Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 04 Haziran 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İstanbul'un kültür merkezleri

Suna-İnan Kıraç Vakfı Tepebaşı'nda bir kültür merkezi, kütüphane ve konser salonu yaptıracak. Böylece güzel bir neo-klasik kültür merkezi kazanacağız

Fax: (0312) 427 20 64

Rönesans sonrası Avrupa medeniyetini temsil eden en önemli kurumlardan biri; tiyatro, opera, bale temsilleri için inşa edilen binalardır. Bu binalar, o çağlarda, dünyanın öbür kısımlarındaki toplumların gözünde fuzuli kurumlardır. Şahsen Yelizeveta Rusya'sına giden Osmanlı elçisinin böyle bir binayı ve herhalde 18'inci yüzyıl Rusya'sında en iyi örnek sayılmayacak icrayı soğukkanlı bir benimsemezlikle tasvir ettiği malumdur. Rusya henüz Batı'yı taklit ediyordu.

Prestij anıtları
Dünyanın diğer toplumlarında da dans gösterileri vardı, saatlerce hatta günlerce müzisyen ve hanendeleri hayranlıkla ve saygıyla dinlerlerdi. Çinliler ve Japonların günlerce süren tiyatro temsilleri, operaları meşhurdur. Ama bu gösterilerin bir binada somutlaşma ihtiyacını göremeyiz, sebebi basittir; bu faaliyetler ticarileşip sanatçı ve icracıları müşterilerle, yani dinleyici ve seyircilerle pazar ilişkilerine sokamamıştır. Sanatçı doğu toplumunda himaye edilen, hükümdar sarayında gösteri yapan yahut pazar yerinde halkın verdiği ile yetinen biriydi.
Anadolu kıtasında Helenizm öncesi ve sonrası Roma tiyatrolarında bile seyir paralıydı; hatta Milet'te tiyatroda bir koltuk üstünde "Simeon Iudeon / Yahudi Simeon" diye bir ibare görmüştüm. Abonman o zamanlar da vardı ve Miletli Simeon da parasını ödeyip bu yeri satın almıştı. 17'nci yüzyıl İtalya'sında, Fransa'da ve giderek tüm Avrupa'da tiyatro ve müzikholler yapıldı.
Mimarların en seçkinleri Viyana, Paris operaları, hatta o zaman fakir bir tarım ülkesi olan Avusturya Galiçya'sının merkezi Lemberg veya Lviv'deki opera binasında hünerlerini gösterdiler. Rusya 19'uncu yüzyılda opera ve tiyatro binalarıyla ünlendi. Nihayet diğer ülkelerde de bu binalar benimsendi. Mısır hıdivi Süveyş Kanalı'nın açılışı için Kahire Operası'nı tamamlattı. Bu ticari amaçla yapılan bir bina değil, bir prestij eseriydi. Nitekim diğer ülkelerde de bu prestij anıtları görüldü.

Darülbedayi'nin kaderi
Osmanlı mütevazıydı. 19'uncu yüzyılda İzmir ve Selanik'te özel turupların yaptırdığı binalar, İstanbul'da da Beyoğlu'nda, hatta suriçinde Gedikpaşa'da görüldü. Yıldız Sarayı'ndaki küçük tiyatro daha çok operet temsilleri için yapılmıştı. Dolmabahçe Saray Tiyatrosu ise bugünkü stadyumun olduğu yerde kayboldu. Bilemiyorum, güya kaybolmadan önce umumi hela haline dönüştüğünü söyleyenler bile var.
20'nci yüzyıl başında Tepebaşı'nda belediye, Darülbedayi yani Tepebaşı Tiyatrosu dediğimiz, İstanbulluların unutamadığı tiyatroyu yaptırdı. Gün geldi, bina yandı ve bir daha onarılmadı. Oysa bir neslin tiyatro ve operet zevki ve alışkanlığı bu binada oluşmuştu.
Derken başkent Ankara'yı süsleyelim dedik. Türk Ocağı ve halkevi olarak kullanılan Üçüncü Tiyatro binasından başka, cephesi ve girişi itibarıyla tiyatroya benzeyen bir bina yok. Tiyatroların ikisi evkaf apartmanları içinde yapılan tadilatla Küçük Tiyatro ve Oda Tiyatrosu olarak; öbürü ise buğday silosunun tadiliyle Büyük Tiyatro, Opera ve Bale olarak ortaya kondu. Böylesine Doğu Avrupa taşrasında bile zor rastlanır. Ankara'daki konser salonundan hiç söz etmeyelim. Yeni proje hep uygulama safhasında.


Yanan eserler
İstanbul'da senelerce bir opera binası inşa ediliyordu. 20 yıl içinde iki-üç kere proje tadil edildi. Sonunda ortaya çıkan binanın teknik donanımı yetersizdi ki, bir gece yandı. Allahtan can kaybı olmadı. 12 Mart günleriydi; komünistlerin sabotajı olduğu söylendi. Sabotaj kimsenin umrunda değildi, hatta saray da. Gökçerlerin oynadığı "IV. Murat" oyunu için Topkapı Sarayı'ndan getirilen zırh, kaftan ve yazma Kuran gitmişti. 17'nci yüzyılın en büyük mareşalinin zırhı bir külçe halindeydi; hâlâ içimizde derttir, sorumluların adını unutmuyoruz. Kültür Sarayı bir daha yapıldı, nasıl bir şey olduğunu hepimiz görüyoruz.
Yanan Darülbedayi binasının yerine nihayet bugünkü çirkin TRT binası yapıldı. Bu kadar tatsızlığın üzerine iç açıcı bir haber; Suna-İnan Kıraç Vakfı 500 milyon dolarlık sermayesi olan vakıflarını, orada bir kültür merkezi, kütüphane ve konser salonu inşa ettirmek için kullanacak. Böylece Tepebaşı gibi müzeyyen bir mevki, çirkin bir binadan kurtulacak ve İstanbul neo-klasik yapılı verimkâr bir kültür merkezi kazanacak.





PAZAR
Türkler denizle barıştı, yelkenler fora!
"Benim sermayem, yüzümde gördüğünüz haber çizgileri"
"Kadın pilot yavaş gider, geç kalırız"
Hanlar butik otel olacak
Mutfaktaki sanatçı
Yazarları çok lezzetli!
Dünya sanatına yön verecek öğrenciler
Yeni albümler sahnede
Müslümanlar için ibadet teknolojisi
Antik dünyanın renkli eserleri
Zamansız ve mekansız bir derviş
Rolling Stone Türkiye'de
Çilekli günler
"Bülbülde ses, gülde renk açmaz olmuş neden?"
İki Pastırmacıyan ve diğer bilmediklerimiz
Hususi bir kadının hissiyat-ı metrukesi
Hermetik felsefe ve astroloji
Dordogne ve siyah trüf
İstanbul'un kültür merkezleri
Zinde bir yaşam için 50 adım (1)
Evliliğin de bir haysiyeti var
15 katlı yüzen kent
Sütannemiz inekler ve reklamcılar
Harmanlama "ince" iş





Ahmet Turhan Altıner
Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Mılor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet