Türkiye'ye ne futbolcular geldi-gitti. Kariyer konusunda Mesut Özil ile boy ölçüşebilecek, yarışabilecek bazı isimlerin varlığını kabul etmek gerek. Bir Schumacher'i, Mario Gomez'i, Roberto Carlos'u, Hagi'yi, Ortega'yı, Guti'yi, Quaresma'yı, Jay Jay Okocha'yı, Robin van Persie'yi, Anelka’yı ve diğerlerini yok sayamazsınız.
Lütfen bunu ırkçılık gibi görmeyin, ancak, hiçbiri bizden değildi. Her ne kadar milli (!) ve de yerli (!) olmasa da, Mesut Özil bizimdi. Ona yapılan siyasi infaz, Uygur Türklerine verdiği destek ve Almanya'da büyümesine rağmen özbenliğini kaybetmemesi, Mesut'u Türk insanına daha da yakınlaştırdı.
Onun, Alman Milli Takımı'nda oynaması, hiç mi hiç önemli değildi. Ama ona yapılanlar, çok, ama çok önemliydi. Bir kalemde milli formasını çıkarıp astı. Ay-yıldızlı forma ile olmasa bile, diğer yanlarıyla Türkiye'nin gururu oldu.
Tıpkı, Almanya'da koronavirüs aşısını bulan Uğur Şahin ve Özlem Türeci çifti gibi... Neden? Şahin’in BBC'ye verdiği cevap yüzünden... O da aşıyı bulduktan sonra eşiyle birlikte çay içtiğini söylüyor. BBC'deki spiker, "Çayla kutlama yapmanız İngiltere'de herkesin hoşuna gitmiştir" dediğinde, Şahin'in, "Bu sadece İngilizlere has değil, Türklere de özgü bir şey" cevabını vermesi, hangi Türk'ün göğsünü kabartmadı ki?
Hem Mesut Özil hem de Uğur Şahin işte bu yüzden, yani asıllarını unutmadığı için bugün Türkiye'nin gurur listesinde...
Mesut'un saha dışındaki bu yaldızlı ışıltısı, saha içerisinde daha da parlak görünüyor aslında... 4 Mart'tan bu yana futbolu değil, Arsenal Teknik Direktörü Arteta ile didişmeleri gündem oldu. Mesut sahada yoktu. Fakat, yeşil çimlere çıktığında başarılı olacağından da çok kişinin şüphesi yoktu.
"Fenerbahçe'ye Mesut Özil geldi, şampiyonluğu garanti" diyebilir miyiz? Öyle mi acaba? Bir Özil, “mesut” edebilecek mi Fenerbahçe'yi?
Ne olur? Nasıl oynar? Doğrusu şimdiden, "iyi" diyene de, "kötü" diyene de "kahin" denir. Ancak, daha sahaya çıkmadan Fenerbahçe'yi borsada uçurdu, her şeyden önemlisi; ezeli rakiplerdeki başkanların kucağına kocaman bir bomba koydu. Hadi, gel de aşık at! Gel de, aynı kalitede olanı bir yana, yakınını bile al da oynat... Ve de, gel çık işin içinden...

Fatih Terim doymadı mı?

Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz'in hatipliği, birçok siyasetçide yok. Mikrofonun başına geçtiğinde, ne zaman ne konuşacağı, sözlerinin nereye gideceğini kestirebilene aşk olsun! Her ne kadar o, yaptığı göndermelerin spontane (kendiliğinden) olduğunu söylese de, bana göre son derece bilinçli, tam da "adrese teslim" sözler...
Aynı, teknik direktörü Fatih Terim gibi! Fatih Hoca da, bir açıklama için basının karşısına çıktığında, hangi sözünün başlık olacağını bile bilir! Kelimeler cımbızla seçilmiştir.
Cengiz, hafta içindeki "Gündem özel" programında sadece haber ajanslarının temsilcilerine açık olan bir program yaptı. O konuşma içerisinde bir cümle vardı ki, off ki off... Taraftara yönelik konuşma sırasında aynen şunu söylüyordu: "Ben 7 dönemde 41 futbolcu transfer etmişim, hala doymamışsın... Dipsiz kara delik gibi."
Bu sözün muhatabı, tabii ki taraftar! Ama aç parantez, ve oku: Eyy Fatih Terim, sana 7 dönemde 41 futbolcu aldım. Hala doymamışsın... Dipsiz kara delik gibi...
Bir hafta önce, “transfer” diye tutturan Fatih Terim de boş durur mu? Beşiktaş derbisinin ardından Başkan Cengiz ve ekibine kendi üslubuyla cevap veriyor:
"Elbette ekonomik şartlar önemli. Buna itirazım yok. (Yönetimle) Konuşmalarımız da öyle geçti. Yoksa durup dururken 'Ben bu takımla şampiyon oluruz' demedim. Sayın Kaan Kançal bana ihtiyaç olup olmadığını sordu, ben de 'Var' dedim. 'Yapmazsak da dünyanın sonu değil' dedim. Yoksa ben 'Transfer istemiyorum' demedim. Kafamdaki plan, uzun yılların Galatasaray'ını ortaya koymak. Temmuzda bunda başarılı olamadık maalesef. Ocakta olursa iyi olur, olmazsa da kimseye, ‘Niye olmadı’ diyecek halimiz yok. Bize yakışan, her şeyimizle Galatasaray'ı, en iyi şekilde temsil etmek."
Yani? Yanisi; başarı gelirse, 'Biz transfersiz de şampiyon olduk', olamazsa 'Malzeme bu kadar.'

Üstüne vazife olan ve olmayan...

Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), Galatasaray Spor Kulübü Derneği'nde Disiplin Kurulu yedek üyesi Cem Emiroğlu'na, kendi kulübünün oyuncusu Belhanda'ya karşı yaptığı ayrımcılık nedeniyle 45 gün hak mahrumiyeti cezası verdi. Galatasaray'a da, 32 bin 500 lira para cezası... Burada PFDK'nın yaptığı bir yanlış yok. Onlar önlerine gelen dosyayı gerektiği şekilde değerlendirdi.
Ama ya TFF'nin disiplin müfettişliği... Sormak gerek; Emiroğlu'nun AŞ'deki görevi nedir ve neden PFDK'ya sevk edilmiştir? Emiroğlu'nun Galatasaray'da ne hakkı vardır da mahrumiyet uygulanacaktır?
Gelelim 'densiz' Cem Emiroğlu'na... Cezayirli Belhanda için, "Bu bedevi ile mi sözleşme uzatılacak?" diyerek -sözde- aşağıladığını zanneden zat, Disiplin Kurulu yedek üyeliğinden istifa etmiş. Yedek bir üye zaten görevde değil ama, "İstifa etti" denerek gün kurtarılıyor. Asıl önemlisi; Galatasaray'ın asli Disiplin Kurulu... Bu konuda PFDK bile bir yaptırım kararı alırken, kendi sporcusunu hakir gören bir üyeye siz ne yapacaksınız?

Fıkra gibi!

16 Ocak Cumartesi, saat 16.00... Fatih Terim Stadı'nda Medipol Başakşehir-Demir Grup Sivasspor maçı başlıyor. Konuk ekip, beyaz formalarıyla sahada... Kar neredeyse tipi halinde, ama hakemler böyle bir şekilde maçı devam ettirmekte zarar görmemekte... Tüm dünyanın alay ettiği manzara karşısında, biz utandık, umarım bu işte dahli bulunanlar da utanmıştır.
En trajikomik kısım ne biliyor musunuz? Karla kaplı beyaz zeminde hakem BEYAZ KÖPÜK kullanıyor iyi mi? Vallahi fıkra gibi...