Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 04 Şubat 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Hrant'a mektup:
Seni unuttuk arkadaşım!


Sevgili Hrant,
Burada işler bildiğin gibi; kafalar karışık. Olaylar şirazeden çıktı. Oysa başlangıçta böyle değildi...
Başlangıçta insanlar, birbirinden habersiz, bir çağrı bile beklemeden sokaklara döküldü. Güneşli bir günde, güneşe yürür gibi insanlar, 1980'den beri ilk kez eylem yapılan Şişli-Taksim hattında yürüdüler.
Senin ismini kendi isimleri yaparak, "Hepimiz Hrant Dink'iz" pankartlarını çiçek bahçelerine koydular. Seni götürdükleri arabanın üzerine beyaz bir güvercin kondu bir de, kaçıp gitmedi, seninle birlikte insanların arasından geçti. Biz, onun sen olduğuna inandık. Ne yapacaktık?
Sonra bütün televizyon kanalları senden söz etmeye, konuşmalarını yayımlamaya başladı. Bizim bakkal, "Yav ben bu adamı neden hiç tanımamışım?" dedi, "Çok güzel adammış!"
Bir sürü insan bunu dedi biliyor musun?

Eski azap
Seni hiç tanımayan insanların seni götüren arabanın arkasından yürümesi var sonra. Yürüyenler vicdandan söz ediyordu Hrant, tıpkı senin gibi.
Seni, Ermeni meselesini hiç bilmeyen, belki de hayatlarında tek bir Ermeni ahbabı olmayan insanların bir anda sokaklara dökülmesinin altında nasıl eski ve derin bir azap yatıyordu? Bilmediğimiz bir şey mi vardı içimizde eskiye dair? İnsanlar bu ülkede farklı olana yapılmış kötülüklerin ardından sabırlarının son haddindeymişler de sen gidince bütün sular taşmış gibiydi.
Orada, üzerine uzun uzun düşünülmesi gereken bir duygu vardı. Paris'te Ermeni-Türk ilişkileri üzerine düşünen Psikanalist Helene Piralyan bana, "Siz sürekli suçlanıyorsunuz. Suçlanmaktan travmatize oldunuz ve artık geçmişte olan şeyleri hiç konuşmak istemiyorsunuz. Oysa siz de 1915'te olanlardan dolayı bilinçaltınızda vicdan azabı çekiyorsunuz" demişti.
Senin ardından yürürken aklıma bunlar geldi. Bunları yazacaktım Hrant. Bunları yazacaktık. Yazmalıydık. Konuşmalıydık. Ne ki öyle olmadı, olamadı. Oldurtmadılar. Kafaları karıştırmak için ellerinden geleni yaptılar.
Önce, "Vay siz nasıl 'Hepimiz Hrant'ız' dersiniz!" ile başladı karışıklık, sonra "Hepimiz Türküz" nakaratıyla bağlandı meselenin boynu, boğulduk. Ardından 17 yaşındaki Ogün Samast'ın fotoğrafı meselesi ortaya çıktı. Nasıl oldu bilmiyorum, mesele hızla "Kurtlar Vadisi" atmosferine girdi. Şimdi hangi jandarma görevden alındı, "muhbir abi" neciydi, bunları konuşmaya başladık.

Yıpratmayınız!
Üstelik devlet baba, "güvenlik güçlerini yıpratmaya yönelik haberlere son" açıklamasını yapmakta gecikmedi. Şimdi de zanlının elinde bayrakla hatıra fotoğrafı çektirmesi Türkiye'nin imajını nasıl bozuyor konusunu konuşuyoruz.
Biz artık seni konuşmuyoruz Hrant. Senin ismin artık Ogün Samast'la ilgili haberlerde cümle girişi olarak kullanılıyor:
"Hrant Dink cinayetinin zanlısı olan Samast..."
Ne oldu şimdi Hrant?
"Bebeklerden katil yapan karanlığı" mı sorgulamış oluyoruz?
Güneydoğu'daki savaşın, yoksulluğun, pompalanan milliyetçiliğin gençleri eli silahlı ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanlar haline getirdiğini mi?
Etrafımızda en kafası çalışır bulduğumuz adamların bile Ermenilere karşı derin bir ırkçılık beslediğinin senin gidişinle ortaya çıkışını mı?
Nicedir konuşmayı ertelediğimiz 1915'i mi?
İçimizi, vicdanımızı, senin ömrünce söyleyip durduklarını hiç konuşuyor muyuz?
Bence onlar kazanıyor yine sevgili Hrant. Çünkü, bütün meseleyi kendi çamurlu arazilerine çektiler. Kurşunlar, kurşun askerler ve karanlık adamların alanına. Biz oralara giremiyoruz sevgili Hrant. Girenleri öldürüyorlar, biliyoruz. Susuyoruz. Çünkü susmadıkça sıra bize gelecek, görüyoruz.

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
Canilikle kahramanlık birbirine karıştı, ahmaklıkla dangalaklık birbiriyle yarıştı
Yönetici kadrolarda kutsallaştırılmış tabular...
Melih AŞIK
İran'a doğru
Basınımız Associated Press Ajansı'nın önceki ...
Fikret BİLA
Osman Fazıl Polat, Magosa-Maraş'ı nasıl aldı?
"Tümenimize Magosa'nın Türk kesimi ile birleş...
Güneri CIVAOĞLU
Faili meşhur meçhul
Robert Kennedy cinayeti Bobby adıyla beyazper...
Can Dündar
"Harry Potter"ın yemekhanesinde...
Vefatından bir ay önce İsmail Cem'le görüşür...
Abbas GÜÇLÜ
Kim neyin peşinde?
Hemen her konuda, kimin neyin peşinde olduğun...
Metin MÜNİR
Şu anda penceremden içeri baksanız
Şu anda penceremden içeri baksanız yatakta bi...
Hasan PULUR
Vur, vur, bir tokat daha vur!
BİR tokat daha vur Etyen Mahçupyan, bir tokat...
Derya SAZAK
Uygunsuz Gerçek
Paris'te toplanan iklimbilimciler, küresel ıs...
Meral TAMER
Hâlâ çok geç kalmış değiliz
Birleşmiş Milletler, önceki gün yayınladığı İ...
Ece TEMELKURAN
Seni unuttuk arkadaşım!
Sevgili Hrant,
Osman ULAGAY
'Şizofrenik dünya' (1) Akla ziyan piyasalar
Katillerin kahraman muamelesi gördüğü, devlet...
Güngör URAS
İstanbul barajlarında 240 günlük su var
Kuraklık bütün ülke için sorun. İstanbul en b...
Serpil YILMAZ
Uygunsuz Gerçek'ten sonra Gore da Türkiye'de
Bill Clinton'ın ABD Başkanlığı sırasında, 8 y...

© 2006 Milliyet