Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Mart 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Muhafazakârlığın kökeninde aile var

'Türkiye'de Muhafazakârlık' araştırmasını yöneten Doç. Hakan Yılmaz, 'Muhafazakârlığın kökeninde devleti bulmak düşüncesiyle çalışmaya başladık, ancak aileye ulaştık' dedi

İSTANBUL Milliyet

Açık Toplum Enstitüsü ve Boğaziçi Üniversitesi'nin (BÜ) proje desteğiyle yapılan "Türkiye'de Muhafazakârlık: Aile, Din, Devlet, Batı" başlıklı araştırmanın yöneticisi Doç. Dr. Hakan Yılmaz, araştırmanın sonuçlarını Milliyet için değerlendirdi. BÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Yılmaz, "Hem siyasi görüşler hem de kadın-erkek ilişkilerine ilişkin tutumlar bakımından Türk halkında ılımlı bir muhafazakârlıktan söz edebiliriz" dedi.

İki asrın farkı
Muhafazakârlık araştırmasını ve bulgularını yorumlayan Doç. Dr. Yılmaz, 21. yüzyılın ilk 10 yılında ABD dahil birçok önemli ülkede muhafazakâr partilerin iktidara geldiğine işaret eden, "devrimci" bir yüzyıl olarak başlayan 20. yüzyılın aksine 21. yüzyılın "muhafazakâr" bir yüzyıl olarak başladığına dikkat çekti.
Araştırmayı 'kimin neyi' muhafaza etmeye çalıştığını irdelemek için düzenlediklerini anlatan Yılmaz, muhafazakârlığın kökeninde devleti bulmak düşüncesiyle başlattıkları araştırmanın sonunda muhafazakârlığın köklerinde 'aile'ye ulaştıklarını kaydetti. Yılmaz, karşılaşılan bu durumu da şöyle özetledi:

Beklenti ve sonuç
"Bugün üniversitelerde, siyaset dünyasında ve medyada esen rüzgârların da tesiriyle; Ermeni Konferansı, Orhan Pamuk Vakası, Şemdinli Davası, Kurtlar Vadisi Fenomeni, Çuval Olayı ve AB'nin mutat rencide edici ve gönül kırıcı tavırlarına gösterilen tepkilerden etkilenerek, Türkiye'deki muhafazakârlığın orta yerinde devleti ve onu sarmalayan bir ideoloji olarak da seküler ya da dinsel yeni milliyetçilikleri bulacağımızı sanıyorduk. Oysa, derine indikçe, görüntülerin ötesine geçtikçe, ailenin, din, devlet ve millet gibi rakip kurumlara fark atarak, korunması en çok istenen, gelenekleri doğuran ve geleneklerin uygulandığı ana kurum olarak belirdiğine şahit olduk."

Aile için endişe var
Yılmaz, araştırma sonuçlarına göre, erkekle kamusal alandaki eşitliği onaylanan kadının, ev içerisinde eşitsiz bir konuma razı olması, "sadık eş-iyi anne" rolünü oynamasının talep edildiğini vurguladı.
Ailenin korunmasının, büyük ölçüde kadının "hamarat ve namuslu" konumunda kalmasına bağlandığına da dikkat çeken Yılmaz, Batı ile AB ilişkilerinde en çok gençlerin ahlakının bozulması ile aile yapısının bozulması endişesinin öne çıktığını belirtti.
Araştırmada, aile ile birlikte öne çıkan bir diğer temel kurumun da 'ekonomi' olduğunu kaydeden Yılmaz, kamuoyunun değişim taleplerinin merkezine ekonomiyi koyduğunu ve ekonomik değişime karşı önemli derecede istek duyulduğunu ifade etti. Yılmaz, ekonomik boyutu olmayan siyasal değişimin "topluma satış"ının mümkün olamadığı sonucuna vardıklarını söyledi.

Batı'ya bakış

Yılmaz, çalışmada "Batı" algısının da muhafazakâr düşüncenin saç ayaklarından biri olduğu sonucuna vardıklarını kaydederek, bu algıda Batı'nın oynadığı ikili role şöyle dikkat çekti: "Batı, devleti tehdit eden bir güç olarak algılandığı sürece ulusalcılığın ve İslamcılığın beslendiği bir muhafazakâr tepkinin nesnesi olarak ortaya çıkıyor. Öte yandan, halkımızın büyük bir çoğunluğu, şüphe ve korkularına rağmen yine de AB'nin bir parçası olmak istiyor."




'Görebildiğim kadarıyla Türk halkı içine kapanık'

Doç. Dr. Ali Çarkoğlu (Siyaset Bilimci - Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi):
"Bu araştırma, daha önce yapılmış birtakım araştırmaların sonuçlarıyla örtüşen sonuçlar gösteriyor. 1987'deki 'Dünya Değerler Araştırması' ve 1999'da yaptığımız din araştırması vardı. İki araştırmadan bildiğimiz şey, Türk halkının toleranssız ve kendine has dindarlığı olduğu. Bu araştırmadan da üç aşağı beş yukarı benzer sonuçlar çıktı. 'Neden insanlar toleranssız ya da muhafazakârlar?' sorusunun cevabını düşünmek gerekli. Türk halkı oldukça içine kapanık, birbirine benzer ortamlarda yaşıyorlar. Bu araştırmanın nereden baksanız yüzde 35 civarı kırda yapılmış olmalı. Pek fazla insanın etrafında kulağı küpeli insan gördüğünü sanmıyorum. İnsanların yaşamının içinde, tecrübe ettiği bir şey değil. İnsanlar içine kapalı bir toplumsal yaşam sürdürüyorlarsa tabii ki bu sorular onlara çoğu zaman pek bir şey ifade etmeyecek."

'Dünyanın 72 milletinde benzer durum çıkıyor'

Prof. Dr. Yılmaz Esmer (Siyaset Bilimci - Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi):
"Bu araştırmaları tam anlayabilmek için uluslararası bir perspektif içine koymak lazım. Türkiye'de bir oran buluyorsunuz, 'Bu ne acayip' diyorsunuz. Ama bakıyorsunuz dünyanın 72 milletinde benzer çıkıyor. Biz mesela Kuzey ve Batı Avrupa'ya göre çok daha farklı düşünüyoruz. Ama buna mukabil Polonya aynı şekilde bize yakın sonuçlar verir. ABD'de Batı'nın diğer ülkelerine göre çok daha muhafazakâr, dindar bir yapı vardır. Bizde ise değişen bir şey yok. Eşcinsellerle ilgili durum bütün Müslüman ülkelerde aynı. Türkiye'de önemli bir homofobia vardır. Zaten bunlar Türkiye'de uzun yıllardır sorulan konular. Mesela hoşgörünün kıt olduğunu 15-20 yıldır ölçüyoruz. Bu konuda önemli sıçramalar yok. Bu araştırmada çıkan tablo, 1990'da başladı. Dini değerler 1999-2000 arasında yükseldi. Türkiye bir dönüş yaptı."

Hoşgörü erozyonu

Son anket ile 1990 ve 1999 yıllarında yapılan araştırmaların sonuçları kıyaslandığında 16 yıl önce hoşgörünün daha fazla olduğu ortaya çıkıyor

İSTANBUL Milliyet

BOĞAZİÇİ Üniversitesi (BÜ) ve Açık Toplum Enstitüsü'nün desteğiyle hazırlanan ve Türk toplumundaki muhafazakârlığın ne boyutta olduğunu ortaya koyan araştırma, aynı zamanda son 15 yılda yapılan benzeri araştırmalar dikkate alındığında muhafazakârlığın yükselişte olduğunu da gözler önüne seriyor.
Prof. Dr. Üstün Ergüder, Prof. Dr. Yılmaz Esmer ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu'nun TÜSİAD'ın desteğiyle 1990 yılında yaptığı "Türkiye'nin Değerleri", 1999 yılında Prof. Dr. Binnaz Toprak ve Doç. Dr. Ali Çarkoğlu'nun TESEV için hazırladığı "Türkiye'de Din, Toplum ve Siyaset" ve son olarak BÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Yılmaz'ın bu yıl yaptığı araştırmalar yan yana konulduğunda Türkiye'deki muhafazakârlığın yükselişi açıkça ortaya çıkıyor.
İşte son 16 yılda Türk toplumunun yapısındaki değişimlerden araştırmalara yansıyan çarpıcı bölümler:

Değişime direnç arttı
1990 tarihli araştırmada toplum düzeni yapılacak reformlarla değiştirilmeli diyenlerin oranı yüzde 54 iken, "Toplum düzenimiz her türlü değişiklik girişimine karşı korunmalı" diyen tutucuların oranı yüzde 24. 2006'da ise hayatın tamamen değişmesi gerektiğini vurgulayanların oranı yüzde 29.1'de kaldı.

'Kadının yeri evi' anlayışı
1990'da Türk toplumunda evin gelirine hem kadın hem de erkek tarafından katkıda bulunulması gerektiğini savunanların oranı yüzde 86 düzeyindeydi. 2006'da ise kadının işi hizmetini aksatıyorsa ev kadını olmalı diyenlerin oranı yüzde 67, esas görevleri evde kocalarına hizmet etmek diyenlerin oranı ise yüzde 71.

Siyasette inanç öne çıktı
1999'da katılımcıların yüzde 60.6'sı din temelinde politika yapan partilerin bulunmasına karşı çıkıyordu. Dinin devlet ve siyaset düzenini yönlendirmesini zararlı bulanların oranı ise yüzde 67.2'ydi. 2006'da ise dinin etkisinin daha da arttığı görülüyor. 2006 araştırmasında katılanlardan yüzde 65'i, seçimlerde oy vereceği siyasi parti liderini seçerken dinsel inançlarını dikkate alıyor.
Araştırmalar, arkadaş seçiminde dinin etkisiyle, açık giyime tahammülsüzlüğün de arttığını gösteriyor.








GÜNCEL
Komutandan dua
Başmüdür ikinci duruşmada serbest
Muhafazakârlığın kökeninde aile var
Şartlanma zincirini kırın
'Halk savaş istemiyor'
Hacıhüsrev'e baskın
Komutan dosyalarına takip
Tekçe'ye soruşturma
'Yaşlılara sahip çıkalım'
Aydınlardan Özkök'e mektup
Doktor değil hemşire sıkıntısı gündemde
'5045' kampanyası başladı
Nevruza Diyarbakır'da izin, Şemdinli'de yasak






Melih AŞIK
Merkez kaydı!
Günlük iç politika tartışmalarının ve iktidar...
Can Dündar
Duvar delen notalar
İsrail'e giderken Fazıl Say demişti ki;
Hasan PULUR
En büyük tehlike işsizlik...
TÜRKİYE'de işsizlik oranı kaç?
Çetin ALTAN
Sular altında boğulan zavallı Edirne...
Mart ayı hâlâ kapalı gökleri, düşük ısısıyla ...


 2003 yılında neler oldu
 2004 yılında neler oldu

© 2006 Milliyet