Futbolu siyasetin oyuncağı yapanlar ve onun talimatlarını buyruk yerine koyanlar şimdi çıkmış konuşuyor: “Federasyon ya kararından dönecek, ya da gidecek. Nasıl geldilerse öyle göndermesini de biliriz.”
Bir başka ses: “Federasyon nereyi ve kimleri yönettiğini gözden geçirmeli. Ya karar değişecek ya karar verenler.”
Diğeri: “Federasyon kararını gözden geçirmeli. Aksi takdirde..”
Allah Allah! Yahu siz değil miydiniz daha 16 ay önce bu federasyonu omuzlarda göreve taşıyan? Siz değil miydiniz kürsüden iner inmez başkanın sırtını sıvazlayan? “Giden ağam gelen paşam” diyenler nerede?..
Aynı filmi defalarca izledik. Bunca yaygaranın öne sürülen bir nedeni var. Yabancı oyuncu kontenjanının kademeli olarak azaltılması.
İyi de, karar bugün alınmadı ki. Federasyon geçen yıl hepinizin gözünün içine baka baka “Üç yıl içinde sahadaki yabancı futbolcu sayısı 5’e inecek. Planınızı buna göre yapın” demedi mi? Genel kurulda ibra ettiğiniz federasyon başkanı “talimatları değiştiriyoruz” uyarısında bulunmadı mı? O talimat sezon başında resmen ilan edilip uygulamaya girmedi mi?
Bugün federasyonu devirmekle tehdit edenler, o gün aynı kulübün başkanları değil miydi? Niye o vakit sesiniz yükselmedi? Niçin içinizden biri “başka bir formül bulalım” önerisi getirmedi? O gün alınan kararı alkışlayan yöneticiler nerede?
İnsanlar akıl tutulması yaşamıyorsa, mantıklı ve makul başka gerekçeler öne sürebilir. Örneğin, “Bu federasyon Türk futbolunu iyi yönetemiyor” iddiasında bulunabilirsiniz. “Fahri olarak görev yapan seçilmişlerin on binlerce lira maaş alması etiğe aykırı” diye şikayet edebilir, kurulları eleştirebilir, hakem memnuniyetsizliğinizi dile getirebilirsiniz.
Lakin, onay verdiğiniz bir kararı öne sürerek aba altından sopa göstermeye kalkarsanız, inandırıcı olamazsınız. Komik duruma düşersiniz!
Bir başka gerçek daha var. Ve bu gerçeği Türk futbolunun kaderi haline getirenler sizlersiniz. Siyasi otorite o koltukta kimin oturmasını istiyorsa, geçmişte olduğu gibi boyun eğmek zorundasınız. Ülkeyi yönetenler kimi işaret ediyorsa, siz ona oy vermekle yükümlüsünüz. Bir tane kulüp başkanı da çıkıp tüm bunlara “hayır, biz özerk bir camiayız. İşimize kimse karışamaz” diyebilir mi?
Haklarına sahip çıkamayan, elindeki kıymetin değerini bilmeyen, hür iradesini kişisel ve kulüp çıkarları için siyasete teslim eden bir anlayış, hangi yüzle federasyon başkanı değiştirmeye cesaret ediyor, anlaşılır gibi değil!
Hadi cesaret ettiniz! “Biz getirdik, biz götürürüz” diyebilmek ve genel kurulu olağanüstü toplayabilmek için “reşit” olmanız gerek. Var mı bu özelliğiniz?
Başı sıkışınca devletten vergi affı talep eden, hiç bitmeyen borçları taksitlendirmek için akla gelmeyecek manevralar yapan, koltuk uğruna ilkelerinden vazgeçmeye razı bir zihniyetin “reşit” olabileceğini düşünmek, saflık değildir de nedir?

Bu seyirci kimden kaçıyor?

Rakamlar İçişleri Bakanlığı’nın resmi kayıtlarından. Veriler oldukça çarpıcı. “Ülkemizde futbol seyircisi niçin statlardan kaçıyor?” sorusunun yanıtını önce bu istatistiklerden aramaya başlamak doğru bir tespit olur.
Şiddet, holiganizm, kötü tezahürat, şike gibi faktörler elbette önemli. Ancak yıllara göre ortaya konan veriler, sanılanın aksine 3 Temmuz’da başlayan şike süreciyle seyirci sayısındaki azalma arasında doğrudan bir bağ olmadığını gösteriyor.
Fenerbahçe ile Trabzonspor arasında nefes kesen bir yarışa tanıklık eden 2010-2011 sezonunda statlara gelen seyirci sayısı 4 milyon 901 bin 871.
Şike davasının görüldüğü, sanıkların hapis yattığı, büyük tartışmaların yaşandığı, insanların futboldan soğuduğunun iddia edildiği bir sonraki sezonda tribünlere giden taraftar sayısı 6 milyon 497 bin 965. Yani bir önceki yıla göre 1 milyon 960 bin 94 kişilik bir artış söz konusu. Bu kez play-off’lu şampiyonluk yarışında Galatasaray ve Fenerbahçe var. Son doksan dakikaya kadar devam eden heyecan tribünleri de teşvik etmiş. Sadece ezeli rakiplerin değil, play-off oynayan takımların sağladığı rekabet de pay sahibi.
Ve geliyoruz geçen sezona. 2012-13 futbol döneminde inanılmaz bir düşüş saptanmış. Galatasaray’ın şampiyonluk ipini göğüslediği geçen sezon statlara gelen kayıtlı seyirci 3 milyon 424 bin 111. Diğer bakış açısıyla yarıya yakın bir kitle futbol maçlarından elini eteğini çekmiş.
Üç yılı kapsayan istatistik sonuçları tek bir noktaya işaret ediyor; şiddet! Olay sayısı, yasaya muhalefet ve cezalandırılan holigan miktarı, diğer yıllara oranla yüzde 30’luk bir artışa yol açmış. Dolayısıyla holiganizm, tribün terörü ve şiddet insanları sindirmiş.
Bilmiyorum, bu rakamlar özellikle futbolun lokomotifi pozisyonundaki kulüplerin yöneticilerini ilgilendirir mi? Soruna doğru teşhis koyabilmek, nerede hata yapıldığını saptayabilmek, hangi önlemlerin alınacağını belirlemek ve öz eleştiride bulunmak için, bundan daha sağlıklı veri olmaz.
Görünen o ki, gerilim politikalarının zararını yine kulüpler çekiyor. En ciddi gelir kaynaklarından biri olan tribün hasılatının düşmesi sadece maddi kayıpları değil, o insanların ait olduklarını düşündükleri camiaların büyüklüğünü de, en azından matematiksel olarak olumsuz etkiliyor. Kulüplerimizi yönetenler hâlâ kayıkçı kavgası içinde iken, yukarıdaki tabloyu doğru okuyup analiz etmek elbette kolay değil. Zaten Türk futbolunun en büyük sıkıntısı da bu!.. Siz bildiğinizi okuyun. Taraftar da kendi yöntemleriyle yanıtını versin!