
Kadri GÜRSEL
Japonlarda 'wa', bizde yok
TOKYO
Japonya Dışişleri Bakanlığı'nın hazırladığı özel bir gezi programı nedeniyle Tokyo'ya uçarken Milliyet'in kıdemli yazarı Sami Kohen'in geçen ay Doğan Kitap'tan çıkan "Dünyanın Yazısı" adlı kitabını okudum. Sami Kohen, Milliyet'te geride bıraktığı 54 yılda büyük değişimler ve çalkantılar yaşayan ülkelere giderek yaptığı dizi röportajlarını, geçmişte uzun yıllar birlikte çalıştığı Özer Yelçe'nin katkısıyla derlemiş.
Meslek büyüğüm, önsözünde, "dün olup bitenlerin bugünkü gözlerle daha iyi anlaşılması için, çeşitli ülkelerle ilgili röportajlarını yeniden gün ışığına çıkarmayı düşündüğünü" belirtiyor. "Dünyanın Yazısı", bu bakımdan amacına ulaşmakla kalmamış; ötesine geçerek, okura, sadece dünün değil, bugünün de daha iyi anlaşılması için isabetli kerteriz noktaları göstermiş.
Japonya'nın avantajı
Kitapta Sami Kohen'in Mayıs 1981 tarihli Japonya dizi-röportajı da var.
O yıllarda Japonya, gerçekleştirdiği "ekonomik mucize"yle dünya gündemindeydi. Sami Kohen, röportajında, kendini dünyadan izole etmiş bir ülke olarak yaşarken, 19. yüzyıldaki restorasyon hamlesini Osmanlı modernleşmesinin miladı Tanzimat'tan yaklaşık 30 yıl sonra, 1868'de İmparator Meiji'nin tahta geçişi ile başlatan Japonya'nın, hangi farklı özellikleri sayesinde çok daha başarılı olduğunu irdelemiş.
İşin püf noktası şu satırlarda:
"Japonlar tarihleri boyunca homojen, birleşik bir kütle olmuşlardır. Yüzyılın sonunda Japonya etnik, dinsel hiçbir farklılık bulunmayan 'tek ulus-tek devlet' görünümündeydi.
Japonların mensup oldukları Şintoizm ve Budizm dinleri hiçbir zaman modernleşmeyi köstekleyecek bir rol oynamadı. Japonya din ile devlet işlerini daha o devirlerde ayırmasını bildi."
Bunlara Kohen'in "sübjektif faktörler" diye nitelediği ulusal özellikler, yani Japonların "çok çalışkan, disiplinli, sakin ve uyumlu" oluşları eklenince, 19. yüzyılda çizdikleri modernleşme yolunu, nasıl sapmadan nesiller boyu izleyebildikleri; ne bir yeraltı zenginliğine ne de geniş tarım arazilerine sahip olan ülkelerini bugün nasıl dünyanın ikinci büyük ekonomisi yapabildikleri daha kolay anlaşılıyor.
Genlerinde saklı
Osaka'da bir Japon işadamına "Siz Japonlar, aranızdaki sorunları nasıl çözersiniz?" diye sordum; bana şu cevabı verdi:
"Biz her zaman hem insanlar, hem de insanla doğa arasındaki uyuma dikkat ederiz. Asıl önemli olan uyumdur. Bizde muhalefet olsa bile asla kalıcılaşmaz. Olumlu bir tarzda tartışırız. Uyum bizim genlerimizde var."
Uyum, ya da Japoncadaki adıyla "wa"... (Japoncada bizdeki "v" sesi olmadığı için İngilizcesini aynen koruyorum. Buradaki "w", yumuşak bir "v" sesiyle okunabilir). "Wa", bugünkü Japonya'da en çok değer verilen toplumsal ilke. Kaynağını Japonya'nın M.S. 604 tarihli ilk anayasasından alan "wa", toplumsal uyumun korunması için bireycilikten kaçınmayı ve görüş farklılıklarına rağmen iyi ilişkileri muhafaza etmeyi gerektiren bir kültür.
1981'den 2008'e
1981'de gördüğü Japonya, Sami Kohen'e görece geri kalmışlığımızın nedenlerini düşündürmüş.
2008'de ise ben Japonya'ya, dinsel, etnik ve kültürel çelişkileri, çözülmek şöyle dursun, 1981'e kıyasla çatışmaya neden olacak kadar derinleşmiş bir Türkiye'den geldim. Japonya'ya bakınca, zaman ve enerjimizin çoğunu ortak hedefler yerine birbirimizle didişmeye harcadığımız için, sürdürülebilir bir gelişme ve kalkınma çizgisini bir türlü yakalayamadığımızı ve bu yüzden neler kaybettiğimizi ve kaybetmek üzere olduğumuzu düşündüm.
kgursel@milliyet.com.tr

Cafe