Hasan Saltık’ın Kalan’ı bir yüz akı hepimiz için; her an her fırsatta bir gurur duyma vesilesi. (Hangi ülke olsa fark etmez) yurt dışına adım atar atmaz soluğu plakçılarda alan müzik tutkunlarının ilk yaptığı, ilk kontrol ettiği şeydir: “Bizden hangi albümler, hangi sesler var?” Ve bu sorunun-kaygının cevabı da, epey bir zamandır aynı: KALAN!
Çok kıymetli ve büyük bir kısmı Hasan Saltık el atmasaydı, kesinlikle kaybolacak olan kayıtların hepsi de, ortalamanın çok çok üstünde ambalajlar-kapaklarla sunuluyor piyasaya. Büyük bir kısmına, en az albümün kendisi kadar kıymetli kitaplar eşlik ediyor. Her şey, “Oku da adam ol/dinle de öğren” şiarı ile yapılıyor.
“Roman Olsun” albümü de, bu standartlarda sürüldü piyasaya. “Mastika mastika, sigarası Marlboro” gibi dar mı dar, kötü mü kötü (hatta çirkin mi çirkin) bir alana hapsedilmiş Romanların dünyası, büyük bir kısmı ilk defa duyulan şarkılar-seslerle boydan boya tarif edilmiş-anlatılmış.
Tabii ki, bir başka “hapsetme nesnesi” sayılabilecek olan “Yaylı Yaylı İçinde” ve benzeri şarkılar da var bu toplamda. Ama bir bütün olarak bakıldığında hiçbir şey sırıtmıyor, her şey yerli yerine oturuyor.
Bir CD, bir kitap ve bir DVD’den oluşan “Türkiyeli Romanlardan Müzikler”, müzik adına da, toplum adına da süper ötesi bir toplama.

Elveda Rumeli
“Hatırla Sevgili” ile herkesi mest etmiş Kemal Sahir Gürel’in de katkıda bulunduğu “Elveda Rumeli” dizisinin müziklerini de yayınladı Kalan.
Müthiş oyuncu Erdal Özyağcılar sayesinde insanın nefes nefese kalarak seyrettiği bu dizinin müzikleri de, “elveda”yı deme nedenleri ve dendikten sonraki “ruh durumu” üzerine çok şey anlatıyor. Dizi müziği dediğiniz de böyle olmalı; asıl hikâyeden önde de koşmayacak, arkalarda sadece eşlik eden bir “ses” olarak da kalmayacak.
Yarkın’ın “Segâh”, “Hicaz” ve “Uşşak” ilahilerini kapsayan “Hayy”, Ilda Simonian’ın (yani Simonyan) “İzler-Hedker-Traces” ve Ulaş Özdemir’in “Bu Dem” albümleri de Kalan’ın hazinesinden bizimle paylaştıkları arasında.
Şarkılarını Ermenice söyleyen Simonyan’ın her şarkısı yürekleri delik deşik edici; bir kelime Ermenice bilinse de-bilinmese de. Sanatçının sesini kullanma biçimi, hakim olan kırıklık-kırgınlık, ne anlattığını kendiliğinden aleni ve anlaşılır kılıyor. Hele hele “Sarı Gelin”in Ermenicesi (yani aslı) “Dağlı Gelin”; insanı kamyon çarpmışa çeviriyor.
Kalan’ın çok renkliliğini, her dil ve inanca saygısını tepeye çıkaran diğer albümler de, “zamanın-hayatın-çağın-devrin soluğunu-keyfini”, “Dede sazı ve cura” eşliğinde nakleden Ulaş Özdemir’in “Bu Dem”i ile Kul Ahmet’in “İsmini Sevdiğim” albümleri. Kalan çatısı altında, bu emsalsiz külliyatın yayınlanmasında yönetici olarak da büyük katkısı olan Özdemir’in elleri dert görmesin; Alevi-Bektaşi edebiyatının-kültürünün sayfalarını, her harf-her notada saygılarını sunarak hem de, mükemmel bir biçimde çevirmiş-aktarmış. “Yoh Yoh” ile Esin Afşar’ı 60’ların sonu, 70’lerin başında zirveye taşıyan Kul Ahmet’in albümü ise yoktan var edilmiş dense yeridir. Kalan çalışmasa-çabalamasa kaybolması kuvvetle muhtemel kayıtlar, (en azından şimdilik) kurtarıldı.

Kollektifist
Fransız müzisyen Richard Laniepce’nin başını çektiği Kollektifistanbul’un “Krivoto” albümü, aynı müzisyenin yer almış olduğu “Balkanatolia”nın bir devamı gibi. Ama ilk albümdeki insanı yerle bir eden ağır hüzün havasının aksine, bu sefer keyifler yerinde.
Farklı enstrüman-ses ve denemelerle, hayatın-yaşamın kutsandığı bu albüm, (başta Goran Bregoviç) bazı müzisyenlerin esnafça-tüccarca yaklaşımları nedeniyle tüketilmiş gibi görünen Balkan iklimine, tazeler tazesi bir nefes aldırıyor.
Sarp Keskiner’li Kırıka’nın “Kaba Saz”ı da şeklen (yani niyet olarak) “Krivoto”nun yolunu takip ediyor. Deneysellik, burada da başrolde. Olmayan “ses”lerin, ya olmayan ya da bir zamanlar olmuş da, artık hissedilemeyen “duygu”ların peşine düşmüş Kırıka. Ve bulmuş! Ve de bulduklarını, bize de aktarabilmiş.
Bu çok parçalı yazının son parçası ise kendi alanında çok önemli bir onkolji uzmanı olan Tayfun Hancılar’ın “Kilit”i.
Geçen kış Kadir Çöpdemir ile birlikte Babylon sahnesinden müzikseverlere bir selam çakan Hancılar’ın müziğe olan tutkusu öyle böyle değil; yalnız şarkılarını söylerken değil, müzik üstüne konuşur-yazarken de, tutkusunun şiddetini harflerin-notaların üzerinden aşırıp, karşısındakine ulaştırabiliyor. “Kilit” de, iflah olmaz bir tutkunun, hayat bulduğu çok renkli bir alan.
Çok parçalı-çok dilli bir “puzzle” belki başlangıçta “bir bütün olmadığı” duygusu verebiliyor insana ama, her şey yerli yerine oturduğunda rahat bir nefes çekilebiliyor da.
Nefes budur işte; ferah mı ferah bir nefes