|
Ayaklarının ucunda yükselmekten yorulup, topuklarının üstüne düşme...
İstanbul'da da, mevsim normallerinin üstüne çıkan sıcaklık, yarın normale dönüyormuş...
Tevekkeli 80 yıldır tekrarlayıp durmuyorlar, "Türk milletinin gücü, her sorunun üstünden gelmeye yeterlidir" diye...
Mevsim normallerinin üstüne çıkan sıcaklık da, herhalde alınan önlemler ve ulusal irademizin bükülmez kolu ve sarsılmaz azmi sonucu, normale dönmede...
* * *
Doğa olaylarının; yerel politikalarla, tüm dünyaya posta koyma naralanmalarına, hiç mi hiç kulak asmadığı, asla düşünülmesin...
Açlıkla tokluk da bir doğa olayıdır ve yerel politikalarla, tüm dünyaya posta koyma naralanmaları sayesinde; kaç bin insanın sade karnı doymamış, aynı zamanda makamı ve itibarı da yükseldikçe yükselmiştir...
* * *
Boşuna mı katıldık ilkokul sabahlarında, "Türk'üm, doğruyum, çalışkanım..." korolarına...
Miniklerin, kuşak kuşak süregelen topluca ant içmeleri, şaka mıydı ki; azgın sıcakların mevsim normallerine dönmesini, ulusal iradeye bağlamak şaka olsun...
Alay edip dalga geçme ey gafil;
Sevmek, tek meslektir şanlı vatanı.
Sev vatanı zengin ol, olma sefil;
Bu aşk kalkındırır, her Türk olanı!
* * *
Artık dünyamızda, Hintli fakirler de dahil, müzik dinleyemeyen tek gariban kalmadı...
200 yıl önce böyle miydi; ne elektrik vardı, ne radyo, ne TV, ne uydular, ne de transistor...
Bendenizin çocukluğunda, kurgulu ve borulu gramofon, en büyük lükstü.
* * *
Usta bir marangoz da olan, uzak eniştelerden biri; belki bir gün alabilirim diye, süslü bir gramofon sehpası yapmış, elden düşme taş plaklar da almıştı.
Ne yazık ki, hiçbir zaman gramofon sahibi olamadan öldü gitti.
* * *
Gelişen teknolojiler sayesinde müzik dinleyemeyen tek garibanı kalmadı dünyanın. Ancak, olanaklar genişledikçe, kalite de düşer... Müzik dinleyenlerin sayısı arttıkça, Brahms, yahut Mozart dinleyenlerin sayısı da azalır...
* * *
Sözüm meclisten dışarı; siz isterseniz buna, müziğin komünistleşmesi de, diyebilirsiniz... Tıpkı pahalı içkilerin yanında, gazozlu kolanın tüm dünyayı sarmalaması gibi...
Sözüm yine meclisten dışarı; Leninizmi çok aşan, evrensel bir komünizmin, bir bakıma simgesi gibidir gazozlu kola ile, özel ekmek arası soğanlı, domatesli hamburger...
Yerel politikaları çok aşan, evrensel bir değişimin içindeyiz artık...
* * *
İstanbul'un yeniden açılmaya başlayan eski plajlarına, bu kez iç donuyla giren erkekler tümen tümen...
Onların çoğunlukla dedeleri, ne İstanbul'u görmüştü, ne de ömürlerinde bir kez olsun, bir plajdan denize girmişti...
Ayaklarının ucunda yükselmeye çalışarak, burjuva taklitçiliği yapmaktan yorulup; topuklarının üstüne düşmek...
ABD'nin bastırmasıyla, 1947'de başlatılan karayolları seferberliği sonucu; İstanbul'un nüfusu, yarım milyondan, 15 milyona çıkınca; elbette ki, hünkârbeğendi, mağlup olacaktı lahmacuna...
* * *
Kentlerde fabrikalar çoğalıp; köylüler de kimlik değiştirerek, kentlerde "işçi sınıfı"nı oluşturamadığında...
Kentleri, özellikle de İstanbul'u kafakola alan bir taşra yağmasında; köylü yığınları; nasıl bir "kimlik"te odaklaşacaklardı; alafrangaya dönük olarak mı, alaturkaya dönük olarak mı?
* * *
Tepeden baskı ve nutuklarla alafrangayı yayma çabaları, gitgide daha çok patinaj yapmaya başladı...
Ve alaturka, kendi dinsel görünümü arkasında; yine kendi "çarıklı erkânıharp" kurnazlıklarını pıtıraklaştırmaya başladı...
Bir yanda kaçak elektrikle, kaçak su kullanmanın haram olduğu fetvaları; bir yanda yenilen yemeklerin haram sayılmaması için, mutfak suyunu yasal ve tuvalet suyunu kaçak kullanma...
Doğrusu sevimli ve çocuksu bir kurnazlık...
* * *
Erkeklerin ayakta çiş etmesinin günah sayılıp sayılmayacağı konusu da gündemde; Irak'a sınır ötesi bir operasyonun yapılıp yapılmayacağı da...
Çıplak hayatta meslek sahibi olma yelpazesinden ve köklü bir altyapıdan yoksun olmanın pekiştirdiği Hazine'den geçinmeliler oligarşisiyle "çağdaş bir imaj" yaratma çabası, ırgalanıp durmakta...
Lahmacun, hünkârbeğendinin; göbek havası, nihavent şarkıların; hiphop, tangolarla valslerin sırtını yere getirmekte...
* * *
Gelişen teknolojiler sayesinde, olanaklar geliştikçe, kalite düşer...
"Ulus-devlet" modelinin aşılmakta olduğu bir uzay çağında; sallana çalkalana yaşanacak evrensel bir "dünya vatandaşlığı"nın, ilk doğum sancıları...
21. yüzyılın başında yaşamakla, sonunda yaşamak arasındaki farkı; şimdiden kim öngörebilir ki...
* * *
Enseyi karartmayın... Mevsim normallerinin üstüne çıkan sıcaklar, normale dönüyormuş...
Trabzonspor'un devre dışı kalmasına da, teselli olacak bir dörtlük işte:
Bizim asıl maçımız futboluyla tarihin.
İnanmazsanız gidip, gollerimizi sayın.
Bazen aslan oluruz, bazen de kaplan, şahin,
Nazar değmesin diye, çekilmişsek anlayın.
c.altan@prizma.net.tr
|
|