Melih Aşık

Melih Aşık

m.asik@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Pazar günleri geçmişten anılar yazmaya devam...
1980 öncesi, Demirel’in muhalefete düştüğü ancak iktidara tırmanmak için olağanüstü çaba sarf ettiği yıllar. Bendeniz Günaydın’da siyasi haberler sorumlusuyum. Adalet Partisi Karadeniz’den Trakya’ya uzun bir gezi düzenlemiş. Her gün bir iki ilde miting yapılıyor. Mitingleri acar muhabirimiz Olay Tan izliyor. Fotoğraf yolluyor. Bir gün fotoğrafları gözden geçirirken biri özellikle dikkatimizi çekti. Parti otobüsünün içinde Adalet Partisi yöneticileri kafa kafaya vermiş bir şeyler yazıyorlar... Telefonda Olay’a sorduk:
- Ne yapıyor bu adamlar?
- Ertesi gün yapılacak mitingin sloganlarını konuşuyorlar...
- Yani?
- Mitingde pankartlara yazılacak sloganları parti yönetimi oluşturuyor. Gidilecek il merkezine bildiriyor. Onlar da bu sloganları pankartlara yazıp mitingde vatandaşların eline veriyor...
Oysa biz sanırdık ki vatandaş içinden geçenleri pankartlara yazıp miting meydanına geliyor... Ve o pankartlarla kamuoyuna kendi saf tepkilerini ulaştırılıyor. Meğer pankartları partinin kendisi yazarmış... Genel Yayın Müdürü Rahmi Turan haberi aldı, okudu, ertesi güne şöyle bir başlık attı:
“Mitinglerdeki pankartları Adalet Partisi yöneticileri yazıyor”
Manşette yer alan bu haber Adalet Partisi’nin moralini hayli bozmuş olmalı. Geziyi yarıda kesip Ankara’ya döndüler.

DEMAGOG

Yabancı bir düşünüre sormuşlar:
- Demagog kime derler?
Cevap vermiş:
- Sandalı kendi sallayıp da denizde korkunç bir fırtına olduğuna herkesi inandıran adama derler...
- Peki Türkiye’de demagog kime derler?
- Fırtınada dalgalar kabarmış, tekne alabora olmak üzereyken dümende gayet sakin oturan ve:
“Hava enfes, deniz sakin, merak edilecek bir şey yok”, diyebilen adama..
? ? ?
Doktorluk geçmişte ideal mesleğiydi. Dünya değiştikçe o meslek de değişti.
Profesyonellik ön plana çıktı. İki doktor arkadaş konuşuyor. Birisi diyor ki;
- Tedaviye ihtiyacım var herhalde benden para almazsın. Öteki:
- Senin gerçekten tedaviye ihtiyacın var...

Tanju Cılızoğlu

Yılların gazetecisi Tanju Cılızoğlu, 60 yılı aşkın meslek hayatının renkli çizgilerini “Güzel Yaşadım” adlı kitapta topladı...
Tarihçi Kitabevi’nin yayımladığı kitapta Türkiye’nin tarihinden kesitler de buluyorsunuz... Tanju 15 yaşında Haydarpaşa Lisesi’nde edebiyat kolu başkanı oluyor. ONÜÇ adlı okul dergisinde Yılmaz Güney’in “Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri” adlı hikâyesini yayımlıyor. Bu nedenle Savcı Hicabi Dinç’in karşısına çıkıyor. Yargılanıyor. Yılmaz Güney’le birlikte yedi buçuk yıl hapis cezası alıyorlar... Neyse ki imdada 27 Mayıs yetişiyor. Çıkarılan kanun yazı işleri müdürlerini kurtarıyor. Tanju hapisten kurtuluyor. Ancak Yılmaz Güney 141 - 142’den hapse giriyor.
Cılızoğlu kitapta İnönü ve Demirel ile renkli ilişkilerini anlatıyor.
Kendisi Çağlayangil’in anılarını da yazmıştır.
Bir gün Çağlayangil’in evinde kitap üzerinde çalışırken işadamı Vehbi Koç eve misafir geliyor. Sohbet arasında Çağlayangil Vehbi Bey’e:
- Anılarımın bir bölümünü Cılızoğlu yazdılar, içinde sizinle ilgili bölüm de var, diyor.
Vehbi Bey Tanju Cılızoğlu’na dönüyor:
- Kitap ne zaman çıkacak?
- On beş gün içinde çıkar efendim.
- Çıktığında bir tane de bana getirin
- Tabii Vehbi Bey siz Arçelik’ten yeni model bir buzdolabını çıktığında gönderirseniz ben de size kitabı getiririm efendim...
Tanju Cılızoğlu verdiği cevabı kendisi de beğenmemiştir ama... Söz ağızdan çıkmıştır bir kere... Bugün 80’ini devirmiş olan Cılızoğlu, tatlısı tuzlusuyla geçen yıllarından ve yaşadıklarından memnun bir adamdır.

KOKU

Burdur Milli Eğitim Müdürlüğü görevini vekâleten yürütmekte olan Mahmut Bayram adlı öğretmen iki ay önce facebook sayfasına tesettüre girmiş bir kadın fotoğrafı koydu. Altına şunu yazdı:
“Bir kadın evinden süslenip çıkıp evine dönene kadar kaç erkeğin şehvetini tahrik etmişse o kadar erkekle zina yapmış gibidir. (Hadis-i Şerif)”
Diyanet açıklama yaptı: “Böyle bir hadis yoktur” dedi... Sonra ne mi oldu?
Mahmut Bayram’ın Burdur Milli Eğitim Müdürlüğü’ne 1’inci derece kadro ile asaleten ataması yapıldı. Atama kararı devlet büyüklerinin adıyla ve imzasıyla Resmi Gazetede yayımlandı...
Çünkü ülkeyi yönetenler de erkeği kadının sahibi olarak görüyor.
Onun ayrı bir kişiliği olduğunu reddediyorlar
Böyle bir siyasi iklimde elbet kadın düşmanlığı alır yürür, kadın çoluk, çocuk tecavüz dahil her türlü kötü muameleye layık görülür... Çünkü balık baştan kokar...

Çocuk tecavüzcülerine “aileleri perişan olmasın” diye af çıkacakmış!
Tecavüzcülerin aileleri var da
tutuklu gazeteci, yazar ve çizerlerin aileleri yok mu?
? ? ?
“İdam cezasını geri getireceğiz” diyenler
“tecavüzcüleri” nedense idama değil, damatlığa layık görüyor!
Akif Kökçe

KEYİF

Genç arkadaşların sık yaptığı bir hata dikkatimizi çekiyor.
“Keyfilik” yerine sanki o sözcüğün çoğulu imiş gibi “keyfiyet” sözcüğünü kullanıyorlar...
Oysa,
Keyfiyet, “durum” anlamında bir sözcük...
“Keyfi” veya “Keyfilik” ise sözlüklerde; “gerçeğe, akla, yol ve yönteme uymayan davranış” olarak tanımlanıyor.

HAVA

? “Demokrasi ve insan hakları kimsenin umurunda değil!
Hava gibi, su gibi!
Azalınca fark etmiyorlar. Tümüyle kesilince fark edecekler!”
Emre Kongar