Fatih Terim kuşkusuz teknik adamlık kariyerinin en stresli ve sorumluluk gerektiren dönemini yaşıyor şimdilerde. Ancak

Fatih Terim’in iki maçlık milli takım karnesi, közü geçmiş ateşe kuvvetli bir üfürükten başka bir şey değil aslında.
Brezilya umudu söndü derken, her türlü eleştiriye kulak tıkayarak mucizelere inanan milyonlarca insanı ayaklandıran başarılı teknik adam da farkında bu gerçeğin.
Yapabileceği en iyi iş, Andorra ve Romanya galibiyetlerinden sonra Estonya ve Hollanda’yı da yenerek, diğer faktörlerin lehimize gelişmesini beklemek.
Olur mu?.. Niçin olmasın? Hepimiz gördük ki bu milli takımın inandığı, güvendiği ve saygı duyduğu bir lider ile kazanamayacağı maç yok.
Tabii biraz şans, çokça finali garantileyen Hollanda’dan gelecek dost yardımı bunların tümünden daha önemli.
Terim’in futbol bilgisi, mücadeleci kişiliği, otoriter tavrı ve engin deneyimlerini bir kenara bırakıp, gelinen noktayı onun “motivasyon yeteneğine” başlamaya çalışmak 60 yaşına dek edindiği kazanımları görmezden gelmek demektir ki, iyi bir psikiyatrist de aynı işi yapabilir kolaylıkla!
Fatih Terim kuşkusuz teknik adamlık kariyerinin en stresli ve sorumluluk gerektiren dönemini yaşıyor şimdilerde.

Terim’i kim motive edecek

Sadece saha içindeki işine odaklanabilse ne âlâ!.. Bir yanda Galatasaray cephesinden peşi sıra gelen açıklamalar ve yeni teklifler, öte yanda sarı-kırmızılı ekibi ligde ve Avrupa’da bekleyen çok önemli maçlar var. Kafasındaki milli takım planları da cabası. Sakal, bıyık misali...
Onu sevdiğini söyleyen ve destekleyenlerin, böylesi zorlu bir süreçte her gün gazete manşetlerinde kendisiyle ilgili haberleri okumasının ne anlama geldiğini biliyor sanırım. Bilseler en azından bir ay daha susar, dahice senaryolar üretmez, yutkunmayı tercih ederlerdi.
Fatih Terim’in yerinde bir robot olsa, bu kadar patırtının içinde en azından bir kaç cıvatası yerinden oynardı kuşkusuz.
16 Kasım 2005 tarihini anımsarsınız. A milli takım dünya kupası finaline gidebilmek için İsviçre ile kader maçını oynuyor. Ay-yıldızlı ekip 4-2 kazanıyor, ama yetmiyor. Maç öncesi ve sonrasında yaşananlar karabasan gibi çöküyor üzerimize. Herkes gibi etten ve kemikten yapılmış bir insan olan Terim o akşam kendini kaybediyor ve bugün asla hatırlamak istemeyeceği bir filmin başrol oyuncusu ilan ediliyor. Sonuçları malum!
Ulus olarak zoru severiz. Bunu yapmaya çalışırken bazen kontrolden çıkarız. Sonra pişmanlık duyacağımız pek çok şey, o anın gereği gibi gelir bize. Tıpkı gerçekler ile yüzleştiğimiz anlar gibi.
Lakin futbol, her şeyden önce bir oyun. Brezilya için umutlarımızın yeşermesi çok güzel. Şimdi bunun keyfini yaşayalım. Bu keyfi yaşatmaya çalışanları bunaltmayalım. Onların neler yapıp yapamayacağını az çok biliyoruz. Hem milli takımda, hem kulüplerinde, hem de gerekirse başka görevlerde!..
Aman dikkat... Terim’i motive edilecek hale getirmeyelim. O vakit bırakın kazanmayı, hepimiz yitirdiklerimize yanarız!

Neyi sorguluyoruz?

Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda yaşadığımız hezimet sonrası “Sen misin bu rezaleti yaşatan” diye fatura coach Tanjeviç’e kesildi.
Dahası nerede? Tek sorumlu Tanjeviç mi?..
Oyuncular?.. Federasyon?.. Federasyon Başkanı?.. Hiç mi suçları yok?
Eee bizde âdet böyle. Sporun hangi dalı olursa olsun “Başarısızım, istifa ediyorum” diyen tek bir kulüp veya federasyon başkanı ya da bakan gördünüz mü bugüne dek?
Dopingi, şikeyi, hayal kırıklığı yaratan başarısızlıkları üstlenen birileri çıktı mı? Ben görmedim.
İstifa erdemli bir iştir. “Yapamadım” demek de hâkeza.
O zaman Japonlara kızıp kıskanmayacaksınız kardeşim!

Maç bileti ve Başbakan!

Anadolu kulüplerinin yöneticileri yıllardır aynı kurnazlığı yapar.
Üç büyüklerle oynamak tribün hasılatını dörde katlamak demektir. Bu yüzden 3-5 binden fazla kombine satmazlar.
Fikstürü takip eder, Fener, Galatasaray ve Beşiktaş maçları yaklaşınca ellerini ovuştururlar. 10 liralık bilet 50, 50 liralık 150 lira olur.
Pazartesi günü oynanacak Kasımpaşaspor-Fenerbahçe maçı öncesi yine aynı şikayet gündemde. Ama biraz daha farklı.
Bu kez hem Fenerbahçe taraftarı isyan ediyor yüksek rakamlara, hem Kasımpaşaspor’a gönül verenler.
Neden? TFF’nin Futbol Müsabaka yönetmeliği açık. O madde diyor ki, “Misafir seyircilere, aynı seyir kalitesindeki yerler için ev sahibi seyircilere uygulanan bilet fiyatından farklı bir bilet fiyatı uygulanamaz.”
Federasyon temsilcileri artık cin gibi. Özellikle bilet fiyatları konusunda afları yok.
Sen kendi taraftarına 10 liraya bilet satacaksan, misafir takım seyircisi de aynı parayı ödeyecek. .
Fenerbahçe’yi geçtik, Kasımpaşa seyircisi de soruyor: “Bir haftalığımıza nasıl bilet alalım?..”
Daha ilginci, konu taaa Başbakan’a kadar intikal ediyor. Şikayet ediyor taraftar. Başbakan da söz veriyor, “Söyleriz, düşürürler inşallah.”
Ülkenin Başbakan’ını bir futbol maçının bilet fiyatıyla da meşgul ediyoruz ya!.. Pes, daha ne diyelim!