MEDENİYETLERİN BEŞİĞİ ANTAKYA‘Kadim’ kelimesinin karşılığı olan bir tek yer seçilse dünya üzerinde, yakışanı Antakya olurdu. Dünya tarihine iz bırakmış neredeyse tüm medeniyetler, Antakya’da hüküm sürmüş. İnsan, Antakya’ya adımını attığı an, bambaşka bir enerjiyle sarmalanıyor. Binlerce yıldır, bu topraklara egemen olmak için yapılan savaşları anlamak zor değil. Bugün de üzerinde oynanan oyunlar, itibarsızlaştırma, yok sayma, karalama, kardeşi kardeşe düşürme çabaları, tüm dünya için ne çok kıymetli olduğunun kanıtı. Atatürk sayesinde elimizde tutabildiğimiz bu olağanüstü hazinenin hakettiği değeri veriyor muyuz Antakya’ya? Şöyle bir düşündüm de yeryüzünde, katman katman onlarca medeniyeti vakurla taşıyan, tarihi ve kültürü bunca zengin, tüm semavi dinlerin iç içe yeşerip serpildiği başka bir yer gelmedi aklıma. İçiniz rahat olsun, daha dün döndüm, şimdi gidemediğim çevre zenginliğini keşfetmek için önümüzdeki ay ailemle yine gideceğim; altını çizerek belirteyim Hatay’da savaş filan yok. Huzurlu, neşeli, keyifli ve lezzetli Antakya, Dünya Tarihi için kutsal bir vaha...

Tarihi...
Sadece üzerinde yaşayan medeniyetlerin adını yazsam bu sayfa yetmez. Boşuna ‘Medeniyetlerin Beşiği’ dememişler... Antakya ve çevresindeki ilk yerleşim M.Ö. 100 binli yıllara kadar uzanıyor. Hatta kalıntılara bakılırsa, 2.5 milyon yıl öncesine uzanan bir yaşamdan söz etmek gerekiyor. Özellikle Tunç Çağı itibarıyla hareketli bir yerleşim yeri olduğu görülüyor. Avrupa’daki birkaç bin yıllık yerlerin nasıl pazarlanarak ülkeye katmadeğer kazandırıldığını düşününce, insanoğlunun ilk gününden itibaren yaşam alanı olmuş böyle bir coğrafyayı bizim parlatamamış olmamız, büyük üzüntü veriyor. Büyük Roma İmparatorluğu’nun askeri üssü ve Doğu başkenti olan Antakya, Hristiyanlığın kurulduğu şehir.

Hristiyanlık...
Dünyada, ‘Hristiyan’ kelimesinin bulunup, konulduğu ilk kilise (mağara kilise) olan Aziz Petrus (St. Piere) kilisesi de yine Antakya’da. Hristiyanlığı yayan havari Aziz Petrus (Aziz Paul) Tarsus doğumlu ve Antakya’ya gelerek ilk kilisede, ilk inananları toplayarak, Kapadokya dahil tüm Anadolu’dan başlayıp, yayar dinini. Hristiyanlar için asıl Hac noktası Vatikan değil, Antakya’dır aslında. Ortodoks aleminin Doğu Merkez Patrikhanesi de bugün yine Antakya’da... Sırf bu sebepler bile Antakya’yı bir Dünya Turizm Başkenti yapmaya yeter. Kimlere kimlere ev sahipliği yapmış Antakya... Doğu Roma’dan tutun, Emevi’lere, Selçuklu’lardan Haçlı Prensliği’ne, Abbasi’lerden Memlük’lere, Osmanlı’lara ve tabii ki bugün Türkiye Cumhuriyeti’ne... Geçmişi, bizden olmayanları yok sayarak üzerini örtme yerine, ‘kimler geldi geçti ama bizim elimizde’ gururuyla taşımak, parlatmak ve tanıtmak gerek.

Mozaikleri...
Hatay Arkeoloji Müzesi geçtiğimiz cumartesi açıldı. Şu anda dünyanın en büyük mozaik müzesi. Gördüklerimi anlatmam mümkün değil, hemen gidip binlerce yıllık tarihin mirası muhteşem mozaikleri görmelisiniz. Bu arada otel yapımı inşaası sırasında ortaya çıkan dünyanın en büyük tek parça mozaiği, mimar Emre Arolat’ın dahiyane projesiyle hayata geçiyor. Çalışmaları yerinde gördüm. Eşi benzeri olmayan, mozaiklerin yerinde kalarak sergileneceği bir müze ve tarihle insanı buluşturan bu eşsiz otel projesi mayıs ayında bitince, dünya turizminde büyük yankı uyandıracak mutlaka. Hiç merak etmeyin, otel inşaası mozaiklere zarar vermek şöyle dursun, tam tersi olağanüstü titiz bir çalışmayla şahane bir müze yaratılmasına olanak sağlamış. Özel işletme kendi arsasındaki mozaikleri koruyup, gün yüzüne çıkarmayı başarmış, olası kazılar için de uygun ortamı yaratmış. Dilerim bundan sonrasında devlet eliyle kazılar devam eder.

MEDENİYETLERİN BEŞİĞİ ANTAKYAYemekleri...
Anlatılmaz tadına varılır. Tiyatro ekibimizle konakladığımız Liwan Otel’in sahibesi Emine Hanım, elleriyle bize muhteşem bir sofra hazırladı; şiş kebap çorbası, biber yoğurtlama, taratır ve muhammara, keşir dolması ve maklube... Minnak lahmacunlar, katıklı (biberli pide), kaytaz (etli börek) ve ıspanaklı gibi hamur işlerini saymıyorum bile... Kocaman havuçların içi doldurularak yapılan keşir ve aşure gibi bir geleneği olan ama keşkek gibi buğday ve et dövülerek yapılan aşur kesinlikle en ilginç olanlarıydı.
Antakya’ya gidince haytalı (su muhallebisi üzerine el yapımı dondurma ve gül suyu ile tatlı), hünefe (başka yerde yediğimize hiç benzemeyen köz ateş üzerinde), kömbe, patlıcan tatlısı, ekşi aşı, oruk-içli köfte (ne yağda ne haşlama, taş ocak fırınında), mumbar ve taş kadayıf denemeden dönmemelisiniz.

Çevresi...
Batıayaz üzerinden Vakıflı Ermeni Köyü, Musa Ağacı, Kapısuyu, Çevlik ve sonra dünyadaki en uzun kumsallardan biri olan Samandağ. Harbiye ve Titus Tüneli de ziyaret edilecek yerlerin başında...