Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Aralık 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kur değer kaybetmeden verimlilik sağlanabilir mi?


Önceki hafta e-posta kutuma Harvard Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Dani Rodrik'ten bir mektup gelmişti. Rodrik, Forum İstanbul'da yaptığı konuşmanın sunumunu yollamış. Bu sunumu okuyucularımla geç de olsa paylaşmak istiyorum.
Rodrik, iki ekonomik perspektifi değerlendiriyor. İlkinde ekonomik büyüme üç kaynaktan elde ediliyor. Birincisi, verimlilik, ikincisi teknolojik gelişme, diğeri de makroekonomik istikrarı sağlamak, bunun kalıcılığı için yapısal reformları sürdürmek ve böylece iyi bir yatırım ortamı sağlamak. Bu perspektifte kur makroekonomik dengeleri sürdürdükçe önemli değil. Hatta aksine, yurtdışında rekabet sağlasa da, verimliliği düşürüyor. Bu nedenle de kura müdahale gerekmiyor.
İkinci perspektif ise, büyüme elde ederken sadece verimlilik artışına bel bağlamıyor. Aynı zamanda yapısal değişimi, kayıt dışı imalatı azaltmayı, sanayide kapasiteyi artırmayı ve daha rekabetçi bir kur ortamını amaçlıyor. Kur politikaları yapısal dönüşüm sağladığı için değerlenmeye karşı telafi edici politikaların üretilmesi gerekiyor.

Hızlı ve adil büyüme
Rodrik hızlı, sürekli ve adil bir büyüme stratejisinin ikincisi olduğunu savunuyor. Sadece verimlilik artışıyla elde edilen büyüme nihayet işsizlik yaratırken, kapasite genişlemesine yol açan büyüme tarzı emek talebi yarattığından işsizliği de azaltabiliyor. Bu nedenle büyümenin tasarımı son derece önemli.
Elbette emeğin daha etkin ya da verimli kullanılması önemli. Bu noktadan hareketle Rodrik tarım dışında kalan artan emek arzının, verimliliği yüksek sanayi kesimine kayabilmesiyle elde edilen yarara bakıyor. Eğer bunun yarısı sağlanabilseymiş, kişi başına gelir yüzde 9 kadar artacakmış. Eğer tamamı çekilebilseymiş, kişi başına gelir yüzde 20, eğer 2001'den bu yana hizmet kesiminde istihdam artmasaymış kişi başına gelir yüzde 30'a yakın artacakmış. Hem de sadece 4 yılda!!
Buradan Rodrik, yapısal değişimin kaynağı ve itici gücünün imalat sanayiinde yatırım ve kapasite artışı olmak zorunda olduğu sonucunu vurguluyor. Devamla da verimliliğin elde edilmesinde kur politikasının önemine değiniyor. 1980'li yıllarda reel olarak kur değer kaybedip ihracatı teşvik ederken, 1990'lı yıllarda, aksine, değer kazanarak verimliliği sarsmıştır. Bu açıkça ortaya konuyor. Zaten bu ilişki Çin, Hindistan ve Meksika için de geçerli.

Kur politikası değişmeli
Merkez bankalarının belli bir reel kur hedefi taşıyabileceklerini ifade eden Rodrik, enflasyon hedeflemesi politikasıyla bunun çok zorlaştığını ve bu politikanın revize edilmeden bunun mümkün olmadığını ifade ediyor. Bunun da temel olarak daha yüksek döviz rezerviyle sağlanabileceğini zaten Türkiye'deki rezervlerin düşük olduğunu belirtiyor.

TürkiyeYükselen Piyasalar
Rezervler/ithalat (ay)47
Rezervler/milli gelir (%)1224
Rezervler/M2 (%)2737


Bu durumda döviz alımlarının yanı sıra kısa vadeli para hareketlerini vergilendirmek, özel kesimdeki tasarruf açığının da yükseltilmesi için tüketimin vergilendirilmesi gerekiyor. 16 Kasım tarihli yazımızda da belirttiğimiz gibi, tasarrufların milli gelire oranı yükselmeden bu işin düzelmesi zor. Rodrik de aynı görüşte. Tasarruflar artacak, kur da yükselecek. Çözüm bu ikisinde.

hgunes@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Avrupa ile gerginlik
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül'le CNN Türk'te ...
Çetin ALTAN
Başbakan Tayyip Bey, 70'ine geldiğinde...
Eğlenceli fantezilere pek de alışık olmadığım...
Melih AŞIK
Oyun bitmedi!
AB Komisyonu 8 başlıkta müzakerelerin askıya ...
Fikret BİLA
Pepe: Yargı elimizi kolumuzu bağlıyor
Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Acarkent ol...
Hasan CEMAL
AB kötü oynuyor!
Avrupa Birliği Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgi...
Güneri CIVAOĞLU
İzler...
Bir söylem vardır; "Kadının izini sür" diye.....
Abbas GÜÇLÜ
Birilerinin gözü öğretmen maaşında
Çalışanlar arasında belki de en çok mağdur ol...
Hurşit GÜNEŞ
Kur değer kaybetmeden verimlilik sağlanabilir mi?
Önceki hafta e-posta kutuma Harvard Üniversit...
Metin MÜNİR
Yeşil rüya gören dünyada Türkiye ne yapıyor?
Dünya enerji konusunda dönüm noktasına geldi....
Faik ÖZTRAK
Geç gelen önlemler ve kaçan fırsatlar
Aşağıdaki grafik 2002 sonundan bu yana yurtiç...
Hasan PULUR
Ocak başkanlarını hiç tanıdınız mı?
AĞZIMIZA persenk etmişizdir:
Derya SAZAK
Papa ve AB kutsaması
Türkiye'ye verdiği AB desteği Batı medyasında...
Meral TAMER
Londra Belediye Başkanı'nın makam aracı yok
Herhangi bir yanlış anlaşılma olmasın. Devlet...
Ece TEMELKURAN
Tepki ve tekdir
"Vay sen nasıl olur da milletimize ihanet etm...
Güngör URAS
Avrupa Birliği ilişkilerinin bir süre askıda kalması iyidir
Gümrük Birliği ilişkilerini sürdürmeliyiz. Ko...
M. Ali BİRAND
Türkiye, AB'ye akılcı yanıt verdi
Avrupa Birliği Komisyonu'nun önceki günkü ta...

© 2006 Milliyet