Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 28 Ağustos 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Harem üzerine (2)

Harem, Osmanlı İmparatorluğu'nda 16'ncı yüzyılda oluşan yeni idari anlayışın önemli bir kurumudur. Ama aynı zamanda trajik bir mekan, her şeyden önce bir evdir. Buraya en azından her ailenin evi kadar saygı gösterilmesi gerekir

Fax: (0312) 427 20 64

Topkapı Sarayı Harem bölümünün, bugüne kadar ciddi bir rölövesi ve mimari değerlendirmesi yapılmış değildir. 1960'larda bir bölümü restore eden Yüksek Mimar Mualla Eyüboğlu'nun eserinden ve yaptıklarından anlaşılıyor ki, Harem'e 19'uncu yüzyıla kadar ilaveler yapılmış, bazı koğuş ve odalar da ahşap yapılarla ikiye bölünmüştür. Esasen Harem'in Topkapı Sarayı'na nakli de 17'nci yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman devrine ait bir olaydır. Bu vakte kadar bugünkü Topkapı Sarayı, padişahların günlük hayatlarını geçirdikleri ve daha çok resmi büroların bulunduğu bir yerdi. Bayezid'de üniversitenin bulunduğu bölgedeki saray, padişahın evi ve haremiydi.
16'ncı yüzyıldan sonra da sarayın mimarisi ile pek uyum teşkil etmeyen bu bölüm genişlemiş, hatta padişah evini teşkil eden birtakım bina ve köşkler sahile doğru yayılmıştır. Bugün bunların çoğu elimizde yok. Sepetçiler Kasrı ise padişah pavyonlarından sayılmaz. Sultan Abdülaziz döneminde bu bölgeden geçen demiryolu her şeyi altüst etmiştir. Demiryolu hattının kaldırılmasıyla, Sirkeci-Ahırkapı bölgesinin yeniden bir gezi ve restorasyon bölgesi olarak ağaçlandırılması düşünülmelidir.
Osmanlı Saray Haremi'ni uçsuz bucaksız koridorlar, sayısız odalar, çıplak cariyelerin yüzdüğü havuzlu sofalardan oluşan büyük bir mimari kompleks olarak düşünmek abestir. Harem bölümü aslında 16'ncı yüzyılda oluşan yeni idari anlayışın mühim bir aygıtı, bir önemli kurumudur. Ama aynı zamanda trajik bir mekandır.

Yetenekli veya güzel olup olmamanın insan hayatını bu kadar etkilediği başka bir mekan yok
Bugünkü harem, sarayın Gülhane Parkı'na doğru eğimli arazisi üzerinde Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Şurası muhakkak ki, bütün saray gibi Harem bölümü de gayet sıkışık yaşanılan, ölçünün ve sert kuralların hükmettiği bir yerdi. Harem aslında iki bölümden oluşur: Üst ve alt bölümler. Gözde yani ikballerin, hasekilerin oturduğu üst bölüme sarayın "Kuşhane Kapısı" denen orta avludaki kapıdan girilir. Burada Altın Yol üstünde ilk olarak darussaade ağası ve ona bağlı harem ağalarının odaları yer alır. Esirciler tarafından Habeşistan'ın güneyinde avlanan zenci çocuklar ne gariptir ki yukarı Mısır'daki Hıristiyan Kobt manastırlarındaki rahipler tarafından ameliyat edilir ve haremlere sevk edilirdi. Sarayın bu kesimi onların muhafazasındaydı.
Yine üst katta, yani Harem'in saray avluları hizasındaki bu bölümünde I. Abdülhamid, III. Osman, III. Ahmed gibi padişahların odaları bulunur. Çinileriyle meşhur bu bölümde Veliahd Dairesi de yer alır. Harem'in derin katına, Cariyeler Avlusu'ndan aşağıya "Kırk Merdiven" denen basamaklarla inilir. Burada iki tarafta koğuşlar bulunur. En alt sofada ise Cariyeler Hastanesi, Gasılhane ve Meyyid Kapısı denen -isminden de anlaşılacağı üzere cenazenin çıktığı- kapı yer alır. Harem, Gülhane Parkı'na doğru eğimli bir arazi üzerinde kurulduğundan Kuşhane Kapısı ile bu kapı arasında dik bir merdivenin bağlantı kurduğunu ve havalandırma deliklerinin de buna paralel olduğunu belirtelim.
Yetenekli veya yeteneksiz, güzel veya az güzel, sağlıklı veya sağlıksız olarak doğmuş olmanın ve zekâ farklılığının harem kadar insan hayatını etkilediği bir mekan yoktur. Enderunlular kadar olmasa da Harem halkının da eğitimi vardır; okuma yazma başta olmak üzere musiki, dikiş nakış ve adap erkan olmak üzere dışarıdakilere göre iyi eğitim görebileceği açıktır. Hiç kuşkusuz entrika düzeni kendine göre zengindir. Haremin sürekli politika ve entrika üretilen bir yer olduğu ise tartışılır.
Bu özellik, yani Harem'in politik entrika merkezi olması bizim tarihimizde bir asrı kapsar. Yani Hürrem Sultan ile Kösem Sultan'ın büyük valide olduğu iki devir arası dışında; saray hareminin herhangi bir mahfelden daha politik olduğunu söylemek zordur.

Topkapı Sarayı'nın Harem dairesi sessizce, edeple gezilecek bir yer olmalıdır
Harem halkı yani cariyeler, ikbal denen gözdeler, hasekiler ve valide sultan, nihayet kalfalar ve ustalar gibi görevliler sınıfı dışında; hanedan üyesi olan sultanlar, şehzadeler, IV. Mehmed ve III. Selim gibi şimşirlik denen hapishaneye kapanan eski padişahlar Harem halkını oluştururdu. 15 ve 16'ncı yüzyılda Harem'de hiç de kalabalık bir nüfus yoktu. Vakta ki şehzadelerin sancaklara gönderilmesinden vazgeçildi, kafes ve şimşirlikteki cariye sayısı da arttı.
Tarihçilerin verdiği rakamların mekanla uyuştuğu şüphelidir. Üstelik bunlar başka kaynaklarla da pek kontrol edilmişe benzemiyor. 18'inci yüzyıl için verilen 400 küsur rakamı fazla görünüyor. 19'uncu yüzyıl için tekrarlanan Dolmabahçe ve Yıldız Sarayı'nın 600 küsur kişilik nüfusu da haremin konumu açısından yeniden gözden geçirilmelidir.
Harem bahtsız genç hayatların başladığı bir mekandır, talihi yaver giden kızlar en üst noktaya kadar tırmanır. Harem'de yaşam hiç de kolay değildi; halk arasında ağzı yayılarak Harem'den bahseden insanların gerek burada yaşanan çetin hayatı ama aynı zamanda buradaki yetenekli ve zeki kadınların yarattığı kültürel ortamı tanıyıp anlamadıkları ve bilir bilmez tarihteki bir topluluğa saygısızlık ettikleri çok açıktır.
Harem eğlencelik bir yer değildir, her şeyden önce bir evdir. Hiç değilse her ailenin evi kadar saygı gösterilmesi gerekir. Topkapı Sarayı'nın Harem dairesi önceden öğrenerek sessizce ve edeple gezilecek bir yer olmalıdır.

PAZAR
Hey ha hadi, ileri ileri!
"Bir kez bile eve erken gidip kocama yemek yapamadım"
"4 Eylül'de Galata'ya Yahudi kültürünü tanımak için gelin"
"Düşünsenize, 70 milyon bir aşçı yüzünden çıldırıyor"
Bağdat Caddesi balığı sevdi
Senfonik salsa
Batı'nın sevimli cadıları
Demirciköy'e demir atın
"Bir dakikalık video atölyesi"
Başak burcu mitolojileri
Dostluğun dokuz günü
Vira bismillah
Farklı bir açıdan Bodrum
Harem üzerine (2)
Hangi besini nasıl pişirmeliyiz?
Niye okula sadece erkekler gidecekmiş da?
Yarınlarını bilmeyen hayatlardan çizgiler
"Şarabımı yıllandırabilir miyim?"





Ahmet Turhan Altıner
ALİ RIZA KARDÜZ
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet