|
 |
|
|
İstanbul rehber kitapları
Türkler çok yakın zamanlara kadar şehirlerini, memleketlerini hele hele dünyayı anlatacak rehberleri kaleme almak gibi bir irfana sahip olamadıklarını göstermişlerdir. İstanbul'la ilgili kitaplarda görülen hatalar bunun bir göstergesidir
Fax: (0312) 427 20 64
Şehir veya bölgelere karşı gösterilen ilgi, bir ülkedeki tarih ve coğrafya bilincinin yansımasıdır. Şurası bir gerçektir ki; dünyanın tarih ve tabiat bakımından en zengin ve renkli ülkelerinden biri olan Türkiye'de, sadece biz Türklerden evvelki kültürel kalıntılar değil, kendi cetlerimizin bize bıraktığı kültürel zenginlik ve yaşanan tarih, yurttaşların bilincinde değerlendirilememiştir. Tarih bilincinin kitlelere cilt cilt kitaplar, yakası açılmamış ayrıntıları ele alan monografiler veya belgesel değerlendirmelerle değil; en başta tarihi tiyatro eserleri, ustalıkla kaleme alınan romanlar, resimler, sinema, senfonik eserler, şiirlerle ulaşacağı açıktır. Hiç kuşkusuz vatan denen coğrafya kitap okumaktan çok görmekle anlaşılır. Elinde bir rehber kitapçıkla yurdunu ve dünyayı gezen tip, maalesef bizim doğu ülkelerine mahsus değildir. Türkiye'nin zenginlikleri yurttaşlara henüz bu gibi araçlarla, ne yazık ki o da eksik olarak ulaşıyor.
Kendi ülkesinden habersiz olan, dünyayı da bilemez
"Baedecker", "Guide Bleu" gibi klasik ve evrensel rehberlerin ülkeleri anlattığı bir dünyada maalesef Osmanlı Türkiyesi ve de Cumhuriyet Türkiyesi, şehir ve bölgelerini tanımayan okumuşların yaşadığı bir dünya parçasıdır. Hiç kuşkusuz, kendi ülkesinden bihaber olan, dünyayı da bilemez. Komşu ülkelere turistik seferlerin yaygınlaştığı son 20 yıllık dönemde; çıkan Türkçe rehberler özgün olarak kaleme alınmaktan çok bilinen yabancı rehberlerin tercümesidir. Bu konudaki tek istisna Mehmet Ali Gökaçtı'nın İletişim Yayınlar'ından çıkan "Geographika" adlı Yunanistan rehberidir. Osmanlı Türkiye'sinde, bina ve şehir anlatan eserler istisnaidir. Hüseyin Ayvansarayi'nin "Hadikatül Cevami-Camiler Bahçesi" İstanbul camilerini anlatır. Şüphesiz 17'nci yüzyıl dahisi Evliya Çelebi'nin "Seyahatname"si malum. Ama bu Batı'daki seyahat rehberi tipinden çok farklıdır. Verdiği bilgiler ne kadar özgün olsa da Evliya'nın rehberiyle İstanbul'u gezmeye kalkanın, sokakları birbirine karıştıracağında uzmanlar hemfikirdir. 19'uncu yüzyılın İstanbul'unu anlatan yabancı rehberlerin sayısı onlarca değil yüzlercedir. Bazı yanlışlar içeren ünlü Avusturyalı tarihçi Joseph Hammer'inki başta gelir. Bu dönem seyyahlarında Osmanlı İstanbul'unun kendinden çok Bizans kalıntılarının ilgi uyandırdığı da bir gerçektir. 20'nci yüzyılın ilk yarısında İstanbul'da yaşayan ecnebilerin ve Fransızca bilen zariflerin ellerinden düşürmediği kitap Galatasaray muallimlerinden Ernest Mamboury'nin yazdığı "İstanbul Touristique" idi. Sonra 1950'lerde buna Robert Kolej'in hocası Hillary-Sumner Boyd'unki ilave edildi. Diğerleri taklittir. Şurası bir gerçek, Türkler çok yakın zamanlara kadar şehirlerini, memleketlerini hele hele dünyayı anlatacak rehberleri kaleme almak gibi bir irfana sahip olamadıklarını göstermişlerdir, istisnası çok azdır.
Aslında pratik bir rehber olabilecekken aceleye gelmiş
Geçenlerde İstanbul'da toplanan Dünya Mimarlar Kongresi dolayısıyla İngilizceye çevrilerek basılan Belediye'nin "İstanbul Rehberi" yeni bir gürültüye neden oldu. Türkçesi ve İngilizcesi arasında hacim farkı var. İngilizce metindeki resimlerin altyazılarının Türkçe olması da kayda değer bir tuhaflık. Bu İngilizce metinde mesela tekrarlanan bir yanlış var. Fener Ortodoks Rum Patrikliği'nin yanına Fener Rum Erkek Lisesi'nin resminin konması gibi. Aslında pratik bir rehber olabilecekken aceleye gelen kitapta baskı hataları bile var.
Arkeoloji Müzesi ile onun karşısında bulunan Eski Şark Eserleri Müzesi rehberde 10 sayfa farkla yer alıyor. Bunun bir gezide ne kadar terslik yaratacağını tahmin edemezsiniz. Suriçi İstanbul'un ecnebi dillerdeki orijinal karşılığı "Old İstanbul" değil, "Intramuros İstanbul"dur. Bunun gibi yanlışlar daha var. Ama bizde böyle noktalara dikkat edilmez. Nitekim bu rehber için kıyamet, 48'inci sayfası okununca kopmuş. İstanbul'un başkent olması için yazılanlar çok sert bulunuyor. Ankara'nın başkent olması ve inkılaplar İstanbul'un mistik havasını ne kadar değiştirdi, bunu saptamak güç ama gerçekten İstanbul'un 800 bini aşan nüfusu, şehirde sayıları 300'ü geçen tekke ve dergaha devam ediyordu. Bu sayıda kapatılan kurum, ister siyasi parti merkezi, ister dini dergah, isterse avcılık kulübü gibisinden olsun, mutlaka şehrin yaşamında bir değişiklik vukua gelir. Daha evvel ben başkentin değişmesi üzerine bir makaleyi Münih'te çıkan Güneydoğu Araştırmaları'na vermiş ve tercümesini "İstanbul'dan Sahifeler" kitabıma almıştım. 1920-40 arasında dar bütçeli bir ülkede İstanbul'a çok şeyler verilemeyeceği açık. Şüphesiz ki hiçbir büyük şehir ödediği vergi ölçüsünde hizmet alamaz, çünkü milli bütçe o şehri besleyen baksa yerleri de gözetmek zorundadır. Bazı halde de şehirler önem sırasına göre beslenir. Bu sayfada verilen bilgiyi, eksik bilgiler dışında hiç de dehşetengiz bulmuyorum. Benim için bilgi noksanı ve yanlışı daha vahimdir. Ümit ederim Mimarlar Odası bu gibi acele çıkartılmış ve kullanım değeri olmayan rehberleri tenkit için siyasi bir söylem yerine asli vazifesini hatırlar ve herkesin kullanabileceği güzel bir şehir rehberi hazırlar ve uluslararası mimar kongrelerinde de katılımcıların çantalarına onları koyar.
|
|
|

|