Buradan başta RTÜK Başkanı Prof. Dr. Davut Dursun ve Başkan Vekili Taha Yücel olmak üzere RTÜK üyeleri; Dr. Abdulvahap Darendeli, Doç. Dr. Ahmet Yıldırım, Esat Çıplak, Dr. Hamit Ersoy, Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu, Hülya Alp ve Süleyman Demirkan’a sormak istiyorum.
Televizyonların reklam yayınlarken uyması gereken kurallar değişti mi?
Birkaç ay öncesine kadar “tanıtıcı reklam” başlığı altında ürün pazarlayanlar, yine aynı işi yapıyor...
Yine sunucular, “çanak sorular” yöneltiyor, onlar da ürünlerini ballandıra ballandıra anlatıyor...
Eskiden bu insanlar “tanıtıcı reklam” kuşaklarında ürünlerini methederken ekranların alt kısmında da “sipariş hattı”nın telefon numarası yazardı...
O insanların söylediklerine inananlar da o hattı arayıp o ürünü satın alırdı.
Şimdi de aynı şeyi yapıyorlar, ama buram buram kurnazlık kokan küçük farklarla...

RTÜK’ten para kaçırmaca
Bu işi yapan kanalların amacı aldıkları paradan RTÜK’e pay vermemek.
Ürün pazarlamacılarının amacı ise farklı.
Daha çok ürün satmak için “tanıtıcı reklam” yerine “gizli reklam”ı tercih ediyor onlar.
Televizyonlar, o insanları söyleşi yapılacak canlı yayın konuğu gibi çıkarıyor ekrana, sözüm ona “uzman” sıfatıyla para karşılığı ürün pazarlaması yaptırıyor onlara...
O “uzman”lar konuşurken eskiden ekranın altında “Sipariş Hattı” olurdu, onun yerini “Danışma Hattı” aldı...
Ne “danışma”sı, resmen “sipariş hattı”!
Sunucular, “Ekrandaki telefon numarasını ilk arayan 50 kişiye bu ürünler şu kadar indirimli” gibi anonslar yaptığına göre taktik şu:
“Bastır parayı televizyona, çık ekrana, yap tanıtımı, sat ürünü!”
Onların taktiği bu olabilir?
Yapımcılar, sunucular ve kanallar, uymaları gereken kuralları ihlal ediyor olabilir ki yaptıkları bu...
Peki bu yayınların kurallara uygun olup - olmadığını denetlemekle görevli RTÜK uyuyor mu?

Bu kanallara niye ceza yok?
RTÜK de ekran karşısındakiler gibi seyirci mi kalıyor bu duruma?
RTÜK, şimdiye kadar “tanıtıcı reklam” müşterilerini, aldıkları paralar karşılığında “program konuğu” gibi ekrana çıkartıp ürün pazarlattıran kanallara ne yaptı acaba?
RTÜK’ün sitesine baktım, aralık ayında, “Gizli ticari iletişime izin verilemez” ilkesini ihlalden Meltem TV, Ulusal 1 ve Kanal Çay’a kesilmiş idari para cezaları var, ama aylardır bu taktikle reklam yönetmenliğini ihlal eden kanallara kesilmiş tek kuruş ceza yok.
Niye?
Onların ayrıcalığı ne?
Ya Birol Güven’in bile önünde gururla poz verdiği RTÜK’ün bütün kanalların yayınlarını takip ettiği “İzleme Odası”ndakiler görevlerini layıkıyla yapmıyor ya da RTÜK bazı kanalları koruyup kayırıyor...
RTÜK’ten o kanallara ceza çıkana kadar bu işin takipçisi olacağım.

El Cezire Türk niye hâlâ yok?
El Cezire’nin El Cezire Türk adlı kanal için TMSF’nin açtığı ihaleden Cine 5’i almasının üstünden neredeyse bir yıl geçti.
40.5 milyon dolara aldıkları Cine 5’in frekansını kullanıp çoktan yayına geçmesi gereken El Cezire Türk’ten henüz bir haber yok.
Cine 5, “topal ördek” gibi yayın hayatını sürdürmeye devam ediyor, ama anlaşılan o ki El Cezire, 10 aydır Türkiye’ye nüfuz edemedi.
Oysa Cine 5’i aldıklarında “Arap Baharı” diye bir rüzgar da yoktu ortalıkta.
“Arap Baharı” ölmeden iktidardan gitmeyecekleri sanılan Hüsnü Mübarek’i devirdi, Kaddafi’yi hem koltuğundan, hem hayatından etti, ama El Cezire Türk, bir yıldır “bu bir test yayınıdır” diyerek logo bile yayınlayamadı.
Oysa El Cezire Türk’ü kuranlar, “eski köye yeni adet getirerek” çıkmıştı yola...
Hatırlarsanız, El Cezire Türk’ün gazetelere tam sayfa ilan verip, “haber müdürü”nden “muhabir”e, “şef”ten “editör”e her personeli “insan kaynakları süzgeci”nden geçirerek alma girişimini eleştirmiştim bu sütunda...
Başka işlere benzemez habercilik... Bir ekip işidir diye...
Aldığım duyumlara göre El Cezire Türk’ün bu gidişle yayın hayatına başlaması çok zor bu ülkede...
Artık bu onların beceriksizliğinden mi kaynaklanıyor yoksa “bürokrasi” mi ha bire çivi döşüyor yollarına, orası bana karanlık...

Genç senaristler için müthiş fırsat
“Yapımcılar, sadece tanıdıkları senaristlerin projelerini alıyor, hep aynı isimlerle iş yapıyor. O nedenle genç yazarların, farklı kalemlerin piyasaya girme şansı yok.”
Dizi sektöründe yaygın bir kanaattir bu...
Doğrusunu söylemek gerekirse bu, yerinde bir tespittir...
O nedenle genç yazarların, farklı kalemlerin dizi sektörüne nüfuz etmesi zordur.
Geç de olsa bu tekeli kıracak yeni bir proje hayata geçiyor.
Senarist Sinan Biçiçi’nin konuyla ilgili olarak bana verdiği bilgi de şu:
“Yıllardır dizi sektöründeki yaygın kanaati sona erdirecek bir proje başlatıyoruz. Yapımcılarla yazarları buluşturacak bir atölye yapıyoruz. Dünyada var olan, ama bizde yapılmayan bir şeydi bu.
Sinema filmi ya da dizi projesi olanlar atölyeye katılacak. Meslekte çok deneyimli usta yazarlar bu projeleri geliştirmesi için yazara yön verecek. Sonra yazar, hikâyesine son şeklini verecek ve yapımcılarla buluşmaya hazır olacak. ‘Elimde reyting rekorları kıracak bir iş var. Ben projeme güveniyorum, ama televizyon dünyası ve dizi sektöründe tanıdığım yok’ diyenlere gün doğacak.
Bir yazar için bulunmaz bir fırsat ve Türkiye’de ilk defa yapılıyor.”
Sinan Biçici’nin sözünü ettiği Yapımlab, “Üç Maymun, İklimler, Bir Zamanlar Anadolu’da” gibi filmlerin yapımcısı Zeynep Özbatur Atakan’ın kurduğu bir atölye.
18 Ocak’a kadar bu atölyeye bavuran genç yazarlar, dört hafta boyunca ünlü senaristlerle fikir jimnastiği yapıp geliştirdikleri projeleri beşinci haftada şu şirket ve yapımcılara sunma fırsatı yakalayacak:
Adam Film - Tarkan Karlıdağ, Avşar Yapım - Şükrü Avşar, Bando Film - Müge Turalı, Most Production - Mustafa Oğuz, Star Production - Kemal Can, Sis Yapım - Tomris Giritlioğlu, Yeni Sinemacılar - Sevil Demirci ve Zeyno Film/Zeynep Özbatur...

Hangi eserleri yazanlar gençlere koçluk yapacak?
Ayhan Sonyürek: Her Şeye Rağmen, Canım Ailem, Hanımın Çiftliği, Kırık Kanatlar.
Gaye Boralıoğlu: Bir Çocuk Sevdim, Kapalıçarşı, Bıçak Sırtı, Hırsız Polis.
Gül Dirican: Bir Ömür Yetmez, Gönülçelen, Asi, Kırık Kanatlar.
Levent Kazak: Heberler, O Şimdi Mahkum, Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü, Neredesin Firuze.
Neşe Şen: Kapalıçarşı, Bıçak Sırtı, Hırsız Polis, Bir İstanbul Masalı.
Nilgün Öneş: Bu Kalp Seni Unutur Mu, Hatırla Sevgili, Ihlamurlar Altında, Yabancı Damat.
Önder Çakar: Takva, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, Laleli’de Bir Azize, Gemide.
Sertaç Ergin: Bizim Yenge, Çemberimde Gül Oya, Gönülçelen, Beyaz Gelincik.

Mutlu yıllar...
Acısıyla tatlısıyla, iyisiyle kötüsüyle bir yıl daha gitti ömrümüzden... Tüm “acı” ve “kötü”lerin 2011’le birlikte tarih olmasını, 2012’nin hepimize her şeyin “iyi”sini ve de “hayırlısı”nı getirmesini diliyor, yeni yılınızı kutluyorum.