24 Ocak 2001 Çarşamba




BİZE ULAŞIN



HABER İNDEKSİ



ARŞiV



YARDIM



KÜNYE



·  SON DAKİKA  
·  ANA SAYFA  
·  GÜNCEL  
·  SİYASET  
·  EKONOMİ  
·  YAZARLAR  
·  SPOR  
·  DÜNYA  
·  YAŞAM  
·  MAGAZİN  
·  SANAT  
·  SAĞLIK  
·  KADIN & MODA  
·  ASTROLOJİ  
·  OTOMOBİL  
·  ÇİZERLER  
·  BİLİM & TEKNİK  
·  TV'DE BUGÜN  
·  İŞ YAŞAMI  
·  ENTELLEKTÜEL B.  
·  OMBUDSMAN  
·  HAVA DURUMU  
·  İSTANBUL  
·  CUMARTESİ  
·  PAZAR  
 
 




Tarihi roman furyası

     Son zamanlarda tarihi roman okuma alışkanlığı arttı. Hem de başka ülke ve eski zamanları konu edinen romanların sayısında bir artış var. Bunları bizim yazarlarımız kaleme almıyor; ismini yeni duyduğumuz Avrupalı romancılar bunlar... Emin Maaluf’u bundan 20 sene önce tanımıştım, sessiz, efendi biriydi. Henüz yazar olarak tanınmıyordu. Şimdi tanınmış bir yazar, ama Doğulu tevazuu gene devam ediyor. Patrick Girard’ın CNRS’te olduğu biliniyordu. Ama her ikisinin de, doğrusu okunan romancılar olacaklarını düşünemezdim. Onların sayesinde bilimsel tarihçileri okuyamayan ve okumayanlar, zamanlar ve mekanlarda geziniyorlar. Hatta birçok tarihçi romancılığı denemek istiyor. Avrupa’nın bu bir eğilimi; yaşlı kıta üç asırlık birikimini, büyük tarihçilerinin mirasını tarih araştırmacılığının sıkıcı monografileri aracılığıyla değil de, popüler kolay okunur romanlarla kitleye aktarma yolunu seçti ve bunu çok da iyi yapıyor. Böylelikle tarih bilgisi okullardan sonra ve onların dışında kitleye sızacak bir yol buluyor.
     İtalyan yayıncı bütün yazarlarına (hukukçu, kimyager, iktisatçı vs.) bir roman yazmalarını, basmasa dahi parasını ödeyeceğini vaad etmiş. Bu dahiyane buluşla herkesin içindeki şairlik ve romancılığı uyandırmış; eserler gelmiş; aralarında İtalya’nın ünlü sanat tarihçisi kültür adamı Umberto Eco da varmış. "Gülün Adı - Il Nome Della Rosa" böylece gün ışığına çıkmış. "Gülün Adı" okundu, basıldı, çevrildi; yazar da, yayınevi de, İtalya da kalkındı. Tüm Avrupa ülkelerinde Eco’yu izleyenler çıktı. Ejiptologlar (eski Mısır bilimi) arasında mümtaz yerini alamayan Christian Jacq romanlarıyla tanındı ve eski Mısır’ı sevdirdi. Babil, İran, kitlelere romanla ulaştı. Bilgi ve bilinci Eski Yunan’dan öteye ulaşamayan Avrupalı kitleler (garip bir çelişki, 19. asırda "Eski Dünya"yı gün ışığına çıkaran da Avrupa’nın seçkiniydi) dünyanın ve insanın serüvenini böyle tanımaya başladılar. Bu kadar mektep, medreseye, bu kadar Duby ve Braudel gibi tarihçilere, hatta Eco’nun kendi makale, kitap ve kalabalıkların izlediği konferanslarına rağmen; normal vatandaş Ortaçağ dünyasını "Gülün Adı" romanıyla tanıdı.
     Tıpkı Fransa’nın tarihini bir zamanlar Michael Zevaco’nun "Pardaillane’lar" serisinden tanıdığı gibi...
     Bugün sözünü edeceğim iki tarihi roman yazarı var; birincisi Gustave Flaubert. Fransız romanının en büyük devi ve ölümsüz eseri "Salammbo"... Yazarının sırf ünlü Kartacalı komutanın güzel kızı Salammbo’nun makyaj ve giyimini tasvir için; "Üç yüz cilt kitap karıştırdım" dediği romanı. Geçen asırdaki Fransız lise eğitimi ve Fransız aydınının filolojik donanımı tarih araştırmacılığı yeteneğini de veriyordu. 19. asırda tarihi roman türünü başarıyla deneyen ve kitleye tarih bilinci aşılayan büyük yazarlar saymakla bitmez: Goethe, Schiller, Stendal, Flaubert, Puşkin, Gogol vs. Flaubert’in "Salammbo"su büyük komutan Annibal’ın de kızkardeşidir. Şimdi bir Fransız tarihçi Patrick Girard bu ailenin başındaki ünlü komutan Hamilcar Barcas’ın (Çöl Aslanı) hayatını romanlaştırmış. 1999’da yazılıp geçen yıl ortaya çıkan bu eser Türkçeye de çevrildi (Can Erhan Kazmaz, Güncel Yayıncılık). Çevirmenin Ostia ve Campania gibi yer adları için Latince değil, Fransız imlası kullanması dışında pek kusuru yok. Akıcı bir Türkçe. Patrick Girard’ın eserindeki edebi doku Flaubert ile mukayese edilemez. Ama Kartaca’yı o da iyi tanıyor ve romanı okuyan hem Kartaca’yı, hem Roma’yı pekala öğreniyor.
     20 yıldır Avrupa’da gelişen bu ikinci tarihi romancılık akımı, 19. asrın tarihî romancılığı gibi Avrupa merkezli (eurocentricque) değil. En azından dünyayı dünya olarak anlama gayretinde. Hele Patrick Girard, Akdeniz medeniyetini bir bütün olarak anlayan tarihçilerden. Dili ve adetleriyle bu havzanın bütünlüğünü görüyor ve gösteriyor. Romanın dokusundaki çatışmalarda bile bir uyum ve bütünlük var. Flaubert ile Girard arasındaki bir asırlık fark gösteriyor ki Fransa -kendinden olmazsa- dış dünyaya farklı bakıyor.
     Sevinilecek bir gelişme; bu gibi romanlar artık fazla beklemeden, bir yıl içinde Türkçe’ye çevrilip yayımlanıyor. Okuyucularımızın tarih merakı ve şuuru bir yerde tarihçilerimizden daha yaygın ve derine gidiyor, dünyanın bütün zamanlarına ve mekanlarına ilgi duyuluyor.
     Türk okuyucunun tarihi romana gösterdiği bu yoğun talep; tarih biliminin yaygın olmadığı, sağlıklı araştırma yöntemlerinin edebiyat dünyasına girmediği bir ortamda nasıl karşılanacak? Tarihi romanda bir-iki örnek dışında Türk edebiyatı çok parlak örnekler vermedi. Halihazırdaki başarılı örnekler de çok az sayıda. Tarihi drama da 50 yıldır bir-iki yazardan oluşan dağarcıkla idare ediyor. Ama hiç şüphe yok ki, okuyucuya cevap vermeye hazırlananlar ve şimdiden edebiyat dünyasına adım atanlar var. Bunlar Avrupalı ve hiç şaşmayın, Hind ve İranlı meslektaşları gibi başarılı ve tatminkar mı? Bu konulara yeri geldikçe değineceğiz.
     


 PAZAR


İkinci Bahar turizmi
KİM NE OKUYOR?..
Satır arası yemek
Kısa... Kısa...
VİTRİN
TV’de cinayet
Beni en çok Sultanahmet etkiliyor
Bir usta, 25 usta
Eski otelin yeni gözdesi
Logoyu nasıl buldunuz?
Haydi tellaklar siyasete!
Dijital çağın saf delikanlısı
İki tasarımcıdan altın ve gümüş
Sanat Borsası
Sushi’den daha güzel Japon yemekleri var
KİM NEREDE NE YEDİ?
Bayan Bilginer’i sevmiyorum
Paris nere, bura nere?
The Deep End of the Ocean
Kurtar Avrupa’yı Fatih Hoca!
Art Tatum’un anısına
Saksofoncu birader
Şef Ciaran Hickey
Aşkın kırmızı kulakları
"Yolla Bir Yolcu"
Tarihi roman furyası
Cumalı bir "Güzel Aydınlıkötı
Duncan Phillips’in gözleri


 SAYFA BAŞI 





© 2001 Milliyet