04 Mayıs 2003 Pazar
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  KÜLTÜR & SANAT   
  ·  SERİ İLAN         


Yakın çağın muhasebesi

Ne yazık ki biz yakın tarihimizi bilmiyoruz. Bu dönemi yeniden yorumlayan yazarlara ve rejisörlere şiddetle ihtiyacımız var. Ziya Öztan da bunlardan biri

     Fax: (0312) 427 20 64

     Ziya Öztan benim okul arkadaşımdır. O dönemin okumaya meraklı takımındandı. Kendisi bir kitap okumasa, okuyanların tepesine dikilir, göz atar ve okuyanı haşin yöntemlerle sorguya çekerdi. Yıllar sonra onu "Bugünün Saraylısı", "Kurtuluş" gibi filmlerin rejisörü olarak gördüğümde benim için bir sürpriz oldu. Zira Ziya okuldayken şimdiki TV’lerin ünlü genel müdürü (büyük tiyatro adamı!) Nuri Çolakoğlu’nun tiyatro kumpanyası gibi yerlerde de pek takılmazdı. Bizim okuduğumuz dönemde okulda tarih meraklısı çoktu. Mülkiye memurun yanında tiyatrocu ve sinemacı da yetiştiriyordu.
     Ziya, Yeşilçam’ın tarihi filmlerdeki bilgisizliğinden sıyrıldı. Zira 19’uncu asırda; sırmalı kordonlu büyük üniformalı paşalara eşkıya kovalatan; sır içinde geçen dergah hayatını ve entelektüel diyalogları kendi sayısız filmine ucuz malzeme yapan rejisör grubu işi götürüyordu. Şüphesiz herkes aynı değildi. Metin Erksan, Halit Refiğ üstatlar gibi entelektüel olanlar ve tarihi düşünenler de vardı. Ziya yeni kuşak içinde tarihe yönelen biri oldu. Yakın tarihle ilgilenen öbür rejisör ise Yücel Çakmaklı’ydı. Titizliğe varan bir bilgisi vardı Ziya Öztan’ın. Bu, onun başarı hanesini oluşturur.
     
     Nahid Sırrı Örik’in "Abdülhamid Düşerken"i devrimcilerin arasına kadın aşkı ve para hırsı ile nasıl yozlaşmanın girdiğini ifade etmek için kaleme alınan bir romandı. Nahid Sırrı; Naciye Sultan’ın aşkıyla bocalayan Enver Paşa’yı tenkit için bunu yazmış derlerdi. Daha önce Şehir Tiyatroları’ndan Kemal Bekir bey, "Düşüş"ü başarılı bir şekilde tiyatro sahnesine taşımıştı. Oyun Devlet Tiyatroları’nda sahnelenirken, rahmetli Suha başarılı bir Abdülhamid portresi çizmişti.
     Basındaki bazı çalakalem yazılara bakıyorum, neler diyorlar. "Abdülhamid’i yüceltiyor" vs. gibi hükümler. Hele bir tanesi rejisörü itham ediyor. Çizdiği portre okulda okudukları Abdülhamid’e uymuyormuş. Ben okuldaki tarih kitaplarını hiç okumazdım. Doğrusu Abdülhamid bu filmde görüldüğü gibi pek marifetli bir marangozdur. Eğer kaldıysa İ.Ü. İktisat Fakültesi koridorunda konak biçimli bir evrak dolabı, bir de müftülükteki Şer’iye sicillerinin saklandığı raflar onun elinden çıkmıştır. Tersimi çok özeldir, mobilyacılık yapsa İstanbul’da milyarlar kazanırdı.
     Osmanlı hanedan geleneğidir; mesela Kanuni Sultan Süleyman iyi kuyumcuydu. Bazıları Üçüncü Selim için "Part-time padişahlık yapar, asıl müzisyendir" derler. Abdülhamid polis romanları okur ve çevirtirdi. Borsadan ve para hareketlerinden iyi anlardı. Mahmud Nedim Paşa’nın ilan ettiği moratoryumun üstüne iflas eden bir maliye vardı; bu sırada tahta çıkması bir talihsizliktir. Bazı şeyleri iyi bilmek zorundayız. Mesela Sultan Abdülaziz de bir kuzuyu devirip güreş tutma laflarının ötesinde niteliklere sahiptir. "Valse Davet", "Gondol Şarkısı" orkestrasyonu yapılıp keyifle dinlenen eserleridir. İyi resim yapardı. İmparatoriçe Eugenie, Sultan Abdülaziz’e boş yere hayran olmamıştır.
     "İnkılapçılık" veya "gericilik" bilgisiz olmayı gerektirmiyor. İkinci Abdülhamid, Türk müziğine karşı kampanya açmamıştı ama dinlemezdi, operetleri tercih ederdi; lakin resmi davetlerde, Kaiser Wilhelm gibi yabancı hükümdarların ziyaret programlarında Türk müziği yer alırdı. Abdülhamid devrinin en çekilmez ve ters neticeler yaratan kurumu sansür ve hafiyeliktir, o yüzdendir ki Meşrutiyet’in ilanıyla sansür derhal kaldırılmış ve meşum sansür komiseri Ebul Mukbil Kemal basının önünde adeta maskara edilmiştir. Filmdeki bu görüntüyü çok beğendim, ne var ki 1876 Kanuni Esasi’sindeki; "Matbuat kanun dairesinde serbesttir" gibi garip ve geri bir hükmü anayasaya koyanlar sansüre çanak tutmuşlardır. İnkılap için iyi niyet yetmiyor, bilgi ve vizyon lazım. Bu film Abdülhamid’i methetmiyor, İttihatçıları da yermiyor. İnkılapçının çelikten değil, zaaflarla örülen insan olduğunu ve rayından çıkacağını göstermeye çalışıyor.
     Şüphesiz Nahid Sırrı’nın eseri "Üç İstanbul", "Ateşten Gömlek" vs. gibi bir sinema ürününü besleyecek hareket ve renklilikten uzaktır. Sorun biraz da metinden kaynaklanıyor. Talat Paşa’da Halil Ergün başarılı bir kompozisyon çiziyor. Abdülhamid’de Çetin Öner öyle. Başrolde Mehmet Kurtuluş başarılıydı. Altan Erkekli uzun kariyerinde başarılı bir rol daha oynadı. Türk sineması oyunculukta gerilemiş değil. Rejisörler entelektüel dünyadan uzak. Bu bakımdan Ziya Öztan’ın yeri çok ayrıdır.
     "Abdülhamid Düşerken" yakın çağın bir muhasebesi. Ne var ki, kendi başbakan olma imkanı olmayan ama erkekler kadar okumuş bir kadının ihtirası çok ağır bir eksen teşkil ediyor. Bugün üçüncü dünya ülkelerindeki politikacıların ve darbecilerin eşleri arasında böylelerine çok rastlanır. Tarihi tiyatro ve roman gibi eserler bu kadar ağır bir ekseni kaldırmaz. Başka olayların, insanların ve duyguların da vurgulanması gerekir. Bu nedenle düz çizgide gelişen ve fazla ayrıntı içermeyen roman; sinemanın istediği renk cümbüşünü veremiyor. Ama biz yakın tarihi bilmiyoruz. Kafamızdaki modellerin gerçekle ilgisi yok. Onun için yakın tarihi yeniden yorumlatan bu gibi yazar ve başarılı rejisörlere ihtiyacımız var.
     





 Ahmet Turhan Altıner
 Ali Rıza Kardüz
 İlber Ortaylı
 Ülkü Tamer