Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 28 Kasım 2004 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
Edebiyat hocamızın ölümü

Uygar bir ülkede pek çok kuşağı yetiştiren Bahri Miyak gibi bir hoca, hizmet ettiği okuldaki bir cenaze töreniyle camiye ve kabristana uğurlanır. Ne yazık ki bizde böyle bir adet yok

Fax: (0312) 427 20 64

Bahri Miyak Devlet Konservatuvarı'nın ve Ankara Atatürk Lisesi'nin edebiyat öğretmeniydi. Aynı lisede Fevziye Abdullah Tansel, Hicran Aktürk, Şevket Bohça, Rukiye Kömürcüoğlu, Orhan Dengiz gibi edebiyat, tarih, coğrafya hocaları da vardı. Doğrusu Avusturya Lisesi'nden Ankara'ya nakil olduğum vakit bu okul beni çok etkilemişti. Saydığım hocaların arasında dünya görüşü farklılıkları vardı. Bu bir sır değildir. Çünkü bazıları farklı partilerden milletvekili de, bakan da oldular. Ama hepsinin ortak bir yanı vardı, işlerini iyi yaparlardı, yani öğrenciyle uğraşırlardı. Bu sadece derslerini ciddiyetle vermekle sınırlı değildi, kol çalışmalarını da aynı ciddiyetle yürütürlerdi. Edebiyat hocalarının teşviki ile Ankara Atatürk Lisesi, Devlet Konservatuvarı'na, dolayısıyla tiyatro ve operamıza az adam göndermemiştir.
Şahsen tarih öğrenimimde bu okuldaki hocaların payı büyüktür. Bahri bey divan edebiyatı hakkında ne düşünüyordu bilmem ama onu ciddiyetle öğretti. Birinci sınıfta aruz ve hece vezinlerini öğrenmiştik. İçimizden biri aruz vezniyle şiir bile yazmıştı. Sadece o kadar mı? Fransız edebiyatı hakkında ek dersler veriyordu; o tatlı dilin ve edebiyatın düşkünüydü ve galiba hayatının sonuna kadar kendi mesleğinin yanında onu öğrenmeye ve öğretmeye devam etti. Yanılmıyorsam Devlet Operası'na ve Senfoni Orkestrası'na üye olan iki kız çocuk yetiştirmiştir. Uygar bir ülkede kuşakları yetiştiren böyle bir hoca, hizmet ettiği okuldaki bir cenaze töreniyle camiye ve kabristana uğurlanır. Bizde bu adetler nerde? Bizim Atatürk Lisesi'nde de böyle adete rastlamadım.
Ankara Atatürk Lisesi de bütün Anadolu vilayetleri gibi 19'uncu yüzyılın son çeyreğinde Ankara'da "idadi" olarak kurulan eğitim ocaklarındandır. Anadolu'da maarifin geliştiği Sultan Abdülhamit dönemine ait eserlerdendir. Başkent olduktan sonra Ankara Erkek Lisesi olarak anıldı ve büyük Atatürk'ün ölümünden sonra da onun adını aldı. 1933'ten sonra Avrupa'nın yaşadığı facia ortamında aydın mülteciler Türkiye'yi doldurdu. Ankara Atatürk Lisesi'ni bugünkü İhtisas Hastanesi ve Numune Hastanesi arasındaki bölgeden taşıyıp yeniden inşaya karar verdiklerinde, bu iş ünlü mimar Bruno Taut'a emanet edildi. Talih yüzyılın bu ünlü mimarını Türkiye'ye sürüklemişti ve onun bu topraklarda yarattığı iki ünlü eser Ankara Atatürk Lisesi ve Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde ömrümü geçirmek de bana nasip oldu. İçiyle ve dışıyla bu kadar güzel ve kullanışlı iki eser az görmüşümdür. Bir zamanlar bu iki kurum da hem hocaları hem talebeleri itibarıyla aynı mükemmellikteydi; mesela hümanist gymnasium'un karşılığı olarak bu okulda ku rulan Latince bölümünde Gazi Yaşargil gibi ünlü cerrahımız ve İlhan Akipek gibi hukukçumuz yetişmiştir. Benim zamanımda Latince Türkiye'deki genel eğilime uyarak seçmeli yardımcı ders derecesine indirilmişti. Hep söylerim cumhuriyetin gençliğini yetiştirecek Ankara Atatürk Lisesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Ziraat Fakültesi, Fen Fakültesi, Ankara Kız Lisesi bina olarak acımadan para harcanan başkentteki bakanlıklardan bile daha görkemli, mimari değeri yüksek yapılardı.
Ankara Atatürk Lisesi'nin Bahri Miyak, Hicran Aktürk, Fevziye Abdullah Tansel gibi edebiyat hocaları ve gayet kuvvetli fen ve doğabilim hocaları vardı. Benim okuduğum yıllarda Atatürk Lisesi sadece Ankaralı bürokrat çocuklarının değil, sınıflarda tek tük de olsa gecekondulardan gelenlerin de yetiştirildiği bir kurumdu. O zamanki Türkiye'nin havası öyleydi, Allah için bu öğrenciler arasında bir toplumsal gerilim söz konusu bile değildi. Tiyatro kolu çalışmaları mükemmeldi, Kenan Işık da onlardan biriydi. Daha önce de Kartal Tibet, Ülkü Ülkümen gibi aktörler burdan geçmişti. Bahri Miyak hoca olgun ve talebelerini sabırla yönlendiren bir tiyatro kulübü yöneticisiydi.
Bir ara bu lisenin, yani Bruno Taut'un okul olarak yaptığı yerin bazı başkaları gibi özel şirketlere devredilmesi için bir mevzuat hazırlanmış. Okul da bilmem nereye taşınacaktı. Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki kadroların tuhaf bir tutumu var. Deniz sahilinde veya güzel binada okul tutmayı haram sayıyorlar. Ya şirket merkezi ya da otel yapmak niyetindeler. Bu görgüsüzce işbilir tutuma dur demenin zamanı gelmişti. Nitekim Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya cumhurbaşkanının hakkı cumhurbaşkanına; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Anayasa Mahkemesi bu gelişmeye dur dediler. Her okul mezununun paraya ve vakte acımadan eğitim gördüğü ocağa sahip çıkması lazımdır.

PAZAR
"Karşılaştığım terbiyesizliğe espriyle karşılık verdim"
"Misafirlerimizi kendi paralarıyla ağırlıyoruz"
Ünlülerin yatakhane anıları
Bu sergiyi günde 50 bin kişi gezecek
"Gelecek için" hep beraber
Türkiye'nin müzikli halleri: "Mucizeler Komedisi"
İnternet kafeler yaşında
Yeni umudumuz "akıllı ilaçlar"
Cerrahınızı nasıl seçmelisiniz?
"Market kasalarının yanında sigara yerine kitaplar satılsın"
Bordo'da büyük tadım...
Bulutların üstünde 5 yıldızlı ziyafet
"Garibim derdime grip diyorlar..."
Yıllardır aynı servis aynı tat
Genetik mazeretim var, sadakatsizim ben!
Edebiyat hocamızın ölümü
İyi vaaz veren kazansın!
Yakın geçmişimizin öznel tarihi





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
NEVSAL ELEVLİ
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2004 Milliyet