Pazar

02.09.2012 - 02:30

90 yıl önce...

Sitene Ekle
.  |  İlber Ortaylı Tüm Yazıları »

Kurtuluş Savaşı’nın başlarında hatta Sakarya Zaferi sırasında dahi birçok ciddi komutan, merkezi Anadolu, Karadeniz kıyıları, Çukurova ve Doğu Anadolu ile yetinmenin şimdilik daha gerçekçi bir strateji olduğunu düşünmüşlerdir. İzmir’in ve Bursa’nın kurtarılması idealinin bu kadar çabuk gerçekleştirilmesi Mustafa Kemal Paşa’nın askeri dehasıyla açıklanabilir

1922 yılı 30 Ağustos’u; Başkumandanlık Muharebesi’nin kazanıldığı, Yunan Orduları’nın askeri ve stratejik anlamda dağınık olarak ricata başladığı gündür. Ricat tekniği çok daha fazla savaş tecrübesine sahip Türk ordularında bile aslında Kurtuluş Savaşı’nın 1921 yılı içindeki safahatında tam anlamıyla öğrenilmiştir. 1922 Ağustos’unda bu nedenle Anadolu’daki ordularının yenilgisi başkomutan Trikopis’in tesliminden sonra birliklerin ricati bir kaos ve yangın yarattı. 1 Eylül’de Başkomutanlık emri ordulara ilk hedef olarak Akdeniz’i gösteriyordu, yani sonradan adı Ege Denizi’ne çevrilen denizin kıyılarını... Bu umulmadık bir gelişmeydi. Zira Kurtuluş Savaşı’nın başlarında hatta Sakarya Zaferi sırasında dahi birçok ciddi komutan ve Anadolu hareketini destekleyenler merkezi Anadolu, Karadeniz kıyıları, Çukurova ve Doğu Anadolu ile yetinmenin şimdilik daha gerçekçi bir strateji olduğunu düşünmüşlerdir. İzmir’in ve Bursa’nın kurtarılması idealinin bu kadar çabuk gerçekleştirilmesi Mustafa Kemal Paşa’nın askeri dehasıyla açıklanabilir.

1919 Mayıs’ının başında Venizelos ve kendisine tabi komutanlar kralı devirme eylemini İzmir’e çıkışla taçlandırmışlardı. Yorgun Britanya, askeri kuvvet olarak savaşa geç girmiş ve az yıpranmış Yunanistan’ı tercih etmişti ve Venizelos siyasi mahfillerde günün adamıydı. Yunanistan Batı Anadolu’da İonya denen eski Aydın vilayetinin (bugünkü İzmir, Aydın, Manisa, Denizli) yanı sıra eskilerin Karya dediği Muğla’nın da işgalini düşlüyordu. Düşlediği diğer bölge olan Balıkesir-Bursa’yı da işgal etmekle kalmayacak, Eskişehir ve Ankara’ya doğru yönelecektir. Başlangıçta büyük iddialar içeren bu plana bir tek General Metaksas karşı çıkmış ve Küçük Asya macerasına girişilmemesi konusunda ikaz etmişti. Yunanistan’ın Küçük Asya seferi bu ülke için 1922-24 arasında nüfus mübadelesi ile sonuçlanan bir dizi olumsuz gelişmeler yarattı.
90 yıl evvelki bu nihai zaferle Mudanya Mütarekesi ve Saltanat’ın lağvı da iki ay içerisinde birbirini izlemiştir.

Amaçlı tarih yazımıyla konular aydınlanmıyor

Corry Guttstadt Yahudiler, Holokost ve insan hakları üzerinde uğraşıyor. Bu hanımın doktora tezi Almanca’dan Türkçe’ye çevrilmiş. İletişim Yayınları arasında Türkiye, Yahudiler ve Holokost olarak çıktı. Yakın tarih ve Yahudilik konusundaki tezleri ise ilginç. Türkoloji dünyasında dil ve tarih üzerinde monografileri ile tanınan biri değil. Bu kitap antisemitizm ve Yahudilerin kamplarda yok edilmesi olayının üçüncü Reich Almanyası’nın sınırları ötesine uzanan bir yapıya dayandığını kanıtlamaya çalışan eserlerden biri. Türkiye’de kasabalı İslamcı denen bazı çevrelerdeki abuk sabuk antisemit çıkışları ele alıyor. Türk antisemitizminin kurumlaşmış temsilcisi olarak da Necip Fazıl’ın Büyük Doğu dergisinden sürekli söz ediyor. Büyük Doğu dergisinin antisemitizmindeki tezlerin Çarlık Rusya polisinin uydurduğu “Sion Protokolü” ile benzerliğini ve İkinci Cihan Harbi’nden sonra Alman-İsviçre kaynaklı Manevi Cihazlandırma Cemiyeti gibi kuruluşların rolüne ise değinilmemiş. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu dergisinin Türk toplumunu temsil ettiğini düşünüyor. Ben kendi gençliğimde bu dergiyi ve içindekileri şahsen çok geç duyanlardanım. Birtakım sağcı çevrelerin bile bu fikirlerle çok geç tanıştıklarını velev benimser görünseler de hatırlıyorum.

Yahudi Soykırımı’nı Almanya dışına yaymaya çalışmak normal değil
Yazarın ilginç bir tezi var; 1933’ten sonra Nazi Almanyası’ndan gelen aydınların millet Yahudi olduğunu pek bilmiyormuş. Oysa sadece üniversite ve müzik çevreleri değil, sokaktaki insan dahi gelenlerin niye geldiğini biliyordu. Gelenler her zaman etrafla bütün mülteciler gibi pek iyi geçinemeseler de üniversitede meslektaş ve talebe çevrelerinin ve sokaktaki her tür insanın kendilerini hayranlıkla kabul etmeye hazır olduklarını söyleyelim. Türkiye’yi tanımadan üç parça belge, iki gazete taraması ile bu gibi tezleri üretmenin ne anlama geldiğini pek kestiremiyorum. Türk otoriteleri bir müddet sonra bunları kabul etmeyi benimsememişler diyor. Türk otoriteleri sırf Almanya Yahudilerini değil Sovyetler Birliği’nden kaçan Türk asıllı mültecileri dahi kabul etmeye hazırlıklı değildi; İsmet Paşa dönemi bir içe kapanma devridir. Goebbels’in en büyük propaganda malzemesi “Bize Yahudileri atıyor demeyin, o zaman onları dünya kabul etsin”di. ABD o yıllarda normal mülteci kotasını bile aşağı çekmişti. Almanya’da yeni nesillerin Hitlerist Yahudi kırımından utanmaları anlaşılır ve saygıyla karşılamak gerekir, ancak bu tip bir tarih yazımı ile Yahudi Soykırımı’nı Almanya dışına yaymaya çalışmak pek normal değil. Yazarın bazı muğlak paragrafları var; “1942 Ekim’inde Almanya’nın daha evvel Fransa’ya ve Avrupa’nın muhtelif yerlerine göç etmiş ve 1940’dan itibaren de Alman işgaline geçen bölgelerdeki Türk vatandaşı Yahudileri geri almasını Türkiye’den istediğini” yazıyor ve “Türkiye’nin bu kimseleri kabul etmediğini” ileri sürüyor. Bu ikinci iddia için Reich’in kendi taleplerini bildiren belgelerin yeterli olmadığı, Türk tarafının tutumunun daha iyi belgelendirilmesi gerektiği açıktır.
Basında küçük bir grubun bu gibi yayınları manşet haline getirmesi ümit ederiz yakın tarih üzerindeki mukabil araştırmalar için itici bir rol oynar. Aksi takdirde amatörce heyecanlarla yapılan araştırmaların konuları pek aydınlatmadığı görülüyor.

Zafer bayramı ve Cumhurbaşkanımız

30 Ağustos Zafer Bayramı sadece Afyon’daki Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nin değil Malazgirt ve Mohaç gibi önemli zaferlerle dolu bir ayın ifadesidir. Bütün komutanlarımızın ve askerlerimizin zafer ve ordu bayramını kutlarız. Bu yıl bu törene rahatsızlığı dolayısıyla katılamayan Cumhurbaşkanımıza da acil şifalar diliyoruz.

©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.