23 kasım tool
milliyet logosu

Banka aracı kurumları

Muharrem Karslı

SERMAYE Piyasası Kurulu, 15 Ağustos 1996 tarihinde aldığı bir ilke kararı ile, bankaların 2 Ocak 1997 tarihinden itibaren sermaye piyasası faaliyetlerini, kuracakları ya da satın alacakları aracı kurumlar eliyle yürütmeleri zorunluğunu getirdi. Başka bir ifadeyle, bankalar artık direkt olarak sermaye piyasası ve borsa işlemleri yapamayacak, çoğunda mevcut olan menkul kıymetler ya da sermaye piyasası birimleri bağımsız aracı kurum haline getirilerek, bunlar banka yerine faaliyete devam edecekler.
Bu karar ticari bankalarla yatırım bankaları arasında fark gözetmemektedir. Onun için, biz de bu konudaki yazılarımızda genel olarak bankalardan söz ettik.
Bundan başka, bankaların bugüne kadar olduğu gibi birincil piyasa faaliyetlerine devam edip etmeyecekleri de henüz açıklık kazanmış değil. Yani, bankalar bundan böyle halka açılan ya da sermaye artırımı yapan şirketlerin borsa dışında hisse satışını yapabilecekler mi, yoksa bu faaliyetleri tüm şube ağlarını kullanarak kendi aracı kurumlarının acentası sıfatıyla mı yapacaklar? O zaman, acentalık konusunda banka aracı kurumları ile diğer aracı kurumlar arasında farklı bir durum ortaya çıkacaktır. Diğer aracı kurumlara da birincil ve ikincil piyasa işlemleri yapmak üzere yeniden acentalık ihdası için izin verilecek mi, bu sorunun cevabı yılbaşına kadar belli olur sanırım.
Biz bu kararın alındığı günlerde kararı esastan isabetli gördük. Çünkü, bankaların sahip oldukları büyük imkanlar haksız rekabet yaratıyordu. Ayrıca, bankalar SPK denetimi bakımından da bir çeşit korunma altında idiler. Ama bir de şekli hukuk var. Bu karar Sermaye Piyasası Kanunu'na ve diğer yasalara uygun mudur, değil midir?
Borsa Yönetmeliği borsa üyelerini 4 kategoriye ayırıyor:
1. Ticari bankalar,
2. Yatırım ve kalkınma bankaları,
3. Aracı kurumlar,
4. Komisyoncular.
Bu durumda en azından borsa yönetmeliklerinde değişiklik yapmak gerekebilir. Gerçi SPK, M. Şükrü Tekbaş'ın başkanlığı zamanında komisyoncu üyeleri de kurumlaşmaya zorladı. Böylece, komisyoncular aracı kurum haline geldi, komisyoncu kategorisi ortadan kalktı. Kimse de buna itiraz etmedi. Ama, hem bu defa durum biraz farklı, hem de bankalar komisyonculara benzemez.
Nitekim, başta Bankalar Birliği olmak üzere bazı bankalar 28 Ekim 1996 tarihinde Danıştay'a ya da idare mahkemelerine başvurarak hem iptal, hem de yürütmeyi durdurma talebinde bulundular.
İptal davasını kazanma şansları nedir bilinmez. Önemli olan yürütmeyi durdurma kararıdır. Bu bankalar, eğer 31.12.1996 tarihine kadar yürütmeyi durdurma kararı alamazlarsa, 2 Ocak 1997 gününden itibaren borsa seanslarına giremeyecekler.
İşte bu yüzdendir ki, bütün bankalar kendi aracı kurumlarını kurma çabasına girdiler. Aksi halde riske girmiş olacaklardı. Davacı bankalar yılbaşından sonra da davayı kazanabilirler. Fakat, davayı kazansalar da o zamana kadar borsa dışında kalma riski var. Daha önemlisi, davayı kaybederlerse, yıl sonuna kadar aracı kurumunu kuran bankalara tanınan 500 yerine 125 milyar lira sermaye ile kurma şansını kaybedecekler.
Bankalarda para bol olduğu için bunu fazla önemsemeyebilirler. Ama, yılbaşına kadar kurulmayan banka aracı kurumları 500 milyarın yarısı olan 250 milyar lirayı Hazine bonusu olarak blokajda tutmak zorunda kalacaklar. Bundan ne çıkar, bankalar zaten kaynaklarını en iyi Hazine bonosunda değerlendiriyorlar diyebilirsiniz. Pekala, ama, ileride şartlar değişebilir.
Bu durumda, bu riskleri göze alamayan bankalar aracı kurumlarını yılbaşına kadar kuracaklardır. Ondan sonra da iptal davası kazanılsa ne olur, kazanılmasa ne olur?

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dünya] [Magazin] [Sanat] [Yaşam]
[Entellektüel] [Spor] [Köşe Yazarları] [Dizi Yazı] [Eğitim]