|
 |
|
|
70 yıllık soyut resim serüveni
2005 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nden birine değer görülen ressam Ferruh Başağa ile sanat hayatını konuştuk
Aslı Onat
92 yaşındaki Ferruh Başağa'nın Türkiye'de son 50 yılda yetişmiş sanatçılar arasında çok önemli bir yeri bulunuyor. Başağa, 1940'lı yıllardan beri devam ettiği soyut resim çalışmalarıyla sayısız sergiye katıldı ve pek çok ödülün sahibi oldu.
Çalışmalarını kışın İstanbul'daki atölyesinde, yazın da Foça'daki evinde sürdüren usta ressamın son sergisi, 30 Kasım'a kadar Kare Sanat Galerisi'nde görülebilecek. Başağa'nın çoğu 2005 tarihli işlerinden oluşan sergisi, "Akdeniz'in Işığı" adını taşıyor. Sergi, ustanın uzun zamandır tutkusu haline gelmiş geometrik formları, gene kendisine özgü renklerle ele aldığı yapıtlardan oluşuyor.
Picasso'nun yanında
"Aşk" adlı tablonuz 1949'da Ahmet Çanakçılı Ödülü'ne layık görülmüş ve bu ödül, devletin soyut resmi kabul etmesi ve Türk resim sanatı açısından bir devrim olarak nitelendirilmişti. 2005'te Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü almanın sizin için anlamı nedir?
Bu ödül, sürpriz oldu benim için. 92 yaşındayım. 70 yıldır resim yapıyorum ve birçok ödül aldım. Ama Cumhurbaşkanlığı tarafından bu ödüle layık görülmüş olmak, beni ayrıca mutlu etti.
Uzun sanat yaşamınızda yurtiçinde ve dışında pek çok sergiye ve bienale katıldınız. Sizin için en özel serginiz hangisiydi?
Resimlerim, yurtdışında ilk kez UNESCO'nun 1946'da Paris'te açılan milletlerarası büyük bir sergide yer almıştı. Orada beni çok mutlu eden bir tesadüf gerçekleşti. Baktım küratörler, Picasso'nun tablolarının yanına benim yaptığım küçük bir tabloyu yerleştirmiş... O yüzden bu sergi, benim için çok özeldir.
Tuvallerinizde sürekli olarak geometrik formlar görüyoruz. Geometriye duyduğunuz tutkunun kaynağı nedir?
1945'ten sonra yavaş yavaş soyut kavramına geçtim. Nonfigüratif denen figürsüz çalışmalara yöneldim, Dadaizm üzerine çalıştım. 1970'ten sonra kendi kişiliğimi ortaya koymam gerektiğini fark ettim ve kendime göre bir kavram aradım.
Gördüğünü değil düşündüğümü yansıtan, çağımızın dinamizmini içine koyan resimler yapmaktı amacım. Bunu ifade etme aracı olarak da geometri ağır bastı bende. Çünkü 1935'te Saraybosna'da elektromekanik okumuştum. Orada sıkça çizgilerle çalıştım ve bu da beni geometriye götürdü. Binlerce yıl önce İnkaların üçgen piramit esasına dayanarak yaptıkları evleri ya da Mısırlıların inşa ettikleri piramitler de matematiğin bir kolu olan geometri esasına göre yapılmıştır. Geometri kavramı Selçuklu sanatında da kendini gösteriyor. Ben de bunlardan faydalanarak yaşadığım sürece çalışmalarımı yenileme gayretindeyim.
Sürekli arayış halindesiniz ve öğrenci ruhunuzu muhafaza ediyorsunuz...
1935'ten bu yana hep resimle meşgul oldum, Güzel Sanatlar Akademisi'nde ders verdim. Orada vitray ve mozaik atölyelerini kurdum. '80 yılında emekli oldum ama 25 senedir hiç durmadan resim yapıyorum. Çalışmam, faaliyetim gittikçe artıyor ve işimi daha da çok seviyorum.
|
|
|

|