“Artık müzede olduğunu duyurmak bir trend”

Sabancı Müzesi ve İstanbul Modern’den sonra Pera Müzesi de bu yıl 10’uncu yaşını kutladı. Türkiye’nin sanat hayatını değiştiren bu üç müzenin yöneticilerinden 10 yıl değerlendirmelerini istedik. İstanbul Modern Şef Küratörü Levent Çalıkoğlu son 10 yılı “Müzede selfie çekmek artık bir trend” cümlesiyle özetledi

“Artık müzede olduğunu duyurmak bir trend”

Bundan 10 yıl önce, 2000’li yılların başında İstanbullulara, İstanbul’un Picasso, Dali, Frida Kahlo, Chagal, Rodin gibi isimleri ağırlayacağını söyleseydik bize inanmazlardı. Fakat bunların hepsi gerçekleşti. Hatta fazlasıyla... 2002’de Sakıp Sabancı Müzesi’nin açtığı yola 2004’ün sonunda İstanbul Modern, 2005’in başında ise Pera Müzesi katıldı ve sanat hayatımız değişti. Pera Müzesi’nin 10’uncu yılında bu üç müzenin yöneticilerine özel müzeciliğin bize ne kattığını sorduk...

“Artık müzede olduğunu duyurmak bir trend”

“Özel müzeler devlet müzelerinin rehavetini ortadan kaldırdı”

Nazan Ölçer (Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü)

-Özel müzelerin ortaya çıkması İstanbul’un sanat ortamında farklı bir rüzgar esmesine sebebiyet verdi. Özel müzelerin yaptıklarını devlet müzeleri de yapıyordu. Fakat çok daha dar çerçevede, imkansızlıklarla yapılıyordu bunlar. En önemlisi ise bu çalışmaların iletişimleri yapılamıyordu. Devlet reklam vermeyi sevmez, bu düşünülmez bile. Ben de bir devlet müzesinde uzun yıllarımı geçirdiğim için yakından biliyorum. Hiçbir zaman devlet “Billboard’lara ilan verip kültür ve sanatla ilgili olmayanları da müzelerime çekeyim” demiyor. Özel müzeler bu anlayışı değiştirdi.

-Sakıp Sabancı Müzesi’yle başlayan bir yenilik var. Türkiye’nin hasretini çektiği büyük sanatçılarla insanların bir araya gelmesini sağladık. Sanatla ilgisi olsun ya da olmasın herkesin adını bir şekilde duyduğu bir ismin birdenbire buraya orijinal eserleriyle gelmesi müthiş bir değişimdir. Memnuniyetle görüyorum ki Sabancı Müzesi’nin açtığı bu yoldan diğer kardeş kurumlar da ilerledi. 10’uncu yılını kutlayan Pera Müzesi de buna bir örnek. Orada da pek çok ünlü sanatçıyı tanıma ve görme fırsatı yakaladı insanlar.

“İnsanlar Avrupa’da yaşıyormuş gibi hissediyor”

-Özel müzelerin bıraktığı izler asla küçümsenemez. Yalnızca yaşadığımız şehirden değil, başka şehirlerden de bu müzeleri ziyaret etmek için İstanbul’a gelenler oldu. Hiç unutmuyorum, Sabancı Müzesi’nin büyük sergilere peş peşe ev sahipliği yaptığı zaman söylenen bir cümle vardı: “Biz eskiden bu sanatçıları görmek için yurt dışına giderdik. Şimdi kendi şehrimizde görüyoruz.” Bu insanlara farklı bir duygu veriyordu, Avrupa’da yaşıyormuş, oranın fırsatlarını değerlendiriyormuş gibi hissediyorlardı.

-Özel müzelerin yarattığı rüzgar sayesinde devlet müzeleri de değişti. Sık sık sergi düzenlemeyen, kendi koleksiyonlarını yeterli gören devlet müzeleride hareketlendi. Özel müzeler onların rehavetini ortadan kaldırdı.

-Genç bir sanat öğrencisi için bu kadar büyük sanatçıların orijinal eserlerini görmek, onları yakından incelemek büyük bir şans. Kişisel gelişimleri için temel sağlıyor.

“Gençler müzelerde çalışmak için ortaya dökülüyor”

-Sanatın, müzeciliğin, müzelerde çalışmanın eskiye oranla daha cazip olmasını sağladı bahsettiğimiz bu rüzgar. Uzun senelerdir bu meslekteyim ama ben hiçbir zaman bu kadar iyi eğitimli, donanımlı ve bu kadar hevesli genç insanın müzeci olmak için ortaya döküldüğünü, uğraştığını görmedim. Ne yazık ki hepsine iş verecek kadar alan yok. Fakat bu gelecek için bizi sevindiriyor.

-Özel müzelerin getirdiği bir diğer yenilik de şu: Diyelim ki bir resim sergisinden bahsediyoruz. Özel müzeler bunların artık sadece resimlerle ilgili olmadığını gösterdi. Bu sergiye eşlik edecek altyapılar da çıktıortaya. Picasso sergisi yaptığımız zaman uzmanların katılacağı bir seminer de düzenledik. Picasso’yu Picassoyapan siyasi olayları da anlatmaya çalıştık. İspanya İç Savaşı’nı bilmezsek “Guernica”yı bilemeyiz.

SAYILARLA SABANCI MÜZESİ

-SSM’nin koleksiyonlarında, ünlü sanatçılara ait zengin arşivin haricinde 1.379 eser bulunuyor.

-Müzenin Picasso sergisini 254 bin, “Rembrandt ve Çağdaşları” sergisini 150 bin, Salvador Dali sergisini 250 bin, Monet sergisini 150 bin ve son olarak Miro sergisini şimdiye dek
150 binden fazla sanatsever gezdi.

“Bu 10 yıl içinde bir nesil yarattık diye düşünüyorum”

Levent Çalıkoğlu
(İstanbul Modern Şef Küratörü)

-11 Aralık 2004’ten yani İstanbul Modern’in açılmasından önce Türkiye’deki kültürel hayat içerisinde müze gezme tecrübesi geçmişle; tarih, arkeoloji ve etnografiyle ilgiliydi. Daha doğrusu bize miras kalanlarla ilgiliydi. Bizse şimdiki zamana hatta geleceğe baktık. Bu izleyici için şu anlama geliyordu, hâlâ da öyle: Buraya geldiğinizde şimdiki zamanda üretilmiş bir sanat yapıtına sanatçıyla birlikte bakabiliyorsunuz. Böyle bir kültür ve yaşam tecrübesi yarattık. Bu müzeciğin yeni bir boyutuydu.

-Daha önce bir müzeye muhtemelen bir kere giderdik. Topkapı Sarayı’na bir kere gittik, “teşekkür ederiz”... Gördüğümüz zaman biterdi. Bu devamı olmayan bir tecrübeydi. Bizim ziyaretçilerimiz ise onlara sunduğumuz yeni sergi, sinema programları ve etkinlikler sayesinde buraya tekrar tekrar gelme ihtiyacı hissediyor. İstanbul Modern için bir ziyaretçinin müzeyi tekrar ziyaret etme yüzdesi 2.3’tür.

“Yabancı ziyaretçi oranımız sezonda yüzde 52 civarında”

-Ben bu 10 yıl içinde bir nesil yarattık diye düşünüyorum. Bu, farklı yaşların bir arada olduğu bir nesil. Bizim eğitim programlarımız en erken 4-5 yaşlar için. Üst sınır ise yok. Dolayısıyla onları tek bir çatı altında buluşturabilecek bir alan yarattık biz. Bu bize şunu gösteriyor; böyle bir kitle vardı demek ki. Müzeye gitme ihtiyacı hisseden bir kitle varmış. Biz bu kitleyi daha da artırdık.

-İstanbul Modern’den önce İstanbul Bienali de vardı. Ama o iki yılda bir düzenleniyordu. İzleyicisi de daha farklıydı muhtemelen. Bienalden farklı olarak İstanbul Modern sürekli burada. İnsanlar “Bugün gitmezsem yarın giderim. Sergiyi kaçırırsam başka sergiye giderim” diye düşünüyor. Devamlı bir adrese gitme fikri ve heyecanı böyle bir müze ortaya çıktığı zaman gelişiyor demek ki.

-Türkiye’nin modern ve çağdaş sanat tarihinin ilk günden bugüne nasıl aktığını kronolojik olarak göstermeye çalışan tek müzeyiz. Bu bile izleyici için önemli. Çünkü Türkiye’nin çağdaş sanatını göstermek için insanlar misafirlerini buraya getiriyor. Bizim yabancı ziyaretçi oranımız sezonda yüzde 50 ile 52 arasındadır. Yurt dışından gelip İstanbul’u ziyaret edenlerde Türkiye’nin modern sanatı hakkında fikir sahibi olmak için İstanbul Modern’e geliyor.

-Biz bir buzkıran gibi alanı açtık. Peşimizden bir şeyler geliyor. Türkiye’nin sanat ortamında bir hareketlilikten söz edilebiliyorsa bunda bizimle birlikte diğer müzelerin ve sayısı artan galerilerinde etkisi var.

-Şu anda koleksiyonumuzda 101 sanatçının 180 eseri var. Sanatçılar açısından bu çok önemli. Çünkü sanatçılar için müze bir son noktadır. Sanatın takdir gördüğü en yüksek yerdir. Bu nedenle bu koleksiyona girmek sanatçı için çok önemli. Günlük ziyaretçi sayımız 1.800-2.000 civarında. Perşembe günü müze ücretsiz olduğu için bu sayı 3 bini buluyor. Geçen yılı 641 bin ile kapattık. Bu bilgiler bile sanatçıların bakış açısını değiştirebilir.

“İnsanlar daha yaratıcı yaşamak istiyor”

-Artık müze ziyaretinin temel motivasyonu merak değil, alışkanlık. Tabii merak var ama popülerlik de var. Bugün artık yazılı medyadan sosyal medyaya kadar her yerde müzede olmak, müzede selfie çekmek, müzede bir etkinliğe katılmak bir trend aslında. Bu bir teşvik yaratıyor. Fakat benim gördüğüm, insanlar burayı sahiplendi.

-Pek çok aile hafta sonları İstanbul Modern’e geliyor. Artık AVM’lere gitmek istemiyorlar. Çocuklar eğitim programlarına katılıyor, yetişkinler ise eğer sergileri gezmeyeceklerse restoranda kahvaltı yapıyor. Bu aile kültürünün olmazsa olmazına dönüştü. İnsanlar daha yaratıcı yaşamak istiyor.

Sayılarla İstanbul Modern

-1.220 sanatçı

- 105 sergi

- 2.600 film gösterimi

- 16.000 kitap ve dergilik kütüphane

- 10 yılda 5.5 milyon ziyaretçi

- 1.400 etkinlik

“Diğer sermaye sahiplerini özendirdik”

Özalp Birol(Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat Genel Müdürü)

-Kıraç ailesinin hayali evlerinde yer alan eserleri korumak, geliştirmek ve bunların değerlerini gelecek kuşaklara aktarabilmekti. Bu amaçla koleksiyonlarının da kamuyla buluşturulacağı bir yapı düşünüyorlardı. Biz de bildiğimiz anlamda müzecilikle sınırlı olmayacak, kültür sanat alanından herkesi bir araya getirecek bir platform yarattık.

-Bir amacımız da özellikle sanat eğitimi veren okulları cesaretlendirmek. Bunun için yaz aylarında ulusal ya da uluslararası sanat okullarıyla el ele vererek gençlere yönelik güncel sanat projeleri düzenliyoruz. Açılışımızdan bu yana sürdürdüğümüz için artık bunların gelenekselleştiğini söyleyebiliriz.

-Programlarına özendiğimiz Batı ülkelerindeki özel müzelere baktığımızda, bizdeki müzelerle aralarında 100 yıllık bir fark olduğunu görüyoruz. Bu farkın son on küsur yılda kazanılmış bir devinimle kapatılamayacağının farkında olmak gerekir. Buna rağmen bu ülkede gerek ekonomik koşulların geçtiğimiz yıllarda istikrarlı gitmiş olması gerekse sermaye sahiplerinin kültür ve sanata ilgi duymasının getirdiği itibarın farkına varmış olmaları bu devinimi pekiştirdi. Ki bu konuda bizim gibi özel müzelerin performasının da etkisi büyük. Çünkü diğer sermaye sahipleri de bizim sayemizde kültür ve sanat alanına özenmeye başladı. Özel müzecilik işleri kötü planlanmış ve batan işler olsaydı bu alanda bir özenme ve olumlu bir devinimden bahsedemeyecektik.

“Herkes yurt dışında sergi gezemez”

-“Canım ne var? Sergileri getirip kuruyorlar” diyorlar. Öyle olsa bile bu tür etkinliklerin önemli olduğunu düşünüyorum. Neden önemli? Çünkü kültür ve sanata ilgi duyan herkesin yurt dışına giderek bu yapıtları yerlerinde görme şansı olmuyor. Bizim gibi müzelerin bu tür etkinlikler yapması, ülkemiz insanının değer verdiği ya da merak ettiği sanatçılarla buluşmasına imkan sağlıyor. Bu önemlidir. Dahası da var: İlk kez bu önemli sanatçıların yapıtlarını görerek kültür-sanat alanında kendini geliştirmek isteyenlere de bir platform sağlıyoruz. Hayatında ilk kez Giacometti’yi Pera Müzesi’nde görüp heykele merak salabilecek genç insanlarımız var. 10 kişi kazansak bu kârdır.

-Biz memnuniyet anketleri yaptığımız zaman artık cevapların daha bilinçli verildiğini, eleştirilerin daha bilinçli olduğunu görüyoruz. Benim şaşmaz bir noktam var. O da şudur: Biz buraya ziyaretçi defteri koyduk. İsteyen küfür eder isteyen de eleştirisini en kaliteli biçimde iletir. Bir tür serbest kürsüdür. Arzu eden ziyaretçi oraya yazar. Benim şaşmaz barometrem ziyaretçi defterleridir. Her gün ilk işim müzenin ziyaretçi defterini okumaktır. Toplantılarımızda da bu defterler önemli bir kaynak olarak değerlendirilir. Eleştirileri mutlaka dikkate alırız.

“Pera Müzesi’nin ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’ne
ihtiyacı yok artık”

-Kıraç ailesinin koleksiyonu artık halkımızındır. Çünkü kurucular koleksiyonlarını vakfa bağışladılar, onların kişisel mal varlıklarına ait değiller. Bu bakımdan bu eserlerin bir anlamda kamulaştığını söyleyebiliriz. Bu nedenle bizim buraya gösterdiğimiz saygı Kıraç ailesinden ziyade ziyaretçiye gösterdiğimiz saygıyı yansıtır.

-İlla “Kaplumbağa Terbiyecisi” gibi yıldız bir tabloya ihtiyaç duymaz müzeler. Louvre Müzesi dünyanın en büyük müzelerinden biri. Şu an için “Mona Lisa”ya ihtiyacı var mı? Yok. Peki Louvre Müzesi denilince akla ne geliyor? Mona Lisa. Bu nedenle Pera Müzesi’nin şu saatten sonra “Kaplumbağa Terbiyecisi”ne ihtiyacı olmayabilir. Fakat Türkiye’deki özel müzeciliğin temellerinin atıldığı bir evrede Pera Müzesi kurulmaya hazırlanırken biz bu tabloyu özellikle aldık. Hem dikkati yeni kurulacak müzenin ve ailenin duyarlılığının üzerine çektik hem de kendine göre bir efsanesi olan bir yapıtı aldık.

Yaralı akbaba, jandarma ekipleri tarafından kurtarıldıMalatya'da devriye görevi yapan jandarma ekipleri, buldukları yaralı akbabayı tedavi ettirdi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber