25 Mart 2004 Perşembe
 
 
 BİZE ULAŞIN | ARŞiV | KÜNYE | HABER İNDEKSİ |  SIK KULLANILANLARA EKLE |  AÇILIŞ SAYFASI YAP  
  ·  SON DAKİKA       
  ·  ANA SAYFA    
  ·  GÜNCEL         
  ·  SİYASET         
  ·  EKONOMİ         
  ·  YAZARLAR         
  ·  SPOR         
  ·  DÜNYA         
  ·  YAŞAM         
  ·  MAGAZİN         
  ·  SAĞLIK         
  ·  KADIN & MODA         
  ·  ASTROLOJİ         
  ·  OTOMOBİL         
  ·  ÇİZERLER         
  ·  BİLİM & TEKNİK         
  ·  TV'DE BUGÜN         
  ·  İŞ YAŞAMI         
  ·  OMBUDSMAN         
  ·  HAVA DURUMU         
  ·  CUMARTESİ         
  ·  PAZAR         
  ·  BUSINESS   
  ·  POPULER KÜLTÜR   
  ·  EGE   



   
Parti flamaları ve atıp tutma cümbüşü...

       
    İSTANBUL'un değişik semtlerdeki caddelerinde; örneğin Çamlıca dolaylarında, örneğin Harbiye dolaylarında; yolların iki kıyısı üstüne gerilmiş rengârenk binlerce parti flaması...
    Sonra parti mitinglerinde, kürsülerden yandaşlarına nutuklar çeken parti başkanlarının, el kol hareketleriyle birlikte TV ekranlarına yansıyan görüntüleri ve bağıra bağıra övünmeleri, rakiplerini çürütmeleri...
    Öylesine matrak bir cümbüş ki, sormayın... Hele bir de bunlara Kadir Çöpdemir'in "bilinçli seçmen" arayan programlarını eklerseniz...
    ***
    Seçim kampanyalarının eğlenceli olması, toplumsal bir olgunluğu sergiler; tabii bu arada toplumsal düzeyi de...
    Dünkü Posta'da belediye başkanı adaylarının vaatlerinden örnekler vardı:
    Kız Kulesi'ne köprü... Caddelere yürüyen merdivenler... Bulgaristan'dan pop şarkıcısı getirme...
    Bir ara TV'lerde de gözümüze Başbakan Tayyip Bey'in üstüne binip yere yuvarlandığı yarış atına, bir iskemleye çıkarak binen; ama bir türlü koşturamayan bir de aday ilişti...
    ***
    Kimsenin ne partilerin programlarından haberi var, ne belediyelerin bütçelerinden, ne de bütçelerin nasıl kullanıldığından...
    Ve iyice yaygınlaşmış kaçak bir inşaat salgınıyla, toprak ve bir bölümü geçen yıl yakılmış orman yağması...
    İri kıyım kodamanların, tarihsel rüşvet, yolsuzluk, avanta yağmasına; artık halk kitleleri de katılmada... Ne kadar güzel, ne kadar demokratik, ne kadar paylaşımcı bir gelişme...
    İlkokullarda, kuşak kuşak hep bir ağızdan "Türküm, doğruyum, çalışkanım..." diye bağırıp durmanın verdiği olgun meyveler, nihayet TV'lere de yansımada...
    İnsanın göğsü gururla kabarıyor.
    ***
    Seçimlerdeki propaganda sloganlarımız, öteden beri "ihsan etme" üstünedir:
    "Herkese bir ev, bir araba; iki anahtar"...
    "Herkese iş ve aş"...
    "Herkese refah ve mutluluk"...
    ***
    Seçim sloganları koleksiyonuna, daha neler neler eklenemez ki:
    "İsteyene uluslararası bedava tatil gezileri"...
    "İsteyene fabrika, isteyene banka"...
    "Marketlerde herkese bedava alışveriş"...
    "İsteyenin evine bedavadan minare"...
    "Zorunlu askerliğe hayır, gönüllü komutanlığa evet"...
    "Radikal laikliğe evet, ılımlı İslama hayır"...
    "Özgür aşk isteyene, özgür aşk; evlilik isteyene, evlilik"...
    ***
    "Küçük Amerika" olma vaatleri uzantısında; yarış atına bineyim derken attan yuvarlanan Başbakan'a inat, aynı yarış atına binme gösterisinin politikasıyla da uyumlu, daha ne sloganlar bulunmaz ki...
    ***
    Ahmet Altan'la akşam yemeklerinde buluşup, kendimizce dalgamızı geçerken; aklımıza, yüzyıl sonra şimdi oturduğumuz yerlerde yaşayacak olanların; günümüzün yaşam biçimlerini nasıl alaya alacakları geldi.
    ***
    Bizler de yüz yıl önceki yaşam biçimlerini; kafes arkası genç hanımların, ev ev dolaşan bohçacı kadınlar aracılığıyla kurdukları aşk ilişkilerini; başında yana eğik sıfır numara fesi, üstünde tek omuzuna yan atılmış yeleği, ayağında ökçesi ezik bağsız yemenileri, belinde sarma, kırmızı kuşağıyla omuzlarını dalgalandıra dalgalandıra yürüyen bitirimleri; gecelik entarileriyle başlarında fes, yalı balkonlarında oturan paşaları, eğlenceli bir gülücükle anımsamıyor muyduk?
    ***
    Yüz yıl önceki güneşin, göğün, kuşların, bulutların, dağların, denizlerin, ağaçların, kedilerin, alaya alınacak bir yanı yoktu. Yüz yıl sonra da olmayacaktı...
    Ama insanoğlunun, o günkü savaşlı nutuklu, beklentili gösterişli, vaatli övünmeli yaşam biçimleri; yüz yıl sonra hemen alay konusu oluyordu...
    ***
    Nasıl olmasın ki, Vala Nurettin'in vaktiyle anlattığı başından geçmiş bir çapkınlık hatırasına göre; âşığını usulca eve almış kafes arkası hanımlar, hemen yere bir yatak seriyor ve erkek orgazm olduktan sonra da, bir elleriyle üstlerindeki erkeğe bir temennah yaparak:
    - Afiyet şeker olsun efendim, diyorlardı.
    ***
    Yüz yıl sonra da, kimbilir nasıl şaşılacaktı bugünkü acayip yaşam biçimlerine...
    Hoş, bugün de eğlenen eğleniyordu, özellikle seçim nutuklarını dinlerken...
   
    c.altan@prizma.net.tr
   
   





Taha AKYOL
Kıbrıs'ta çözüm?

Çetin ALTAN
Parti flamaları ve atıp tutma cümbüşü...

Melih AŞIK
Yeşili kim geri getirecek?

Fikret BİLA
İki kesimlilik

Hasan CEMAL
Bürgenstock zirvesi!

Yılmaz ÇETİNER
Doktorunu seçme özgürlüğüne çelme atılmasın!

Güneri CIVAOĞLU
Kirleterek yarış

Abbas GÜÇLÜ
Bursa'da şanslar eşit

Hurşit GÜNEŞ
Devletin dış borçları azalmıyor. Neden?

Doğan HEPER
Pazartesi kimlerin utanç günü?

Sami KOHEN
Böyle giderse...

Mehmet Y. YILMAZ
Şaron'un terör tuzağı

Meliha OKUR
2 bin 100 VIP'e yurtdışı yasağı

Hasan PULUR
Alaturka demokrasi...

Derya SAZAK
Topbaş, Sirmen yarışı

Meral TAMER
Prof. Stiglitz, Mumbai'den sonra İstanbul'da

Güngör URAS
Yaz tahtaya... Ama... (...ödenemez)

Serpil YILMAZ
Kanal 7 yerine TV 5

M. Ali BİRAND
Anket, CHP'nin oy oranını arttırır