BAYRAM GELMİŞ, HOŞ GELMİŞBayramların en tatlısı, en neşelisi ve çocukların en yüzünü güldüreni gelmiş, Ramazan Bayramı gelmiş, hoş gelmiş... Minikler için ‘Şeker Bayramı’, bir ay oruçla sınananlar için kutlu ‘Ramazan Bayramı’, hepimiz için keyifli, neşeli, bol sohbetli, küsleri barıştıran, sevenleri buluşturan en tatlı bayram... Huzuru, neşesi, sevgisi, sohbeti ve sofrası zengin bir bayram tatili dilerim. Çocuk sevincim bitmez benim. Küçüklüğümün deyişiyle Şeker Bayramı’nı da pek severim. Enerjisi bir başka güzeldir bu bayramın; sevgi, dostluk ve aile bağları için, tatlı yiyip, tatlı konuşmak için fırsattır...
Ramazan Bayramı deyince, elbet hep eskiye döner kalbimiz, “Nerede o eski bayramlar?” demeden, edemeyiz. Ben hâlâ ‘bayramlık’ takıntılı, bileklere bağlanan torbalara doldurulan çocuk şekerlerine sevdalı... Şanslıyım ki kızım büyürken hep yaz tatillerine denk geldi Şeker Bayramı; Ada’nın bir bileğine şeker torbası, diğerine bozuk para ve mendil için harçlık torbası bağlar, sabahtan salardım komşulara... Saatler sonra eve geldiğinde, şekerleri, harçlıkları ve mendilleri ayrı ayrı bir sayışı vardı ki, işte o an benim bayramımdı. Kendi çocukluğumu yudum yudum yeniden tadardım kızımın bayram şekerlerinde... Şimdi tabii ki 17 yaşında koca bir kız ama pamuklu bir tişört aldım ona bayramlık diye, bir baktım büyümekle geçmemiş çok şükür, yeniden bayram yeşerdi o çocuk gözlerinde...

BAYRAM GELMİŞ, HOŞ GELMİŞSevinç katlanırdı
Şeker Bayramı tabii ki tüm çocuklar gibi benim için de çok eğlenceliydi. İşin doğrusu, bizim evde sahiden çok neşeli geçerdi. Muhakkak, İzmir’e anneannemlerin evine giderdik. Anneannem, dedem, dayım ile teyzem birlikte yaşardı ve ben tek torun, tek yeğen olduğum için torunları geldi diye evde bayram sevinci ikiye katlanırdı. Rahmetli anneannem, konu komşu ağırlamaya ve ikrama çok önem verirdi. Gelin görün ki annem ve dayım, koca insanlar da olsalar o kardeş çekişmelerinden vazgeçmez, konu komşuyu da düşünmez, ‘kim daha çok tatlı aşıracak’ yarışına girerlerdi. Eh durum böyle olunca, ailenin küçüğü teyzem ve damat babam da diğer haylazlara uyardı. Tabii ki, ben tek torun olduğum için mücadeleye girmeme gerek kalmaz, zaten benim için tatlılar özel
olarak ayrılmış olurdu.
Anneannem, arife gününden hazır ettiği elde açma baklavaları kimi zaman yüklüğün üzerine, kimi zaman büyük dolap içlerine ama muhakkak şeytanın aklına gelmeyecek yerlere saklardı. Ama her seferinde annem ve dayım muhakkak o gizli karargahı tespit eder, biz bayram sabahına, anneannemin “Amaaan, yine yemişler tepsiyi!” diyen feryadıyla uyanırdık. Eh ilk zamanlar o da tecrübesiz anneanneydi ve bayram sabahı elinde boş tepsiyle uyanıp, yana yakıla komşularına ikram edebileceği, şekerpare gibi kolay yollu başka tatlılar yapma telaşına düştüğü çok olurdu. Yıllar içinde o da stratejiler geliştirdi, evdeki büyümeyen çocuklarına yem olarak küçük bir tepsiyi yalandan saklar, misafirlikleri başka yerlere hapsederdi. Ama tabii bu hamlenin de annemlerce püskürtülmesi uzun sürmedi.

Özlemle ağlarım...
Bir arife gecesi, anneannem son çare, kendi yatağının altına sakladı ev baklavalarını... Ben, rahmetli teyzemle koyun koyuna, annemler başka odada, dayım yer yatağında uykuya daldık. Gecenin kör karanlığında, anneannemin odasından gelen gürültüyle uykumdan fırladım. Meğer evdeki herkes birbirinden habersiz, yavaşça odaya süzülüp, yatağın altında buluşmuş ve karşılıklı sıra sıra baklavaları süpürürken Bedruş’a (anneanneme herkes öyle seslenirdi) yakalanmış. Kadıncağız hırsız sanıp korktuğuna mı yansın, baklavalarını kaptırdığına mı? Elinde terlik, 30 yaşını aşmış ama bayram gelince içindeki çocuğa kendini kaptıran ev ahalisini bir kovalayışı vardı, hatırladıkça kahkahayla güler, özlemle ağlarım...
Sonra ne mi oldu? Bayram sabahı bir baktık bizim Bedruş sakin, hiç yeni tatlı yapma telaşı da yok... “Bu işte bir gariplik var” diyoruz içimizden ama korkudan kimsede ses yok. İlk komşular zili çalınca, anneannem mağrur bir edayla, elinde yeni bir tepsiyle geldi, “Eee ne de olsa siz çocuksunuz, ben ananız... Benim de sizi alt edecek numaralarım var çok şükür” dedi. Meğer, asıl tepsiler mutfakta saklıymış ama bizimkiler ortalarda olmayacağına emin olduklarından orayı hiç aramamış.
Bana gelince... Bayramın son günü deniz kenarına gidince, güneşin altında ben hop denizde hop koşa oynaya acıktıkça, gide gele dedemin elinden kalan baklavaları sürekli mideye indirdim. Akşam bulantı başlayınca dedem anneme itiraf etti, dokuz yaşında ben tam 12 tane baklava yemişim! Sevgiyle hatırlayacağınız tatlı hatıralarınız bol olsun, bayramınız kutlu olsun.