SKORER
PEMBENAR
CADDE
YAZARLAR

GÖKÇEK, ÖZHASEKİ’Yİ DESTEKLEDİKTEN SONRA İSTİFA EDEREK MHP’YE GEÇECEK!

Gaziantep Haber gazetesi muhabirliği...

Arkasından Ankara’da parlamento muhabirliğiyle...

Yerelden genele ilk terfisini gerçekleştirdi.

Ardından Ankara pazarlarında meyve ve yumurta satışı derken...

Kırık bisküvi ticareti sayesinde fark ettiği ikna kabiliyeti...

Ruhunda siyasi fişekler patlatınca...

1984 yılında ANAP’dan Keçiören Belediye Başkanı seçilerek siyasi öyküsüne start verdi İbrahim Melih Gökçek...

İlk ve tek siyasi yenilgisini
1989 yılında yeniden aday olduğu Keçiören’i kaybederek yaşasa da...

1994 yılında, el yükselterek,
RP’den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

Müzmin CHP karşıtlığı ve her fırsatta girdiği polemiklerle bazı kesimlerin tepkisini çekse de...

Özel seçmen kitlesi ile girdiği seçimleri kazanmayı başardı.

Ve 23 yıl aralıksız
oturduğu koltuğundan,
parti yöneticilerinin “Artık bırak!” telkiniyle istifa etmek zorunda kaldı...

‘Vefa neymiş göstereceğim!’

Yakın zamanda MHP lideri Bahçeli’nin“Gökçek, MHP’ye şeref kazandırır!” sözleriyle kızgın çöllerden serin sulara kulaç atsa da...

Oğlu Osman Gökçek’in aday yapılmaması ve Özhaseki’nin kendisini hiç aramaması, partisiyle arasındaki son gönül tellerini de kopardı!

Kısa süre önce Özhaseki’yi destekleyen Twitter mesajını silince, iktidar partisine Ankara’da destek vermeyeceği söylendi ama...

Aldığım bilgilere göre, Gökçek, siyasi yaşamına 3 aşamalı yol haritasıyla devam edecek...

Önce Özhaseki’yi destekleyecek!

Sonra AK Parti’den istifa edecek!

Ve sonunda MHP’ye katılacak!

Gökçek’in önemli bir siyasetçiye “Birkaç parti yöneticisinin manipülasyonuyla dışlandım. Özhaseki’yi destekleyerek vefa neymiş, göstereceğim. Daha sonra da bu defteri kapatacağım!” dediğini öğrendim.

‘Gül, size yapılanlara üzülüyor!’

Gökçek’le ilgili başka özel bir bilgi daha var...

AK Parti’de ÇOK ÖNEMLİ görevler üstlenmiş bir siyasetçi
ve Abdullah Gül’e çok yakın başka ÖNEMLİ siyasetçinin “Gül, sana yapılanlara üzülüyor! Gün doğmadan neler doğar!” sözlerine, Gökçek’in “Sağ olsun ama Devlet Bahçeli’ye vefa borcum var!” dediğini de kayıtlara geçirmek isterim...

Kılıçdaroğlu 1 gün bekletti!

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı AzizKocaoğlu, “Adayım!” diyerek yeni bir strateji geliştirdi...

Kocaoğlu, geçtiğimiz salı günü randevusuz geldiği CHP Genel Merkezi’nde Kılıçdaroğlu ile görüşmek istese de...

Baskın edasıyla genel merkeze gelişinden rahatsız olan CHP lideri, “Müsait değilim!” diyerek, salı günü istediği randevuyu çarşamba gününe verdi!

Kocaoğlu’nun görüşmede “Ben olmazsam İzmir’de 14 ilçeyi kaybederiz!” sözlerine, Kılıçdaroğlu’nun inanmayan bakışlarla karşılık verdiğini öğrendim!

Bu detay bilgi, Kocaoğlu’nun üstünün çizildiği ihtimalini güçlendiriyor!

14 Şubat’ta!

Binali Yıldırım’ın istifa tartışması, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’ndan bağımsız şekilde tartışılıyor. Hatta, Kılıçdaroğlu’nun istifa konusunu gündeme getiren Özgür Özel’e kızdığı dahi konuşuluyor. Aldığım bilgilere göre, Binali Yıldırım, istifa polemiklerine 14 Şubat günü, ya Bahçeli’nin önerisiyle vekâlet vererek ya da istifa ederek
yanıt verecek!

Ankara havası

Politize olmadan politika yapma pratiğine sahip belki de tek siyasetçi Mansur Yavaş’a yönelik siyasi hamleler...

Apolitik duruşu sayesinde kendisine koruyucu kalkan görevi yapıyor.

Geçmiş seçimde Yavaş’ın kıl payı yarım kalan öyküsü...

Saha hakimiyeti...

Tercih yorgunu, kararsız, kafasını nereye vuracağını bilemeyen kitleyi hareketlendirme kabiliyeti kendisine avantaj sağlıyor ama...

CHP teşkilatının Yavaş’a yeterince konsantre olduğunu söylemek zor.

Özhaseki, Kayseri’de başarılı bir belediye başkanlığı ve bakanlık dönemi geçirdi ancak...

Ankaralı, kendisini Yavaş kadar tanımadığı için performansını artırması şart görünüyor.

CHP teşkilatı gibi iktidar partisinin de Ankara’da yeterince aktif olmadığını son dipnot olarak aktarayım...

VELHASIL: Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. POWER

Yazının devamı...

TBMM’NİN PİMİ ÇEKİLMİŞ BOMBALARI!

Sosyal medyanın hayatımıza girmesinden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

İletişim, sadece mesaj seviyesine inince...

Davranış reflekslerimiz kökünden değişti.

Yüz yüze konuşurken, utancından yer fayanslarını sayan nesilden...

Sanaldan, uzaktan yazınca...

Özgüveni arşa, seviyeyi magma tabakasına indiren başka bir neslin çocuklarına dönüştük!

Şuur altına süpürdüğümüz ne varsa...

Sosyal medya çukurundan fışkırdı!

Uzay boşluğuna fırlatıyormuş gibi hissettiğimiz...

Ama parmak izi kadar belirgin olan Whatsapp uygulaması...

Siyasetin başına da bela olmaya aday görünüyor!

***

Konu her ne kadar siyasi, sosyolojik başlıklar taşısa da...

Bir yönüyle özel hayatı da kapsadığı için...

İsim ya da parti konusuna girmeyeceğim ama...

Ana haber bültenlerinde ilk haber olma potansiyeli taşıyan naziklikte bir
konu bu!

Bugünlerde çok ünlü ve çok etkin bir siyasetçi...

Bayan tanıdıklarına Whatsapp’tan attığı ‘Fazla rahat mesajlar’ yüzünden kâbus dolu günler geçiriyor!

O mesajlar henüz elden ele olmasa da!

Dilden dile... Gözden göze dolaşmaya başladı!

***

TBMM’de bile, o ünlü siyasetçiden gelen mesajları, cep telefonlarından bazı yetkililere gösteren bayanlar var!

Ünlü, ağzı iyi laf yapan siyasetçi elbette masum değil ama...

Kendisine mesaj atılan bayanların da çok iyi niyetli olmadıkları anlaşılıyor!

Neyse... Bu konuyu yazıya dökmemin temel nedeni...

Sanal âlemin, en az yaşadığımız âlem kadar gerçek olduğunu bir kez daha hatırlatmak içindi!

Belki yeterince kavrayamadık ama...

Attığımız mesajlar bazen pimi çekilmiş...

Bazen de zaman ayarlı bomba gibi patlayabiliyor!

FİKRİ TAKİP!

Ladin gibi!

Emekli bir üst düzey bir emniyet yetkilisinden, inanmakta zorlanacağım iddialar işittim ama...

Hayat, inanmakta zorlanacağımız birçok vakayı önümüze gerçek olarak getirdiği için tarihe de not düşmek istedim...

Emekli polis yetkilisine göre, Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda vahşice öldürüldüğü iddia edilen Cemal Kaşıkçı, olay yerinde sadece yaralandı!

Yaralanan Kaşıkçı’nın, sorgulandıktan sonra başka bir yere götürüldüğünü iddia eden polis şefinin son sözleri daha da ilginçti;

“Kaşıkçı olayı ile ilgili zaman içinde başka büyük bir sürpriz gelişmeler de yaşanabilir... Ölüm var, ceset yok! Tıpkı Usame bin Ladin gibi! Neden acaba?”

BAŞKA ŞEYLER

Dombili’yi öldürdüler!

Ankara’da köhne bir inşaatın dibinde 3 şirin yavru köpek, bir de anneleri Çomar yaşardı.

Taksici dostlarla beraber bu 4 kişilik aileye mukavva ve tahtalardan şirin bir barınak yaptık.

İçine yeni minderler yerleştirdim. Barınağın üstüne de tahtadan ‘Küçük Ev’ diye levha çaktım.

İnşaata bitişik taksi durağından fişini çektiğim küçük bir de ısıtıcı ile evi dayayıp döşedik.

Ailenin en küçüğünün ismini şişmanlığından dolayı Dombili koydum.

Masumluk abidesi gibiydi.

Siyah gözleriyle çok güzel bakardı...

Getirdiklerim için değil, beni gördüğü için sevdiğini belli etmesine meftun kalırdım.

Ankara’nın gri kaosunda çölde bir vaha gibiydi.

Dombili’ye en çok annesi Çomar düşkündü.

Her gittiğimde onunla oynaşırken görür, sırtını, kulaklarını temizlemesini sessizce izlerdim...

Küçük evlerinde pek mutluydular...

Ta ki bir katil peyda olana kadar!

Barınağın dışında gezinen Dombili, gece yarısı insana benzemeyen bir cani tarafından defalarca bıçaklanarak
öldürülmüş.

Dombili o kadar küçüktü ki.

Havlamayı bile bilmiyordu.

Annesi Çomar, yavrusunun ölüsünü kargalar yemesin diye önce bir ağacın arkasına saklamış...

Daha sonra dişlerinin arasında barınağa taşımış.

Artık bana bile güvenmiyor Çomar!

Günlerce barınağa kimseyi yaklaştırmadı!

Umarım o caniyle mahşerde bile karşılaşmayız!

VELHASIL: Gerçekten kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz? NIETZSCHE

Yazının devamı...

Yeni Gezi olursa gereğini yaparız!

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Metin Akpınar-Müjdat Gezen tartışmasından yola çıkarak, “Sınır, yasaları ve bir başkasının hukukunu çiğnememektir. Şayet sınırı geçerseniz, bunun yasal yaptırımı olur’ dedi.

Son Başbakanlık Müsteşarı... İlk Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ile...

Göreve geldikten sonra ilk kez verdiği röportajı... Cumhurbaşkanlığı’ndaki makamında gerçekleştirdim.

Kılıçdaroğlu’ndan... Metin Akpınar’a...

Yeni Gezi söylentilerinden... Siyasi kökenine...

En son izlediği filmden... Son okuduğu kitaba kadar röportaj başlıyor... Buyurun...

***

Görev tanımlamanız nedir?

OKTAY: Sayın Cumhurbaşkanı’nın programı ve ajandasındaki yükü hafifletmek. Ekibin bir üyesiyim...

Üyesiyim ifadesi fazla mütevazı değil mi?

OKTAY: Böyle tanımlıyorum. Görevlerimden biri de üyesi olduğum bu ekibin koordinasyonuna katkı vermek...

Kendinizi bir bürokrat olarak mı, siyasetçi olarak mı tanımlıyorsunuz?

OKTAY: (Gülerek...) Ben hiç bürokrat olmadım!

Nasıl yani?

OKTAY: Her zaman bürokrasinin vatandaşı zorlayan yönüyle mücadele eden bir pozisyonda oldum...

Başbakanlık müsteşarlığı bürokrasinin zirvesiydi. Ve siz müsteşardınız!

OKTAY: Evet ama vatandaşımıza yönelik bürokratik basınçla mücadele eden bir geçmişim oldu...

AK Parti’ye üye misiniz? Kökeniniz DP mi?

OKTAY: (Kahkaha atarak...) Evet, DP kökenliyiz ve AK Parti’ye üyeyim...

Sistem yeni olduğu için daha iyi anlaşılsın diye soruyorum!

OKTAY: Anlıyorum...

Son zamanlarda yeni bir Gezi kalkışmasından daha sık söz edilir oldu...

OKTAY: Geçmişte yaşandı ve buna dair bir tecrübemiz var. Yeni Gezi olayı endişemiz yok. Niyetlenen varsa da gereğini yaparız!

Gereği derken?

OKTAY: Devlet kendisini nasıl koruması gerekiyorsa, o önlemleri alır. Kim olursa olsun, huzuru bozmak isteyene, devletin ‘dur!’ demesinden daha normal ne olabilir?

İfade özgürlüğünün yeterince olmadığı yönündeki eleştirilere ne dersiniz?

OKTAY: Türkiye’de ifade özgürlüğü sıkıntısı yok...

HAKARET ETME ÖZGÜRLÜĞÜ YOK!

Var diyenlere ne dersiniz?

OKTAY: Sadece ‘hakaret etme özgürlüğü’ yok derim. Dünyanın hangi medeni ülkesine giderseniz gidin, orada da hakaret etme ayrıcalığını kimseye tanımazlar...

Metin Akpınar ve Müjdat Gezen olayıyla da bağlantılı olarak soruyorum. Sınır nedir?

OKTAY: Sınır, yasaları ve bir başkasının hukukunu çiğnememektir. Şayet sınırı geçerseniz, bunun yasal yaptırımı olur...

Burada sınır nasıl geçildi?

OKTAY: Bir sanatçımızın (Metin Akpınar’ı kastediyor...) darbe çağrışımı yapan, antidemokratik sözlerini ifade özgürlüğü diyerek asıl bağlamından koparamayız. Hakaret ve ara rejim talebi ifade özgürlüğü olabilir mi?

Olabilir mi?

OKTAY: (Gülerek...) Elbette olamaz...

MEŞRUİYETİ KILIÇDAROĞLU DEĞİL, HALK VERİR!

Kılıçdaroğlu’nun, iktidara yönelik meşruiyet tartışmalarına ne dersiniz?

OKTAY: Meşruiyeti Kılıçdaroğlu değil, halk verir, halk alır... Halktan alınan bir meşruiyeti hiç kimse sorgulayamaz...

Neden böyle konuştu sizce?

OKTAY: Kendisine sormak daha faydalı olabilir. Kılıçdaroğlu’nun, mevcut sistemi anlayamamaktan, hazmedememekten kaynaklanan bir sorunu var...

Seçim sonrası için psikolojik yığınak stratejisi olabilir mi?

OKTAY: Yığınağın yapılacağı yer milletin aklı ve vicdanıdır. Milletin böyle bir sorusu ya da sorunu yok...

E-Devlet sizin projeniz. Vatandaş, sıfır bürokrasiyle ne zaman tanışacak?

OKTAY: Vatandaşlarımız şu anda yüzde 93 oranında e-devletten işlemlerini yapabiliyor. Beyan esas olacak. 2019’da yerinizden kalkmadan tüm işlemlerinizi çay içerek bilgisayardan evden yapılmasını hedefliyoruz...

Yanlış beyan olursa?

OKTAY: Yanlış beyanın cezası ağır olacak. Devlet kendisinde olan belgeyi vatandaşından neden istesin?

TELİF BİR HAK AMA...

Demirören İcra Kurulu Başkanı Mehmet Soysal’ın yeniden gündeme taşıdığı “telif hakları” konusunda bir çalışma var mı?

OKTAY: Telif haklarının korunmasında hassasız. Kültür ve Turizm Bakanlığımız bu konuda çalışıyor...

Tıpkı ifade özgürlüğünde olduğu gibi telifin sınırı ne olacak sorusu da gündeme gelebilir mi?

OKTAY: Haklısınız. Kitabın bir sayfasının fotoğrafını çeken, alıntılayan, telife aykırı mı davranmıştır? Bunun sınırlarının da iyi tespit edilmesi taraftarıyım. Bıçak sırtı bir konu. Bu yüzden titiz çalışıyoruz...

‘En son hangi filme gittiniz, hangi kitabı okudunuz?’ diyerek size teşekkür edeyim.

OKTAY: Ben teşekkür ederim. En son Ayla filminin galasına gittik. Son okuduğum kitap, Dünyayı Değiştiren Makine. (The Machine That Changed the World)

Yazının devamı...

YARGITAY’DA ‘SES KAYDI’ POLEMİĞİ!

Aristo’nun “İnsanları iyi yapan yasalardır” sözünü hasıraltı eden insanoğlu...
Futbol topu patladığında havanın inmesi gibi...
Yeryüzünü giderek daha sönük, daha yaşanmaz hale getirdi...
Yargı, içinde bulunduğu kabın hacmi ve şeklini alan bir kuvvet olarak görüldüğü sürece...
Ne hukuki ne de siyasi tartışmaların odağı olmaktan kurtulması mümkün olmayacak...
Oksijen, vücudun en küçük hücrelerine kadar nüfuz ederek protein ve yağları yakması nedeniyle canlılar için yaşamsal enerji sağlar.
Hukuk için “Oksijen gibidir, yokluğunda hissedilir!” deriz ama...
Çoğumuz, oksijenin vanasını kapatarak obez bir paradoksa katkı vermekten de
geri durmayız!

***

Bu girizgâhın nedeni, soru işareti ve nokta koymayı zamana bırakarak...
Yargıya ait, hoş olmayan bir “ses kaydına” sadece parantezle not düşmek içindi...
Her şey, avukatının sözlerinden etkilenerek Yargıtay’da devam eden davasını kaybedeceğini düşünen bir kişinin, yakın arkadaşına durumu anlatmasıyla başlar...
Arkadaşının önerisiyle Yargıtay’da davasına bakan daire başkanının yakınına ulaşan şahıs, davayı
nasıl kazanacağının formüllerini sorar!
Yakınının anlattığı formülleri (!) gizlice kayıt altına alan şahıs,
bu kayıtları daire başkanına gönderir!
Şaşkına dönen Yargıtay daire başkanı, ilgili kişiyle bir araya gelir.

***

Sesleri alan şahıs, başkanın da konuşmalarını gizlice kayıt altına alır!
Her iki kaydı da daire başkanına gönderen şahıs, tüm zorlamalarına rağmen istediği sonuçları alamayınca...
Ses kayıtlarını bu kez de Yargıtay’ın zirvesine gönderir...
Bu noktadan sonra film kopuyor!
Sürecin nereye kadar gideceğini takip edeceğim ama...
Gerekçesi ne olursa olsun...
Tuzak kurarak yapılan gizli kayıt, fotoğraflama gibi eylemleri...
İnsan onuruna yapılmış ağır ve çirkin bir saldırı olarak görüyorum...

TÜRK SOLUNA MANİFESTO!

Bu sütunda, 06.10.2018 tarihinde Erdoğan’ın, ODTÜ mezuniyet töreninde “Tayyipler Âlemi” pankartı açtıktan sonra önce gözaltına alınıp, sonra serbest bırakılan 4 ODTÜ’lü öğrenciye çay daveti yapacağını...
Arkasından da ünlü piyanist Fazıl Say ile bir araya geleceğini yazmıştım.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, önce ODTÜ’lü öğrencileri makamına çağırdı...
Şimdi de Fazıl Say’ın konserine katılabileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı yakında, ‘Türk soluna’ hitap eden bir demokrasi manifestosu yayımlamayı düşünüyor.
Aldığım bilgilere göre, Erdoğan’ın üzerinde çalıştığı sol manifestoda, Fransız devrimi ile başlayan sağ/sol kavramlarına işaret edilerek, “Uzun süre sağ görüş statü, sol kesim özgürlükçü anlayışın temsilcisi olarak kabul gördü. Darbe çağrısı yapan, seçilmiş iradenin meşruiyetini tartışan, kendisini sol olarak tanımlayan anlayışı, ‘Türk Solu’nun tarihsel vicdanına havale ediyoruz...” şeklinde bir çağrı yapılması düşünülüyor.

Bizimle değilsin!

AK Parti Sakarya Milletvekili Kenan Sofuoğlu’nun, ayaklarını masaya koyarak, karşısında esas duruşa geçirdiği danışmanları için “Emirerlerim!” ifadesinde bulunması, başta kendi partisi olmak üzere 80 milyona karşı büyük hakaretti. TBMM lojmanlarını satarak halkın içine karışma manifestosu yayımlayan bir partiye, Sofuoğlu’na “Bizimle değilsin!” demek çok yakışır.

FİKRİ TAKİP

Meşruiyet tartışması!

Ankara’da, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı meşru değil!” sözlerinin arka planı tartışılıyor.
CHP içinde “Bu tartışmanın zamanı seçim günü olmalıydı!” diyenler kadar...
Bu açıklamayı, “CHP, seçim sonrasına yığınak yapıyor!” şeklinde değerlendirenler de var.
İktidarın eleştirilmeye layık onlarca unsuru varken, belki de en sağlam yerinden... Seçmen iradesinden vurmayı denemenin siyaset yapma pratiği açısından CHP’ye fayda yerine zarar getireceğini düşünüyorum...
Çünkü... Sağ seçmenden birkaç oy almak için çırpınan Kılıçdaroğlu’nun...
20 milyondan fazla sağ oya sahip bir lidere karşı yaptığı bu çıkış, belki de iktidardan yorulan seçmenin saflarını daha da sıkılaştırdı!

VELHASIL: Sesini değil, sözünü yükselt! MEVLANA

Yazının devamı...

Bahçeli ve Alaattin Çakıcı fotoğrafının perde arkası

23 Mayıs 2018 tarihinde MHP lideri Devlet Bahçeli’nin...

Hükümlü Alaattin Çakıcı’yı tedavi gördüğü Kırıkkale’deki hastanede ziyaret etmesi aylardır tartışılıyor...

Bazı çevreler “Ziyaret uygun değildi” derken...

MHP cenahı, Bahçeli’nin insani konulardaki hassasiyetinden dolayı, ziyaretin tartışılacak bir yönü olmadığında ısrarlılar.

Peki, tarihe geçen o fotoğrafların şimdiye kadar bilinmeyen perde arkasında neler yaşandı?

***

Bahçeli’ye, “Çakıcı’nın sağlığı iyi değil!” bilgisi verilince...

Kurmaylarına “Ülkücünün ölüsünü unutmuyoruz, dirisini mi unutacağız? Çakıcı’yı ziyaret edelim” talimatı verir.

Kırıkkale Başsavcısı, MHP Kırıkkale il başkanı aracılığıyla kendisine iletilen görüşme talebini Ankara’ya bildirir.

Ziyaret günü yaklaştıkça Başsavcı, Ankara’dan izin talebi almak için arama trafiğini hızlandırır ama...

Başkentten “Ne evet, ne hayır!” yanıtı verilmez.

***

Görüşme için olumlu yanıt gelmemesine rağmen Bahçeli, kurmaylarına “Yola çıkıyoruz” der.

Makam arabası Kırıkkale il sınırlarına giriş yaptığında dahi beklenen izin bir türlü çıkmaz ama...

Buna rağmen Bahçeli makam şoförüne “Arabayı hastaneye sür” talimatı verir.

MHP liderinin hastane avlusuna kadar girdiğini öğrenen Başsavcı, kendi inisiyatifini kullanarak görüşme iznini imzalar.

Çakıcı’nın yanına girerken Bahçeli ve kurmaylarına arama yapılmayınca, MHP heyetinin telefonla içeriye girmesi mümkün olur.

Çakıcı, Bahçeli’yi ceketinin önleri ilikli şekilde kapıda karşılar.

Görüşmenin bitmesine yakın, MHP’nin önemli kurmaylarından, Semih Yalçın’ın aklına cep telefonundan Bahçeli ve Çakıcı’nın fotoğraflarını çekmek düşünce, tarihe geçen o kareler ölümsüzleşir...

Erdoğan Hollywood Bulvarı’nda!

İslamofobi filminin senarist ve yönetmeni Ömer Sarıkaya’nın 3 gün önce dünyaca ünlü starların isimlerinin koyulduğu Hollywood Bulvarı’na Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ismini koydurduğu bilgisi geldi ama...

Yazmak için bu özel haberin fotoğraf ve videosunu ele geçirmeyi bekledim.

Önce haberin materyallerine...

Sonra da Los Angeles’tan Almanya’ya geçerken ulaştığım olayın kahramanı Ömer Sarıkaya’dan demeç alınca...

Türkiye’ye duyurmanın vakti geldi!

Söz, yönetmen Sarıkaya’da:

“30 yıldır Hollywood’da yaşıyorum. Mel Gibson ve film endüstrisi başkanı Antony Slide dâhil, tüm nüfuzumu kullanarak dünyada ilk kez bir devlet başkanının ismini bir süreliğine Hollywood Bulvarı’na koydurdum. Bildiğiniz gibi isminin hassasiyetinden dolayı Muhammed Ali yere değil, duvara asılmıştı. Erdoğan’ın ismini de siyasetin uluslararası starı olduğu için Muhammed Ali’nin yanına koydurduk. İçimi acıtan tek unsur, ne bu olayda, ne de İslamofobi filmini çekerken tek bir İslam ülkesinin bize yardımcı olmamasıdır!”

VELHASIL: Ne kadar az şey istiyorsan, o kadar Tanrı’ya yakınsın! SOKRATES

Yazının devamı...

Gül ‘Beni partiye almıyorlar!’ dip dalgasıyla 55 vekili işaretledi!

Gül ile Erdoğan arasındaki görüş ayrılıklarının derinleştiği, senkron uyumsuzluğunun eskiye dayandığı sır değil ama...
Büyük ayrışmanın Gezi olaylarıyla başladığı her iki cenahın da ortak görüşü...
2014’te İhsanoğlu’nun CHP-MHP ortak adayı olmasında Gül’e atfedilen başat rolün yanında.
24 Haziran’da muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı olmaya niyetlendiğini bizzat kendisinin söylemesi.
Erdoğan’la aralarındaki soğuk savaşı, yer yer sıcak, bazen de nükleer savaşa dönüştürdü...
Yol ayrımını karbonlarına ayırarak fotoğraflarsak...
Erdoğan ve iktidar partisinin, Gül hakkındaki çatı görüşünü “Tüm makamlarını borçlu olduğu Erdoğan’ı devirerek, kendisine yeni bir siyasi yol açmanın peşinde!” şeklinde özetleyebiliriz...
Siyasi pozisyonunu nasıl anlamlandırdığını son yıllarda açık etse de...
Neden muhalif olduğu sorusunu, siyasi komplikasyon endişesiyle hep kapalı tutmaya çalıştı.
Yakın çevresinde adeta suya atılan bir taş gibi dalgalanan...
Kendisine göre ayrışmanın öznesi yaptığı gerekçeyi tespit ettiğimi düşünüyorum...

***

“Erdoğan’dan uzaklaşmayın!” eleştirilerine, şu iddiayla yanıt verdiğini öğrendim...
“Cumhurbaşkanlığı görevimin bitmesinden bir süre sonra Kayseri’yi ziyaret ettim. Aynı gün AK Parti’nin Kayseri il teşkilatı binaya kilit vurarak çaycı dâhil herkesi izinli ilan etmiş. Oysa o gün Kayseri il binasına giderek AK Parti’ye kayıt yaptıracaktım!”
Gül, bu sözleri muhalif pozisyonunu meşrulaştırmak için de...
O gün gerçekten AK Parti’ye kayıt engeli çıkarıldığı için de söylemiş olabilir ama...
Şayet böyle bir durum varsa...

***

Cumhurbaşkanlığı gibi önemli görevler üstlenmiş, siyaset için değer kabul edilen bir şahsiyetin, her şeyi anahtar teslimi beklemek yerine...
Neden bu olayı Erdoğan ya da kamuoyu ile paylaşmıyor sorusu...
Sizce de kallavi bir yanıtı hak etmiyor mu?
Doğrusu, Gül ismi geçtiğinde AK Parti’nin dikkat kesilmesi anlaşılır bir refleks... Çünkü...
Erdoğan, iktidarın ana şeridinde ters yola giren ne kadar aracı parka çekse...
Şoför koltuğundan hep Abdullah Gül çıkıyor!
Mesela, yine Ankara’nın gizli mahfillerinde Gül’e atfedilen bir
senaryo daha dolaşıyor...
Ocakta başlayacağı test sürüşünü, nisanda bir dizi eylemlerle tamamlamayı hedeflediği öne sürülüyor.
Daha açık yazayım...

***

Abdullah Gül’ün, önemli bir siyasetçinin lojistik desteği, bir medya patronunun yol göstericiliği, tanınmış iki STK başkanının mıntıka temizliği ve bakanlık yapmış vekillerin de olduğu grupla Erdoğan’a siyasi operasyonlara hazırlandığı...
4 ay içinde çeşitli partilerden kopa(rıla)cak, isimleri işaretlenmiş 55 milletvekiline Gül’ün liderlik yapacağına dair güçlü bilgilerim var...
Bazılarına görünür gerçeklikle bu bilgileri realize etmek kolay olmayabilir ama...
Herakleitos’un “Beklenmeyeni bekle!” sözlerini arka fon yaparak kayıtlara geçiriyorum...

Telefonda kapıştılar!

Meral Akşener’in partisinden Ankara adayı olmayı kabul etmeyen Mansur Yavaş’la kısa süre önce telefonda kapıştığını öğrendim.
Akşener, yüksek volümlü bir tonlamayla Yavaş’a “Siz bizden aday olacak mısınız, olmayacak mısınız?” diye üst perdeden sorunca...
Yavaş da aynı hiddetle yanıt verir:
“Böyle bir üslup olur mu? Sizden aday olmayacağımı zaten söyledim!”
Kısa bir sessizliğin ardından telefonlar karşılıklı sessizce kapanır...

FİKRİ TAKİP

Vallahi ayıp billahi günah!

Sözcü’den Emin Çölaşan, Necati Doğru ve Metin Yılmaz’a FETÖ suçlaması yapılınca, FETÖ’cülerin sevinçten göbek attığını görmek için sosyal medyaya tek gözle bakmak yeterli.
Bir iki tane gereksiz, anlamsız yazı yüzünden FETÖ’cü damgası vuruluyorsa...
Değerli savcılarımızın Google’a iki gözlerini kapatarak girmesi bile yeterli!
Nice şöhretli isimlerin FETÖ’ye yardım ve yataklık yaptığı nal gibi belgeler internette duruyor!
Üstelik, çoğunun silinmesine rağmen!
İnsan, en çok sevmediğine adil olduğu zaman büyür...
Hukuk da!

Sinyal!

Arabanızla sinyal vermeden yön değiştirirseniz cezası 108 lira...
Üstüne bir de 20 puan ceza yersiniz!
50 araba uzunluğunda...
9 kişinin katili, koskoca trene sinyal koymayarak çarptıranlara ceza olmasın diyen varsa...
Allah da onları çarpar!
Çarpsın da!

VELHASIL: Dünyada hak vardır. Ve hak kuvvetin üstündedir... ATATÜRK

Yazının devamı...

Emine Erdoğan’ın ‘TOKALAŞ!’ ikazı tarihe geçebilir!

Tarih 3 Aralık 2018... Venezüela’nın ilk kez bir Türk Cumhurbaşkanı’nı ağırladığı töreni canlı yayında izliyorum...
Yere düşen Türk bayrağını kaldırıp çocuklara teslim eden...
“Üsküdar’a gider iken” parçasını çaldıran Maduro...
Türk heyetine jest üstüne jest yapıyor...
Sıra Maduro, eşi Cilia Flores, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Emine Erdoğan’ın protokol heyeti ile el sıkışmasına geliyor...
Milyonların izlediği bir canlı yayında özel haberin yaklaştığından habersiz ekrana kilitliyim!
Tam o sırada belki de tarihe geçecek
3 saniyelik bir gelişme yaşandı.
Protokole dahil bir Türk görevli, Maduro’nun elini sıktıktan sonra eşi Flores’i, nedeni kendinde saklı bir gerekçe ile pas geçerek geriye döndüğü anda...
Emine Erdoğan’ın göz ikazıyla karşılaştı.
Emine Hanım, anaç bir tebessümle Türk görevliye, Maduro’nun eşi Flores’i eliyle de göstererek “Hanımefendi ile de tokalaş!” işareti yapınca...
Hızla geriye dönen Türk görevli, mahçup bir beden diliyle Venezüela First Lady’si ile tokalaşarak protokolden ayrıldı.
Bu sahneleri 5 Aralık dünya kadın hakları gününde kadınlara ve Maduro ailesine yapılan bir jest ile sınırlandırmak yerine...
Bazı çevrelerin kadınlara biçtiği sosyolojik pozisyona karşı Emine Hanım’ın bir yanıtı olarak görüyorum...

ANKA(RA) KUŞU

Tarih oldu, bitti, yandı derken…
Küllerinden yeniden doğan Anka kuşu gibi Melih Gökçek…
Eski şaşalı günleri gibi olmasa da...
Yine başkentin karar vericilerinden birisi oldu.
İlçe belediye başkanlığı isteyen…
Meclis üyeliğine heveslenen...
Hatta ‘Zinhar falanca aday olmasın!” diyenlere kadar...
Bilumum siyaset erbabı Gökçek’in kapısında nöbet tutuyor!
İster Anka...
İsterse Ankara kuşu diyelim...
Gökçek ne doğada...
Ne de siyasette kaybolmuyor!

FİKRİ TAKİP

KELEBEK ETKİSİ...

Geçtiğimiz çarşamba İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu ağırlayan Buket Aydın’ın 40 isimli programını izlemediyseniz…
Arşivden izlemenizi öneririm...
Hayatı sadece kendi ideolojisi ile sınırlayan.
Yeminli düşmanlarını bir kenara koyarsak...
Antipati duyanlardan bile…
Program sonrasında “Yahu ne sahici... Ne kadar nüktedanmış!” sözlerini işitmekten yoruldum!
Soylu, özel sohbetlerinde yaptığı gibi programda da Erdoğan’ın güvenlik konseptine verdiği rota ve desteğin altını defalarca çizdi...
Hakkı teslim etmemek, haksızlıktır!
Hiç kimse kıskanmasın!
Kıskanacaksa da keyfi bilir!
Sadece bir tv programı üzerinden değil.
Olay yeri raporu olarak kayıtlara geçsin ki...
Bugüne kadar hiçbir içişleri bakanının gösteremediği cesaret ve dirayeti o gösterdi…
Terörle mücadele eden unsurlara kelebek etkisi onunla geldi...
Bölücü terör... Uyuşturucu baronları... Bunların arkasındakiler...
Bakanlığı döneminde ezilmedi mi?
Bırakın Güneydoğu’yu... Karadeniz’i…
İstanbul’da bile devletin giremediği terör inleri onun zamanında tarumar edilmedi mi?
Süleyman Bey’i asıl değerli kılan.
Sanki bu tarihi değişimlerde aslan payı kendisinin değilmiş gibi...
Başarıyı her zaman kendisi dışında herkese dağıtması olmadı mı?
Soylu’yu büyüten benzersiz tarzı kadar.
Gücünün farkındalığıyla barışık.
Sahici mütevaziliği değil mi?
Yazdıklarıma dudak bükenler varsa…
Sokağa çıkıp, profesyonel siyaset yapmayan herhangi bir vatandaşa sorabilir!

VELHASIL: İnsanlar sabırsız oldukları için cennetten kovuldular, tembel oldukları için geri dönemiyorlar. KAFKA

DÜZELTME

Milliyet Gazetesi’nin 02 Aralık 2018 Pazar tarihli köşe yazınızdaki, “Bahçeli Hisarcıklıoğlu’nu neden reddetti?” başlıklı bölümle ilgili bir düzeltme ve bilgilendirme yapmak isterim.

Öncelikle kısa ve net olarak belirtmek isterim ki; yazınızda bahsedilen Sayın Salih Bezci, Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu arasında geçen diyaloglar ve olayların hiçbiri doğru değildir. Ne böyle bir olay yaşanmış, ne böyle diyaloglar gerçekleşmiştir.

Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi adına bu açıklamanın yayınlanmasını rica ederim.

Saygılarımla,

İ. Azmi ÖZGÜR
TOBB Basın Müşaviri

Yazının devamı...

Kılıçdaroğlu’nun dürbünlü iki suikastçısı(!)

Kısa süre önce CHP Genel Merkezi’nde hareketli saatler yaşandı ama...

Nasıl olduysa parti içi çok gizli görüşmeleri bile anında yedi cihana duyuran değerli CHP’liler...

Omerta yasasının Türkçe versiyonu “Kol kırılır, yen içinde kalır!” diyerek bu
olayı kimselere duyurmadılar!

Gerçi dişlerini
ancak 8 gün sıkabildiler ama o kadar kusura can kurban!

Neyse... Özel haber başlıyor...

Kemerlerinizi bağlayın!

Ege’nin şirin ilçelerinden birisine başkan adayı olmak isteyen emektar bir partili, talepleriyle genel merkez yöneticilerini canlarından bezdirince sonunda dış
kapıya kadar uğurlanır!

Şansını bir de partiyi telefon bombardımanına tutarak dener ama o da işe yaramaz!

CHP’ye her telefon açtığında, görüşmek istediği parti yetkilisinin yerinde olmadığı yanıtı verilince, son olarak aklına dâhiyane bir fikir gelir!

Ankara’nın Ulus semtinden iki dürbün satın alır.

Menzili uzun olanı kendisine, diğer dürbünü Ankara’ya beraber geldiği ilçe yöneticisi arkadaşına verir.

Yolda dürbünleri deneye deneye CHP Genel Merkezi’ne yakın binalardan birinin üst katına çıkarlar...

Başkan adayı, genel merkezin giriş kapısını gözetlerken...

Daha şüpheci olan diğer arkadaşı, partinin arka garaj kapısından dürbününü ayırmaz!

Gözetlerken gördükleri silüetlerden sık sık heyecanlanarak ayağa kalkmaları...

Birbirlerinin omuzuna dokunarak genel merkezi işaret etmeleri şüphe çekince vatandaşlar özel güvenliğe haber verir.

Kısa sürede dilden dile yayılan hadise, “Kılıçdaroğlu’na suikast!” dedikodusuna kadar ilerleyince işler çığırından çıkar.

Ana muhalefet liderini iki dürbünlü şahsın vurma söylentileri her ağızda farklı yorumlarla dilden dile dolaşır. Olay yerine gelen polis, dürbünlere el koyduktan sonra şüphelileri sorguya çeker.

İki kafadarı kimlik göstermeleri..

Bildikleri tüm afili yeminler kurtarmaya yetmez!

Ta ki vukuatı duyan CHP’li yetkililer olay yerine gelene kadar!

Nihayet araya giren bir CHP milletvekili, konuyu skandala dönüşmeden tatlıya bağlar.

Muhtemelen bu ateşli iki partilinin sonlarını merak ettiniz!

İlk uçakla memleketlerine gönderildiler!

Dönmemek üzere!

Bahçeli, Hisarcıklıoğlu’nu neden reddetti?

Yerel seçim adaylığının son virajında... Ankara’da toz dumandan göz gözü görmüyor. Lideriyle fotoğraf çektiremeyenlerin...

Madem öyle, işte böyle” deyip...

Genel başkanlarıyla yanak yanağa fotoşop resimlerini, Picasso başyapıtı gibi sosyal medyaya koyanlardan...

Hacı Bayram’ın meczup Hüseyin’inden medet umanına...

32 kısım tekmili birden...

Memleketi payidar etmek isteyen ne kadar vatan evladı varsa...

Ankara’ya kamp kurdular!

Doğrusu, tüm aday adayları bu kadar çaresiz değillerdi!

Anahtar teslimi adaylık isteyenler de vardı!

Ankara’nın vergi rekortmenlerinden Salih Bezci, AK Parti Ankara adayı olmak içinTOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoglu’nun kapısını çalar.

Ne çalmak ama! Zili basılı tutar!

Israrlara kayıtsız kalamayan Hisarcıklıoğlu, Bahçeli’den randevu ister ama Devlet Bey’in yanıtı kendisini tanıyanları şaşırtmaz!

Beyefendi partileri karıştırmış sanırım. Ben AK Parti’nin değil, MHP’nin lideriyim. Bu konu için randevu vermem!

Son grup konuşmasında “AK Parti hangi adayı koyarsa koysun destekleriz!” sözleri aslında...

Ankara’da bazı AK Parti adaylarının kendisinden nüfuz devşirme gayretlerine Bahçeli’nin imalı yanıtıydı!

CHP’den İYİ Parti’ye: Haddinizi bilin!

Aldığım bilgilere göre, CHP ile yaptığı ittifak görüşmelerine Aydın’ın Çine ve Söke ilçelerini isteyerek başlayan İYİ Parti, Mansur Yavaş’tan sonra MHP’den istifa eden Mersin Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz’la taleplerine devam eder...

Bu isteklere kızan Bülent Tezcan, Akşener’in yardımcısı Koray Aydın’a, “Haddinizi bilin! Sizin varlık nedeniniz biziz!” deyince ipler kopar!

Yazının devamı...

© Copyright 2019

Milliyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.