KONUKLARDAN ÖYKÜLER
Cemaatlerin buluştuğu mahalle
Hasan Pulur anlatıyor
Bizim oturduğumuz Ortaköy Teşmerdiven, İstanbul'un üç cemaatinin de oturduğu mahalleydi. İstanbul'da öyle mahalleler vardı. Hıristiyanların, Musevilerin ve Müslümanların. Hıristiyanlar Rumlar ve Ermeniler diye ikiye ayrılır, Museviler ve Yahudiler ayrı bir cemaatti. Ama üçü de 6-7 Eylül'e kadar bir arada gayet dostane yaşardı.
Benim Diktan diye çok iyi bir arkadaşım vardı. Eğer yaşıyorsa Allah uzun ömür versin, öldüyse toprağı bol olsun. Sonra mühendis oldu, Paris'e yerleşti. Çok iyi bir çocukluk arkadaşımdı. Dini inançlarımıza saygılı mahallelerdi. Hani bugün bir mahalle lafı var ya, mahalle baskısı diye. O zamanlar da böyle mahalleler vardı.
Raziye Hanım'ın orucu
Ben çok iyi bilirim, bizim ramazanda onlar genellikle bizim inançlarımıza veya geleneklerimize aykırı davranmazlardı. Biz de onların bayramları veya yortularını ilgisiz bırakmazdık. Kim ne derse desin, ramazanın en ilgi çeken yanı iftarlarıdır. O kadar saat açlıktan sonra insanlar bir an önce birkaç lokma atıştırıp eğer sigara içiyorsa sigara içmeyi, kimi sevdiği yemeği yemeyi, arkadan biraz ara verip kahveye çıkmayı, biraz daha yaşlıysa teravihe gitmeyi hatta teravihe gidiyorum diye kahveye gidip kâğıt oynamayı tercih ederlerdi.O zaman radyo da her evde yoktu. Lüks sayılırdı. İftarın varlığı üç şeyden anlaşılırdı, minarenin kandilleri yanardı, müezzin ezan okurdu. İftar olduğu anlaşılır ve herkes orucunu bozardı. Bir de top sesi iftar saatinin geldiğini haber verirdi. İstanbul'un sayılı yerlerinden biri Selimiye Kışlası'nda kurusıkı top atılırdı.
Bizim Raziye Hanım diye bir komşumuz vardı. Dini bütün bir teyzemizdi, ama çocuk sevmezdi. Bir ramazan günü arkadaşlar dedi ki, "Raziye Hanım'a bir şey yapalım ve orucunu erken bozduralım."
Erken patlayan top!
Raziye Hanım'ın zaten gözleri iyi görmüyordu. Minareyi göremiyordu. Onun için aklı fikri top sesindeydi. Arkadaşlardan birisi konserve kutusu içinde bir şeyler yaptı. Belki o devrin molotofkokteyliydi. İftar 19.30'daysa, saat 19.00 sıralarında hepimiz hazırlandık, boş bir arsaya gittik. Mevzilendik. Bir kısmımız da Raziye Hanım'ın bahçesine bakıyor.Saat 19.00'da top, yani bizim konserve kutusu patladı. Hemen bir kısım insanlar pencerelere fırladı, bu saatte top patlamaması lazım diye. Ama maalesef Raziye Hanım'ın orucunu zedelemiş olduk.
Yıllar sonra bu şakayı kendisine anlattık, hem kızdı hem de dedi ki, "O halde ben yarın hemen bir kaza orucu tutayım. Bir eksik tutmuşum."

