
|

İstekli kadınlar erotizmi
Vivet Kanetti, "Prenslerin Adası" adlı erotik bir Büyükada anlatısı yazdı. Has adalılar, sonradan olmalar, levantenler, yazlıkçılar ve günübirlikçiler arasındaki ‘sidik yarışı’ diyalogları çoğumuza aşina...
ILGIN SÖNMEZ
Bazı kadınların SSK dışında hiçbir güvencesi olmuyor; bazen onun da olmadığı oluyor! Yeni doğanlar koğuşunu ziyaret eden yüce bir kudret, sıra kız bebeklere gelince bazılarına ‘sen pişireceksin, sen yükseleceksin, sen sevişeceksin’ falan derken bazılarına da ‘sen kızım, sen hep mücadele edeceksin’ buyuruyor! O kadınlar, hayatında ne varsa söke söke alıyor alimallah! Her nedense Vivet Kanetti’nin de bu kızlardan olduğu geçiyor insanın içinden. Dilindeki ironi sanki buradan geliyor.
Çin Zodyağı’na göre Ağaç Atı olarak doğan Kanetti’nin telefonculuk, çevirmenlik, oyunculuk, öğretmenlik, muhabirlikten köşe yazarlığına kadar icra ettiği çeşitli meslekler ve işsizlik molaları ‘mücadeleci’ tabiatının bir göstergesi! Kendisi, "Bizans Sohbetleri", "Kurabiye Saatinde", "Kırık Zarlar" ve "Turuncu Kayık" boyunca E. Emine oldu. Sonra Stephen King misali Emine’yi öldürdü, Vivet’e döndü. Kendi kadın kimliğiyle de, medyada kadın olmak meselesiyle de epeyi bir uğraştı. Hatta "Koş Süreyya Koş Şampiyon Olacağız" böyle bir kitaptı.
Temmuz ayı içinde Gendaş Yayınları’ndan çıkan "Prenslerin Adası"nı ise diyaloglar halinde, bazen bir film, bazense ‘İtalyan sahne’de bir tiyatro oyunuymuş gibi yazmış Vivet Kanetti. İyi dramatik senaryolara yaraşır biçimde ağır, ağdalı laflar, edebi çözümlemelere falan bulaşmamış. Sahne sahne, kütür kütür ilerlemiş. Ada eşrafından oluşan malzemesinin süse, gündelik hayat dışında kalan suni gerilim, uyanış, kopuş, çatışma gibi unsurlara ihtiyacı olmadığı için, hayat kadar duru bir konuşma dili kullanarak bir anlatı yazmayı seçmiş. "Prenseslerin Adası", Egeli ve Akdenizli taşkın bir ruha sahip. Kadınlar ve erkeklerin hayatı algılayış biçimi son derece erotik ya da nörotik ya da histerik!
Adalara en azından pikniğe giden İstanbulluların yabancısı olmadığı bir hayat, piknikçilerin yine de pek farkında olmadığı kastlaşmalar, bölünmeler, referanslarla giriyor anlatıya. Mesela daha en başta Nizam yakası ve Maden yakası diye iki ayrı kesimin varlığından ve bunların aralarında sürekli didiştiğinden haberdar oluyoruz. Sonra devreye cakalı Yerasiler, cimri Teraniler, gezenti Sirkatlar, eğlenceci Rosanlar giriyor. Adalı kadınların neredeyse hepsi kocalarıyla problemli. Üstelik geniş aileler var. Koca yakınları da sorun teşkil ediyor. Çocuklar mızmız, sorunlu, tatminsiz. Erkeğin bir yılı kadının kaç yılına tekabül eder acaba diye merak halindeler! Adanın temel bir kaidesi var. Bir erkek nesli üç kız neslinin tadına bakıyor. Kadınlar eski flörtlerini yirmilik çıtırlarla görüyorlar. Adamlar kadınlara çocukları için ‘Allah bağışlasın’ diyor, kadınlar adamlara çıtırlar için! Cinsel tatminsizlikten musdarip kadınlar ‘afto’ peşinde koşturuyor. Akşamları aile gezmelerinde ise gülüşleri, bakışları, duruşları değişerek kocalarının karısı imajına geri dönüveriyorlar. Adalı kadınlar kesinlikle işlerini biliyorlar. Kocalarını oyun masasında bırakıp yemek hazırlamak bahanesiyle mutfağa geçip, arada bir de seks attırıp, öyle kuruyorlar sofrayı, hiç bir şey olmamış gibi!
Kanetti’nin, kadınları seven iyi kalpli fingirdek maçosu, Kazanovası değil ama Don Juan’ı, bronz bir delikanlı var, Kadir. Anlatının başında, evli bir adalı kadının karyolasının altında, kadınla sevişirken müşerref oluyoruz kendisiyle. Sonradan Kadir’in başkalarıyla da yasak sevişmelere meyilli bir tip olduğunu görüyoruz. Kadir bir Laz. Yani adanın geniş kültürel mozaiğinin bir parçası. Babası Napoli Lokantası’nın sahibi Hıfzı, yaşı kemale eren oğluna memleketten bir gelin adayı çağırıyor. Dalından taze kopmuş bir çiçek, üstelik de akrabaları. Fakat balkonlara tırmanıp, bahçıvan kulübelerinde onun bunun karısını becermeyi varlık biçimi haline getirmiş olan bronz Kadir, gelin adayının, kendisinin de şefkatle sevdiği aileden bir delikanlıyla sohbet etmesini bile kaldıramayıp, izdivaçtan vazgeçiyor. Kanetti’nin Büyükada anlatısı, yine adaya has, nostaljik bir yaz sonu ziyaretiyle son eriyor. Adanın eski renkleri, göçe zorlanmış Rumlar turistik ziyarete geliyor, eski dostlarıya kucaklaşıyorlar.
Prenslerin Adası
Vivet Kanetti
Gendaş Yayınları
135 s.
Fiyatı: 4.000.000 TL.
KÜLTÜR & SANAT


Bakıyorum! Görüyor muyum?
Çok dinlenenler
Haberiniz olsun
Çok izlenenler
Çok okunanlar
"Kendime ilham periliği vehmetmiyorum!"
İstekli kadınlar erotizmi
40 eserli karma sergi
Plastiğin rock’la flörtü
Cunningham ile 50 yıl
Gelecek onların!
Bay Ses’i takdimimizdir
Yakıcı güneşe buz gibi Sophie
Her yerde kar var
Sait Faik kolajı
Müzik ve teknoloji
Herkesin hayalindeki cennet ayrı!
Aşk ve ütopya
Resim ve ikona cerrahı
Japonya’dan Amerika’ya
Halılarda Balıkesir motifleri
Susturma ve sindirme mi?
Oidipus bulundu!
Havadar konserler dizisi
Uzun İngiliz’den üçüncü solo
Bildik, eski dostlar
Mutlu yıllar sert adam
Üç senaryo, tekmili birden, kitapçılarda!
Şimdi onun sırası
Avrupa treni
Hayat atölyesi
Avrupa Tarihi Kentler Birliği’nin 12. üyesi kim dersiniz?
Yeni yayınlar
SAYFA BAŞI

|
|

|