8 Kasım 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Taha AKYOL Fotoğrafı: 14404 bayt
Sosyoloji Kongresi

       ÜÇÜNCÜ Ulusal Sosyoloji Kongresi 2 - 4 Kasım günlerinde Eskişehir'de toplandı. Maalesef CNN TÜRK'ten başka bir medya organı kongreye yer vermedi.
       YÖK'ün sıkıyönetim diliyle konuştuğu bir süreçte "bilimin dili"yle konuşan bu kongreyi düzenledikleri için Sosyoloji Derneği'ni ve Anadolu Üniversitesi'ni kutluyorum.
       Sosyoloji Derneği'nin saygın Başkanı Prof. Birsen Gökçe'den öğreniyoruz ki, 1990'da 40 olan üye sayısı bugün 450'ye ulaşmıştır.
       Kudret sahiplerinin "Sosyolojiye ihtiyacımız yok, sosyologlar kafamızı karıştırır" diye konuşabildiği bir ülkede, bu artış bir müjdedir.
       Rahmetli sosyolog Prof. Nurettin Şazi Kösemihal'in 1971'de yazdığı şu satırlar bizde sosyolojinin ne kadar ihmal edildiğinin kanıtıdır:
       "Durkheim'ın ana yapıtlarından çoğu eski harflerle dilimize çevrilmiştir. Ama, bilinmez neden, bugüne dek yurdumuzda Durkheim sosyolojisinin yöntemini, sistemini tümüyle, eleştirmeli bir görüşle ele alan herhangi bir inceleme yapılmış değildir." (Durkheim Sosyolojisi, sf. 10)
       Üniversitemizde Max Weber üzerine yapılmış ilk çalışmanın tarihi de 1977'dir!
       * * *
       SOSYOLOJİK bakış bu kadar ihmal edildiği içindir ki, toplumsal sorunlarımıza sosyal bilimin mantığı yerine, komplo teorileriyle, iç düşman kavramıyla, ideolojik ak - kara gözlükleriyle bakış hala yaygındır.
       Prof. Birsen Gökçe, kongreye sunduğu tebliğde, çağımızda toplumsal süreçlerin ne kadar değiştiğini, artık şablonlarla analiz edilemeyeceğini gösteriyor:
       "Artık ak - kara görünümünde olan geleneksel / modern ayrımı ortadan kalkıyor. Geleceğin sosyolojisi klasik sosyolojinin ikili sınıflamalarına karşı çıkıyor. Saflığın yerini melezlik alıyor..."
       Artık eski ilerici / gerici ya da burjuva / proletarya ya da milli / beynelmilel gibi ayırımlar çağımızın çok karmaşık süreçlerini tanımaya yetmiyor, hatta engelliyor.
       Dr. Gökçe soruyor: "Gelecek 25 yıl için Türk toplumu nasıl bir görüntü sergiliyor?"
       Bu konuda 'sosyolojik' bir vizyona sahip olmadan Türkiye'yi bekleyen "tehlikeler" ve imkanlar konusunda sağlıklı düşünmek mümkün mü?!
       * * *
       "YENİ Sosyolojik Arayışlar: Dünyada ve Türkiye'de farklılaşma, çatışma ve bütünleşme" konulu kongrede, mesela, Arş. Gör. Nezahat Altıntaş "Gecekondu, getto ve kimlik" konulu tebliğinde, "kendi içine kapanma, diğerlerini dışlama eğiliminin pekişmesi"ne dikkat çekiyor. Devlet de dışlayıcı yasaklarıyla kültürel 'gettolaşma'yı pekiştirmiyor mu?!
       Prof. Dr. Fügen Berkay "sosyal empati" (kendini onun yerine koyma) kavramının önemini vurguluyor. Hiç kendimizi "onlar"ın yerine koyup düşünüyor muyuz?!
       Doç. Dr. Sefa Şimşek "kimlikler arası denge ve karşılıklı etkileşim"i inceliyor. Nasıl başarabiliriz bunu?!
       Doç. Dr. Hüsniye Tatar "farklılaşmada dini idrakin kışkırtıcı ve uzlaştırıcı rolü"nü irdeliyor? Hangi şartlarda 'kışkırtıcı', hangi şartlarda 'uzlaştırıcı' olur diye hiç merak ettik mi?!
       Böyle çok sayıda bilimsel tebliğ...
       Toplumsal sorunları anlamada "en hakiki mürşit" sosyolojidir! "Sosyolojiye ihtiyacımız yok" diyen bağnazlara bakmayın siz...


Yazara E-Posta: t.akyol@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet