamı ve değeri farklı olsa da sezonu kupayla kapatmaktı.
Dahası... Dahası yok. Buraya kadar.
Sonrası malum. Milano’da bir futbol şöleni, Antalya’da maçın ardından günlerce konuşulacak çirkinlikler yaşandı.
Arada dağlar gibi fark vardı. Sadece futbol kültürümüzün düzeyi tescillenmedi, medeniyetlerimizin de ne kadar ayrıştığı çarpıldı, tokat gibi yüzümüze.
Aslına bakarsanız, Türkiye’de futbolu çirkinleştiren, kavgaya dönüştüren ve yarattıkları kaostan beslenmeye çalışanların ders almaları gereken final idi Milano’daki!
Aldılar mı? Hayır. Alırlar mı? Hiç sanmam.
Bakın bu noktadan sonra nasıl ayrışmışız Avrupa’dan!
Utandık, sıkıldık
Milano’da 80 bin kişi, öncesi ve sonrasında finalin keyfini çıkardı. İki kulübün başkanı aynı yerde maç seyretti, kaybeden kazananı tebrik etti.
Antalya’da tribünler maç boyunca birbirine ve sahadaki oyunculara küfretti. Protokoldekiler eksik kalmadı. İki başkan yan yana bile gelmedi.
Milano’da maç bittiğinde iki takım futbolcuları birbirini kutladı.
Antalya’da el sıkışan yoktu.
Milano’da Atletico Madridli oyuncuları, madalya törenine şampiyon Real Madrid takımı alkışlarla gönderdi.
Antalya’daki törene Fenerbahçe takımı küfürlü tezahürat yüzünden çıkamadı. Galatasaraylı oyuncular yarısı boş tribünler önünde kupasını aldı.
Milano’da devre arasında hakem soyunma odası koridorunda sinek uçmadı.
Antalya’da bir kulüp başkanı aşağı kadar inip, hakemden hesap sordu.
Milano’daki kupa finali coşku içinde sona erdi.
Antalya’daki ise, klasik bir Türk derbisi (!) olarak hafızalarımıza kazındı.
Ne demiş atalarımız? Kırk fırın ekmek yesen de...
Evet kırk fırın ekmek yesek de, bu kafa ve anlayış var olduğu sürece; spor alanlarında ve sokaklarda küfür, kavga, öfke hiç eksik olmayacak.
Ne zaman emeğe ve rakibe saygı duyacak, sporun birleştiriciliğine inanacak, fanatizmin insanları bir afyon gibi uyuşturduğunu kavrayacak, rekabetin güzelliklerini paylaşmayı öğrenecek, futbolun ve sporun kanını emen keneleri temizleyeceğiz?..
Ki, bu üzerinde yaşadığımız coğrafyanın genel sorunlarından sadece biridir, o zaman Milano’ya gıpta ile bakmayacak, futbolun sadece futbol olmadığını anlayacağız.

Haberin Devamı

O tükürüğü affetmek!
Galatasaray O.B. ile Fenerbahçe arasında oynanan basketbol yarı final serisinde yaşanan tükürük olayı, üzeri kapatılacak, hafife alınacak bir skandal değildir.
Niyete, eyleme ve sonuçlarına baktığınız vakit, basit bir adli soruşturmanın çok ötesinde yaptırımlar gerekir.
Fenerbahçe coachu Obradovic’in muhatap olduğu çirkinlik, spor alanlarında görülebilecek en ağır hakaret ve aşağılama şeklidir. Dünyanın her yerinde bu böyledir.
Disiplin talimatlarında, taraftarın neden olduğu benzer eylemlerin faturası kulüplere kesilir.
O da nedir? İki, bilemediniz üç maç seyircisiz oynama cezasıdır.
Ya insan demeye dilimizin varmadığı o ahlaksıza verilecek ceza? İşte onun karşılığı talimatlarda yoktur!.
Öyleyse? İddia edildiği ve görüntülerle desteklendiği gibi o şahsın suçu sabitse, bizi dünyaya rezil eden bu davranışın hesabı mutlaka sorulmalıdır.
Efendim, “Fenerbahçe taraftarı daha beterini yaptı, niçin bu kadar gündemde kalmadı?” diye soran olursa...
Konuşulmadığı, önlem alınmadığı, üzeri kapatılmaya çalışıldığı ve gerekli yaptırımlar uygulanmadığı için geldik bu günlere.
Obradovic büyük bir olgunlukla şikayetçi olmayacağını söylemiş. “Yaptığı hatadan gerekli dersi çıkarır” demiş.
Yasaların, talimatların işlemediği yerde, anlayabilene en ağır ceza budur işte!

Haberin Devamı

Zararı yönetici ve taraftar ödesin!
Trabzonspor’un efsane başkanı Şamil Ekinci, kulübü bugünlere getirenlerden hesap soracağını açıklamış.
Sayın Ekinci’den önce mevcut başkan ve yönetimin görevidir bu ama, sırası gelir herhalde.
Söz zarardan açılmışken, Futbol Federasyonu’nun bu sezon en ağır cezaları kestiği kulüp Trabzonspor oldu.
Taraftarın çıkardığı olaylar ile eski başkanı ve yöneticilerinin yol açtığı hasarın maddi boyutu, tam 3 milyon 601 bin liraya ulaştı.
Peki, kim ödedi veya ödeyecek bu sorumsuzluğun faturasını?
Her zamanki gibi (!) Trabzonspor Kulübü. Naklen yayın ve Spor-Toto gelirleri var ya. Para kulübe gelmeden federasyona gidecek.
Bugüne kadar söylemleri nedeniyle kesilen para cezasını cebinden ödeyen başkan veya yönetici gördük mü? Hayır.
Ya, olay çıkarıp saha kapattıran, sebep olduğu cezayı üstlenen taraftar? Asla.
Bakın bir kaç yıl önce, dönemin Sakaryaspor Kulübü Başkanı Selahattin Aydın ne yapmıştı?
Tribünde küfür eden 10 taraftarı kamera ile tespit edip, kulübü zarara uğrattıkları gerekçesiyle icraya vermişti!
Sonuç; tarihte bir ilktir, yargı yoluyla o parayı tahsil etmişti.
Trabzonspor özelinden, samimi olan tüm kulüplere naçizane önerimiz; başta eski yöneticiler olmak üzere size zarar verdiğinizi düşündüğünüz kim varsa, hukukçularınıza biraz fazla mesai yaptırarak yeni bir dönem başlatabilir, tribünlerden küfürlerin silinmesine, yöneticilerin ağızlarına fermuar çekmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Denemekte fayda var!